Sınıfsal bir perspektif ile A Song of Ice and Fire ve Game of Thrones

Sovyetler Birliği'nin dağılması, reel sosyalizmin çöküşü ve neoliberalizmin yükselişinin ardından, proleterleşmenin ve güvencesizliğin yaygınlaştığı, sol öznelerin silikleştiği ve güçten düştüğü bir ortamda ASOIAF ve Game of Thrones gibi tekinsiz, vahşi, aşırılıklarla dolu ve soyluların taht oyunları altında ezilen halk temsilinin yer aldığı bir fantastik evrenin yaratılması da tesadüf değildir.



29-06-2019 19:49

Hasan Ağzıküçük

*Bu yazı A Song of Ice and Fire (ASOIAF) kitap serisini ve Game of Thrones dizisinin sürpriz gelişmeleri hakkında bilgi içermektedir.

*Yazının genelinde kitap serisine ya da bir bütün olarak kitap serisi ve diziye yönelik eleştiriler yer alırken sadece diziye yönelik olan eleştiriler ayrıca belirtilmiştir.

George R.R. Martin'in epik fantezi türündeki A Song of Ice and Fire (Buz ve Ateşin Şarkısı) adlı roman serisinden uyarlanan televizyon dizisi Game of Thrones (Taht Oyunları) 8'inci sezonun yayınlanmasıyla sona erdi. 2010'lu yılların kitleleri en çok etkileyen kültürel olaylarından biri olan dizi kitlelerin zihninde bir şekilde yer etti. Bu eseri tarihsel materyalizm ve sınıf savaşımlarının perspektifiyle değerlendirmek ve eleştiri süzgecinden geçirmek esere dair daha berrak bir bakış açısı sunacaktır.

7 kitap olması planlanan A Song of Ice and Fire (ASOIAF) serisinin şu ana kadar 5 kitabı çıktı, son 2 kitabı ise henüz yayınlanmadı. Öncelikle yayınlanan 5 kitap üzerinden ASOIAF evrenine bir bakalım. George R.R Martin'in hikayesini kurgusal bir dünya üzerindeki Essos ve Westeros kıtalarında geçer.

İnsanlık tarihi boyunca toplumların geçirdiği evrimsel süreçlerin farklı aşamalarını ASOIAF evreninin farklı coğrafyalarında görürüz. Essos'ta köleci toplum vardır. Büyük bir duvar ile kuzey ve güney olarak ikiye ayrılan Westeros'un duvarın kuzeyinde kalan kısmında ilkel komünal toplum güneyinde ise feodal toplum yapısı vardır. Hikayenin büyük çoğunluğu Westeros'un duvarın güneyinde kalan kısmında yer alan Yedi Krallık'ta geçer. Yedi Krallık'ın tarihimizdeki karşılığı Ortaçağ Avrupası'dır. Bununla paralel olarak Yedi Krallık, soylu sınıfın kendi aralarındaki iktidar mücadelelerinin de merkezidir. Serinin ilk kitabının ve dizinin adı da buradan gelir; Taht Oyunları.

WESTOROS VE ESSOS: BATININ DOĞU ALERJİSİ

Doğuya yönelik ABD ve avrupa ülkeleri merkezli batılı bakış açısı ASOIAF'a da sirayet etmiştir. Batı, doğuyu bütün üstyapı kurumlarıyla kendinden aşağı görür, ve doğu üzerinde başta altyapı kurumları olmak üzere bütün kurumlarıyla egemenlik tahsis etmeye çalışır. Batı merkezli bakış açısının doğu alerjisi ASOIAF'ta da belirgindir. Hatta seride doğu-batı zıtlığı coğrafi olarak da kendine yer bulur. Westeros ASOIAF evreninin en batısında yer alır. Essos ise Westeros'un doğusundadır. Essos köleci toplum yapısına sahip, vahşi Dothrakilerin yaşadığı, tecavüzün ahlaki olarak yanlış bulunmadığı, vahşi ve acımasız geleneklerin ve ilkel kültürlerin var olduğu bir toprak parçasıdır. Westeros ise köle emeğine dayalı üretim biçiminden daha ileri olan feodal üretim biçimine sahip, sömürünün, savaşların, tecavüzün hukuki ve siyasi üst kurumlarla Essos'a göre daha "medeni" şekilde düzenlendiği bir kıtadır. İktidar savaşı, katliamlar, cinayetler her iki kıtada da sürse de Martin, Westeros'a siyasi, ahlaki ve kültürel bir üstünlük verir. Bu üstün olma düşüncesi batının doğuya-özellikle Ortadoğu'ya- bakış açısının ASOIAF'a yansımasıdır. İşte bu nedenle Essos'daki kölelerin zincirlerinden kurtuluşu kendi mücadeleleri ve özgüçleriyle değil Westeros'lu beyaz bir soylu olan Daenerys Targaryen'in kendilerini özgür kılmaları ile sağlanır. Dünyanın egemen emperyal gücü olan ABD'nin Ortadoğu'ya "demokrasi" getirme iddiası gibi, amacı Demir Taht'a oturarak Yedi Krallık'a hükmetmek olan Daenerys Targaryen'in de Essos'a "özgürlük" getirme iddiası vardır. Halkı kendini kurtarmaktan aciz ve süper kahramana ihtiyaç duyan bir kitle olarak gösteren Amerikan süper kahraman anlatısının bir benzeri ejderhalarıyla köle sahiplerini yakan Daenerys Targaryen'in öyküsüyle anlatılır. İnsanlık tarihinde bir özne olarak köle sınıfı tarafından gerçekleştirilen isyanlar Martin'in kitaplarında nesne olan kölelerin kurtarılması şeklinde gerçeklikten uzak bir şekilde resmedilir.

LANNİSTERLAR VE STARKLAR: ZIT KUTUPLARIN MI AYNI KUTBUN MU FARKLI TEMSİLCİLERİ?

Kitaplar ve dizi boyunca bir çok soylu hanedan iktidar mücadelelerinde yer alır ve bu mücadelelerde üç hanedan ön plana çıkar; Targaryenler, Lannisterlar ve Starklar. Kitaplar ve sezonlar boyunca Lannisterlar ve Starkların Westeros'taki taht oyunlarını izleriz. Bu iki hanedan birbirlerine zıt özellikleriyle tanıtılır. Lannisterlar genelde acımasız, küstah, kaprisli, kibirli ve bencillerdir. Eylemlerini iktidar arzuları ile gerçekleştirir, güçlerini ise zenginliklerinden alırlar. Starklar ise onurlu, dürüst, erdemli ve cesurlardır. Lannisterlar kadar büyük bir ekonomik güce ise sahip değillerdir. Lannisterlar iktidara gelmek ve iktidarlarını korumak için makyavelyan yöntemleri başarılı bir şekilde uygular. Askeri güçlerini acımasızca kullanmanın yanı sıra Starklara yönelik kurdukları komplolarla iktidar mücadelesinde bir adım öndedirler. Starklar ise dürüstlük, merhamet, ahlak ve onur gibi değerleri sahiplendikleri için kirli taht oyunlarını oynayamaz ve savaş meydanlarındaki zaferlerine ve askeri başarılarına rağmen yenilgiler alırlar. Aslında George R.R. Martin, Lannisterlar ve Starklar arasındaki mücadele ile klasik anlamda bir iyi-kötü savaşı anlatmaya çalışmaz. Martin'in karakterleri tamamen beyaz ya da tamamen siyah değildir. Martin bütün karakterlerini gri bir alanda tutar, bütün karakterlerle öyle ya da böyle empati kurdurtur. Örneğin Cersei Lannister ile Jaime Lannister arasındaki ensest ilişki büyük bir cinsel tabu olmasına ve ahlaki normlara büyük oranda uygun olmamasına rağmen okurda ve seyircide oluşturduğu tiksinti duygusu sezonlar ilerledikçe kaybolur, Tyrion Lannister'ın da ahlaki normlara uygun olmayan bir çok eylemi sempatiyle karşılanır ya da tolere edilir. Acımasız karakterlerin dahi içlerindeki insancıl duygulara-Cersei'nin çocuklarıyla arasındaki bağ gibi- değinilir. Martin'in kitaplarında karakterlerin kişilikleri ve iyi ya da kötü olarak kabul edilen eylemleri içinde bulundukları koşulların sonucudur. Bu koşullar ise iktidar mücadelesi içinde şekillenir. Şu kuşkusuzdur ki; Lannisterlar ve Starklar aynı sınıfsal konumdadırlar ve aynı sınıfsal çıkarları paylaşırlar; soylulardır, her iki hanedanın da toprakları vardır, üretim araçlarının mülkiyetine sahiplerdir, emek gücü ile üretimde bulunmazlar ve tabiiyeti altında tuttukları insanların üretimlerine el koyarak hayatlarını sürdürürler, savaşlar sırasında halkın çektiği açlığı ve sefaleti çekmezler. Peki Lannisterların ve Starkların her ikisi de egemen sınıfın temsilcileri olduğu halde, üstüne üstlük Martin'in hikayesi klasik anlamda bir iyi-kötü savaşı anlatmamasına rağmen okur ve seyircilerin büyük bir çoğunluğu neden Starkların tarafını tutar? Bunun nedeni Martin'in -ve senaristlerin-, okurun ve seyircinin dikkatini, görmezden geldikleri sınıfsal çelişkilerden uzaklaştırarak egemen sınıfın kendi içerisindeki çatışmalara yönlendirmesidir. Lord Eddard Stark, Lannisterlar tarafından hapsedilir ve sonrasında idam edilir. Eddard Stark'ın ölümünün ardından oğlu Robb Stark Kuzey kralı ilan edilir, savaş meydanlarında hiç yenilgi almaz, ancak Lannisterların kurduğu komplo sonucu dayısının düğününde annesi Catelyn Stark'la birlikte katledilir. Sansa Stark tutsak edilir, birden fazla kez zorla evlendirilir ve tecavüze uğrar. Starkların kalesi Winterfell, Brandon Stark'ın elinden Starklara ihanet eden Theon Greyjoy tarafından alınır. Stark hanesinden Jon Snow kumandanlığını yaptığı Gece Nöbetçileri tarafından tuzağa düşürülür ve -her ne kadar sonrasında hayata dönse de- öldürülür, Rickon Stark Lannisterlara bağlı Boltonlar tarafından tutsak edilir ve sonrasında öldürülür, Arya Stark tüm hikayesi boyunca bir çok zorlukla karşı karşıya gelir (Bu olayların bir kısmı hem kitaplarda hem dizide gerçekleşirken bir kısmı kitaplarda yer almaz ve sadece dizide gerçekleşir). Bütün bunlarla Martin ve senaristler okurun ve seyircinin dikkatini adalet duygusunun esas temeli olan sınıfsal çelişkilerden uzaklaştırarak bu duyguyu egemen sınıfın kendi iç çelişkileriyle ilgili anlatılarda ortaya çıkarırlar ve okuru ve seyirciyi uğradıkları haksızlıklara karşı Starkların tarafını tutmaya yönlendirirler.

WESTEROS'TAKİ SAVAŞLAR: YARATILAN ÇARPIK GERÇEKLİK İÇİNDE SINIF SAVAŞIMINI GÖRMEZDEN GELMEK

Saf iyi ve saf kötü arasında bir savaş kurgulanarak da sınıfsal çelişkiler görmezden gelinebilir. Örneğin J.R.R Tolkien'in The Lord of The Rings (Yüzüklerin Efendisi)'i bu tarz anlatının bir örneğidir. George R.R. Martin ise sınıfsal olanın halı altına süpürülmesini farklı bir şekilde gerçekleştirir. Martin'in kitaplarında karakterler yüceleştirilmez, bütün karakterler insani yönleriyle ve insani zaaflarla tanıtılır. Bu ise okur ve seyirciye-burjuva olmayan okur ve seyirciye diyelim- sınıfsal olarak empati kuramayacakları karakterlerle empati kurdurtur. Bu empati de sınıfsal olanın görünmez kılınmasına katkı sağlar. Örneğin okur ve seyirci Robb Stark'ın savaşını acımasız ve şımarık kral Joffrey'in ve Lannisterların zulmüne karşı ve halk yararına başlatılmış adil bir savaş olarak görür ve bu savaşı onaylar. Oysa ki Robb Stark savaşı babası Eddard Stark'ın tutsak edilmesi ve sonrasında öldürülmesi nedeniyle duyduğu intikam duygusu ile başlatır. Aslında Robb Stark kendi soylu hanedanına yönelen bir saldırıya karşı duyduğu intikam, kin, hırs gibi kişisel duyguları nedeniyle savaş başlatmaktadır ve başlattığı bu savaş ile beraberinde binlerce insanı ölüme götürmektedir. Ancak Robb Stark'la sağlanan özdeşleşme bu durumun hatalı ya da sorgulanmaya açık olduğu düşüncesinin önüne geçer. Benzer şekilde Robert Baratheon'un, nişanlısı Lyanna Stark'ı prens Rhaegar Targaryen'ın kaçırdığı iddiası ile başlattığı isyan, zalim bir kral olan Deli Kral Aerys II Targaryen'a karşı gerçekleşmiştir. Bu isyana Starkların katılma nedeni Deli Kral Aerys'in Eddard Stark'ın babası Rickard Stark'ı ve ağabeyi Brandon'ın Stark'ı idam etmesidir. Burada vurgunun Robert Baretheon'un duyduğu aşka ve Starkların acımasızca infazına mı yoksa kralın zalimliğine mi yapıldığı tartışılabilir. Zaten Martin'in amacı da bu tartışmayı sağlamaktır. Bir tarafta Baratheon'lar, onurlu ve dürüst Starklar, bütün bir şehri ve bu şehirde yaşayan insanları-bu insanları önemseyip önemsemediği soru işareti olsa da- Deli Kral'ı öldürerek acılar içinde ölmekten kurtaran Jaime Lannister ile birlikte Lannisterlar ve diğer bazı hanedanlar vardır. Diğer tarafta ise Targaryen hanesi ve destekçileri yer alır. Targaryenler Robert'ın isyanı ve sonrasında yapılan savaşlar söz konusu olduğunda kafa karışıklığına neden olur. Deli Kral Aerys'in bir zalim olduğuna kuşku yoktur. Ancak Aerys'in ölümünün ardından kızı Daenerys Targaryen köleliğe karşı girdiği savaşlarla zincirkıran unvanı almıştır ve Demir Taht'ta hak iddia eder. Öte yandan hikaye ilerledikçe Robert'ın isyanının gerekçesi olan Aerys'in oğlu Rhaegar Targaryen'in Lyanna Stark'ı kaçırdığı iddiasının doğru olmadığını öğreniriz. Rhaegar ve Lyanna birbirlerini sevmiş ve evlenmişlerdir. Soylu hanedanlar arasındaki tüm bu komplike ilişkiler, düşmanlıklar ve entrikalar ayrıntılarıyla anlatılır. Robert'ın İsyanı söz konusu olduğunda Martin bir kez daha okuru zulme uğrayan halkın özne olduğu bir taraf göstermeksizin tüm ayrıntılarıyla isyandaki rolleri anlatılan soylu hanedanlar arasından taraf tutmaya yönlendirir ama bu kez  tutacağı tarafı net bir şekilde işaret etmez. Entrikalara ve kişisel husumetlere dayanan bu savaşlar okuru ve seyirciyi soylular arasından taraf tutmaya yönlendirip sınıf savaşımını ASOIAF evreninin kendi gerçekliği içerisinde görünmez kılarken bir yandan da tarihsel gerçekliği saptırmak için kullanılır. Feodal toplum yapısında soylu sınıfın kendi aralarındaki iktidar kavgasının nedeni kendi sınıfsal konumlarını güçlendirme amacıdır. Sınıf savaşımı ise esas olarak soylu sınıfla köylü sınıfı arasındadır. Yani soylu sınıf arasındaki savaşlar, esas belirleyen olan sınıf savaşında soyluların köylü sınıfı karşısında güç kazanma isteğinden dolayı ortaya çıkar. Feodal toplumun soylu sınıfına odaklanan ve hikayesini soylu sınıfın bakış açısıyla anlatan ASOIAF'ın büyük oranda görmezden geldiği yer de burasıdır. Martin, hanedanlar arasındaki taht kavgalarının nedenini sınıf savaşımı temelinin üzerine kurmaz; vurguyu soyluların kişilik özelliklerine, kişisel duygularına yapar. Oysa tarihte soyluların kişiliğini belirleyen, toplumsal koşullar ve kendi sınıfsal konumları olmuştur. Martin, soyluların iktidar isteğinin temelinde yer alan toplumsal ilişkileri görmezden gelerek iktidar isteğinin kendisine odaklanır. Bu bakış açısı resmi tarih anlatımıyla da paraleldir. Resmi tarih, tarihi toplumsal koşullardan kopuk bir şekilde anlatır, tarihi kişiselleştirir, kişileri kahramanlaştırır, kahramanlaştırdığı veya şeytanlaştırdığı kişiler üzerinden hükümdarların kendi aralarındaki savaşlara ve entrikalara vurgu yapar. Robert'ın İsyanı'nda da Beş Kralın Savaşı'nda da feodal dönem savaşlarını ortaya çıkaran ekonomik nedenler görmezden gelinir. Martin'in kitaplarında savaşlar deli bir kral, karşılıksız bir aşk, intikam duygusu gibi nedenlerle ortaya çıkar. Gerçekte sınıfsal konumlarını güçlendirmek için savaşmış soyluların savaşlarına meşruiyet kazandırmak için kullandıkları bahaneler Martin'in kitaplarında savaşın asıl nedenleriymiş gibi gösterilir. Yani Martin kitaplarında hem tarihsel gerçekliği sınıf savaşımlarını görmezden gelerek bulanıklaştırır hem de kendi çarpık gerçekliği içerisinde sınıf savaşımlarını görmezden gelir. Bunlarla paralel olarak Martin'in kitaplarında halkın özgücü yoktur. Halk edilgendir, kurtarılmaya muhtaçtır. Kitaplarda ve dizide sık sık Westeros halkının kendilerini kimin yöneteceğiyle ilgilenmediğine vurgu yapılır. Westeros'un soyluları ve köylüleri sanki aynı toplumun parçası değilmiş gibi yansıtılır, bunun nedeni de toplumsal üretim ilişkileri ve toplumun üretici güçlerinin görmezden gelinmesidir. Martin ya bilinçli şekilde çarpık bir fantastikleştirilmiş tarih anlatısı yapmakta ya da ekonomi-politikten anlamamaktadır.

DUVARIN KUZEYİNDE İLKEL KOMÜNAL BİR TOPLUM: ÖZGÜR HALK

Westeros'u ikiye ayıran duvarın kuzeyinde ise ilkel komünal toplum yapısı vardır. Duvarın kuzeyinde yaşayan Özgür Halk duvarın güneyindeki insanlar tarafından yabanıl olarak adlandırılırlar. Özgür Halk bir krala ya da lorda diz çökmeyi, biat etmeyi reddeden kabilelerden oluşur. Özel mülkiyet yoktur. Sınıfsal eşitsizlik yoktur. Cinselliği muhafazakar baskı altındaki Westeros'a kıyasla daha özgür bir şekilde yaşarlar. Özgür Halkın kültürleri ve gelenekleri duvarın güneyinde vahşi ve tekinsiz olarak görülür. Bu tekinsizlik bilinmezlikten gelir. Ygritte'in Jon Snow'a sık sık söylediği "Hiç bir şey bilmiyorsun Jon Snow" sözü aslında duvarın kuzeyindeki toplum yapısının duvarın güneyindeki insanlar tarafından doğru bir şekilde algılanamamasına işaret eder. Duvarın güneyinde yaşayanlar kendilerini saran toplumsal koşulları kanıksamaları nedeniyle, Özgür Halk gibi alternatif bir toplum yapısını ve farklı bir kültürü, diz çökmeden yaşamayı tahayyül edemezler. Bilinmeyenin yarattığı tekinsizliğin sonucu olarak Özgür Halk'ı ötekileştirirler. Şunu da belirtmek gerekir ki ASOIAF'ta ve Game of Thrones'da Özgür Halk idealize edilmez. Özgür Halk arasında yer alan Thennler arasında yamyamlık vardır örneğin.  Öte yandan Martin'in Özgür Halk'ı yaratarak sınıfsal eşitsizliğe karşı bir alternatif yaratıp yaratmadığı kuşkuludur. Martin'in sınıfsal eşitsizliğe karşı alternatif yaratabileceği esas yer sınıfsal eşitsizliğin olduğu yer, yani Yedi Krallık'tır. Ancak Martin sınıfsız bir toplumu, insanlık tarihinde köleci toplum ve feodal toplumdan daha eski bir toplum yapısı olan ilkel komünal toplumu referans alarak Yedi Krallık'ın kuzeyinde  kurgulamış ve hatta araya kocaman bir de duvar çekmiştir. Dizi ise bu iki toplum yapısı arasındaki çatışmayı ilerici bir yöne götürmemiş, bunun yerine karşısında birlik olunması gereken büyük bir tehlike olan Ölüler Ordusu'na karşı bu iki toplum yapısını uzlaştırma yoluna gitmiştir. Yayınlanacak son iki kitapta ise bu konunun akıbetinin ne olacağı net değildir.

ASOIAF'IN TANRILARI VE DİNLERİ

ASOIAF'la ilgili bahsedilmesi gereken bir diğer konu kurgusal dinler. Martin'in yarattığı kurgusal dinler, aslında insan topluluklarının geçmişten günümüze yaratmış olduğu dinlerin ASOIAF'taki izdüşümü ya da benzerleri. Ormanın Çocukları ve Kuzeylilerin taptıkları eski tanrılar, çok tanrılı dinlerin-örneğin Mısır ve Yunan tanrıları- bir benzeri olarak karşımıza çıkar. Işık Tanrısı olarak bilinen R'hllor zerdüştlük dininin ASOIAF evrenindeki karşılığıdır. İnsanlık tarihinde dinin ortaya çıkması insanların açıklayamadıkları doğa olaylarını metafizik bir varlığa dayandırarak açıklamaya çalışmaları ile gerçekleşmiştir. İnsanlar, ateş, su, toprak gibi gözlemledikleri maddelerle özdeşleştirdikleri tanrılar ve dinler oluşturmuşlardır.  Buna paralel olarak ASOIAF'ta Demir Adalar'da yaşayan denizciler, bir deniz tanrısı olan Boğulmuş Tanrı'ya inanırlar. ASOIAF'ta suikastçı bir topluluk olan Yüzsüz Adamlar'ın taptığı Ölüm Tanrısı ise, ölümün bilincine varan insanlığın kabullenemediği ölüm olgusuyla baş edebilmek için oluşturduğu dinlerin ASOIAF evrenine bir yansıması olarak görülebilir.

Westeros'taki en yaygın din olan Yedi İnancı ise feodal dönem Avrupası'nın hakim dini olan Katoliklikten esinlenerek oluşturulmuştur. Hristiyanlığın üçlü birliği (baba, oğul, kutsal ruh), Yedi İnancı'nda yedi farklı şekilde görünen (baba, anne, savaşçı, bakire, yaşlı bilge, demirci, yabancı) tek bir tanrı olarak karşımıza çıkar. Bu benzerliği sadece inancın metafizik açıklamalarında değil, toplum yapısına etkisi bakımından da görürüz. Katoliklik, feodal dönem Avrupa'sında soyluların iktidarının meşruiyet aygıtı olarak işlevlendirilmişti. Kilise ve soylular iktidarlarını ve yönetme yetkilerini tanrıdan aldıklarını iddia etmekteydiler. Katoliklik bu ideolojik işlevi dışında siyasi, ekonomik ve askeri bir gücü de temsil etmekteydi. Papalık ve Katolik Kilisesi etrafında şekillenen ruhban sınıfı tıpkı soylular gibi toprak sahibiydiler, köylülerin emek gücüne ve üretimlerine el koyarlardı. Kendi askeri güçleri vardı ve şövalyelere çağrı yaparak ordular oluşturabilmekteydiler. Aynı zamanda siyasi bir güç olarak iktidar kavgalarında belirleyiciydiler. Soylular iktidarlarının başlangıcı ve devamlılığı için kilisenin onayına ihtiyaç duyardı. ASOIAF evrenindeki Yedi İnancı bir çok açıdan Katolik inancının bu özelliklerini taşır. Katolik Kilisesi'nin lideri papa gibi Yedi İnancı'nın da Yüce Septon olarak bilinen bir lideri vardır. Kiliselerin karşılığı septler, Vatikan'ın karşılığı Yüce Baelor Septi'dir. Rahipler septon, rahibeler septadır. Yedi İnancı'nın da askeri gücü vardır. Tıpkı Katolik Kilisesi gibi Yedi İnancı da Westeros'taki soyluların iktidarları için ideolojik bir işlev görür ve iktidar mücadelelerinde belirleyici bir role sahiptir. Katoliklik ve Yedi İnancı'nın uyumlu olmadığı yer ise Papalığın ekonomik gücü ve sınıfsal konumunun Yedi İnancı'nda bulunmamasıdır. Fantastik bir Orta Çağ anlatısı olan Game of Thrones'ta din, Orta Çağ Avrupa'sındaki gibi bir ekonomik sömürü kurumu değildir ve sadece ideolojik, siyasi ve sosyal olarak işlevlidir. Martin, din ve sınıfsal eşitsizlik arasındaki ilişkinin bu boyutu görmezden gelir.

ASOIAF'TA CİNSELLİK VE AHLAKİ GÖRECELİK

ASOIAF evreni aynı zamanda fahişelerin, hadımların, ensest ilişkilerin, tecavüzlerin de evrenidir. Kültürün bir öğesi ve ahlaki normlar tarafından düzenlenen bir olgu olarak cinsellik, ASOIAF'ta kültür ve ahlak çatışmalarına zemin hazırlar. Örneğin Dothrakilerin cinselliği aşırı ve aleni şekilde yaşamaları Daenerys'in ve Daenerys'in gözünden okurun Dothrakileri kendi ahlaki bakış açısıyla değerlendirmesi ve bunun sonucunda tiksinmesine ve kınamasına neden olur. Benzer şekilde Jon Snow Özgür Halk'ın cinselliği yaşama biçimini kendi ahlak anlayışıyla bağdaştıramadığından bir süre için kabullenemez. Brandon Stark'ın Jaime ve Cersei Lannister'ı sevişirken görmesi de ensest ilişkinin bir çok kültürde ahlak dışı bulunması nedeniyle okurda ve seyircide tiksinti duygusu oluşturabilir. Martin cinselliğin ahlak duvarına çarptığı tüm bu durumlarda benzer bir şey yapar. Okurun ahlaki bakış açısını paylaşan ya da bu bakış açısına yakın bir karakterin gözünden "sakıncalı" cinselliği gösterir. Hem karakter hem okur cinselliğin bu şekilde yaşanmasını yanlış bulur. Daha sonra karakterin cinselliğin farklı yaşandığı bu kültüre adaptasyonunu sağlayarak ya da hikayeyi bu farklı kültürün bakış açısıyla geliştirerek okurun en baştaki sert ahlaki tutumunu yumuşatır, okurun olaylara farklı ahlaki bakış açılarıyla bakmasının önünü açar. Daenerys, Dothrakilerin; Jon Snow Özgür Halk'ın kültürüne uyum sağladıkça okur da Dothrakilere ve Özgür Halk'a yönelik sert tutumunu biraz yumuşatacaktır. Ya da Jaime ve Cersei Lannister arasındaki aşkı daha yakından gözlemledikçe okur bu karakterlerle empati kuracak ve ilk baştaki tepkisini göstermeyecektir. Martin'in dünyasında tıpkı bizim dünyamızdaki gibi evrensel bir ahlak yoktur. Ahlak görecelidir. Okur da kitaplar boyunca ahlaki göreceliği bir bakış açısı olarak benimsemeye meyilli olur, ancak bir yere kadar. Örneğin, Özgür Halk'ın cinselliği yaşama biçimi, ve hatta Jaime ve Cersei arasındaki ensest ilişki daha kolay benimsenebilirken, Dothrakilerin tecavüz kültürü tabi ki benimsenmeyecektir. Martin'in kitaplarında cinsellik bir iktidar şekli, iktidar aracı ve iktidarı kaybetme nedenidir aynı zamanda. Tecavüzler erkeğin siyasal iktidarı ve cinsel iktidarının birleştiği bir alan olarak gösterilir. Soylu hanedanlar arasındaki evlilikler hanedanların iktidardaki konumunu güçlendirmek için bir araçtır. Taht oyunları sırasında aşk evliliğine yer yoktur-aşk evliliği yapan Robb Stark'ın bunun sonucunda canından olmasını hatırlayalım-. ASOIAF'ta "eksik" erkeklerin taht oyunlarını başarılı bir şekilde oynayabilmesi-örneğin bir cüce olan Tyrion Lannister ya da bir hadım olan Lord Varys- Martin'in erkeklik ve iktidar arasındaki ilişkiyi sorgulamaya açmasının bir görünümüdür. Ya da dizinin 7'nci sezonunda hadım karakterlerden Grey Worm'un Missandei ile sevişmesi, erkek cinselliğini erkeğin cinsel organıyla sınırlandırılmış alanın da dışına çıkarır. Martin cinselliği, aşkı, evlilik kurumunu sunuş biçimiyle cinsellik ile iktidar arasındaki ilişkiyi ve ahlak normlarını tartışmaya açar. Öte yandan cinselliğin aşırılığı ve sarsıcılığı ile okurun ve seyircinin bilinç dışında var olan duyguların bilince çıkartılması sağlanarak arınma (katarsis) sağlandığı da söylenebilir.

TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİ: ŞÖVALYE OLMAK VE LEYDİ OLMAK

ASOIAF evreni toplumsal cinsiyet rollerinin katı olarak belirlendiği bir evrendir. Bu evrende erkeklerin korkusuz birer savaşçı ve kadınları koruyan lordlar veya şövalyeler olmaları beklenirken, kadınlara kırılgan ve korunmaya muhtaç leydiler olma rolü biçilmiştir. Bunun temelinde kadınların kendilerini korumaktan aciz, bir erkeğin-şövalyenin- kendilerini korumasına muhtaç olduğu düşüncesi yer alır. George R.R. Martin ise kitaplarında bu toplumsal cinsiyet rollerini sık sık tepetaklak eder. Martin'in kurguladığı evrende şövalyeler kadınları korumaz; onları öldürür, döver ve onlara tecavüz ederler. Martin böylece şövalyelik kurumunun, cinsiyetçi ve heteroseksist özünü deşifre eder.  Bazı kadın karakterler de kendilerine biçilen leydi rolünü oynamayı reddeder ve doğrudan savaşçı yönleriyle öne çıkarlar; Tarthlı Brienne Westeros'un en iyi savaşçılarından biridir. Daenerys Targaryen kralların hükümdarlıklarını sürdürdüğü bir ortamda kraliçeliğini ilan etmiştir. Arya Stark dikiş diken bir kız çocuğu ve bir leydi olmayı reddetmiş ve kendini bir savaşçı olarak yetiştirmiştir. Toplumsal cinsiyetin kadınlara verdiği rolleri reddeden ve erkeklere verdiği rolleri onlardan "çalan" bu karakterler erkeklerin cinsiyetlerinden gelen iktidarları ile siyasal iktidarlarını aynı anda sarsar. Bu nedenle de yıkıcılıkları bir kat fazladır. Serinin son iki kitabı yayınlanmadığından bu karakterlerin hikayelerinin sonunu bilmiyoruz. Ancak dizinin final sezonunun yayınlanmasıyla bu karakterlerin dizideki sonlarından haberdarız. Bu karakterlerin dizi finali ile erkek egemen ve düzen içi bakış açısına nasıl hapsedildiğine bir bakalım. Tarthlı Brienne final sezonu itibariyle bakireliğine vurgu yapılmış ve cinsel sorunları olan bir karakter olarak karşımıza çıktı. Şövalye olan bir erkek tarafından şövalye ilan edilerek "onurlandırıldı". Şövalyeliğin eleştirisi olabilecek bir kadın karakter tam tersine erkeklerin dünyasına erkekler tarafından kabul edilmiş oldu. Ve Tarthlı Brienne üzerinden, toplumsal cinsiyetin kadınlara yasakladığı alanlarda kendine yer açan ya da açmaya çalışan savaşçı kadınların cinsel sorunları olan ve bir kadın olarak özgüvensiz oldukları için erkekleşmiş kadınlar oldukları düşüncesi verilmeye çalışıldı. Erkeğin rasyonel düşünme yetisi nedeniyle yönetmeye daha uygun olduğu, kadının duygularını aklının önüne koyduğu için yönetmeye uygun olmadığı düşüncesiyle şekillenen erkek egemen siyaset ve tarih anlayışı, son sezonda Daenerys Targaryen üzerinden işlendi. Westeros halkı tarafından sevilmemesi, aralarındaki akrabalık ilişkilerini öğrendikten sonra Jon Snow'un kendisiyle birlikte olmayı reddetmesi gibi nedenlerle "çılgınlığı" tetiklenen Daenerys Targaryen, Kral'ın Şehri'ndeki insanları katletti. Böylece kadının özgürleşen ve özgürleştiren bir figür olarak siyasette var olamayacağı düşüncesi pekiştirilmiş oldu. Arya Stark ise final bölümüyle birlikte tıpkı Orta Çağ'da sömürgeler bulmak için denize açılan kaşifler gibi Stark Hanesi'nden bir soylu olarak Westeros'un batısındaki Gün Batımı Denizi'ne yeni yerler-sömürülecek yeni toplumlar- keşfetmek amacıyla açıldı. Böylece bütün bu karakterlerin erkek egemenliği sarsıcı potansiyelleri heba edilmekle kalmadı, tam tersine bu karakterler erkek egemen düzenle uyumlu ve bu düzeni besleyici bir niteliğe büründü. En başından beri düzenle ve toplumun kendisine verdiği kadınlık rolleriyle en uyumlu karakterlerden biri olan Sansa Stark ise final bölümünde Kuzey Kraliçesi ilan edilerek "kazanan" kadın karakter oldu.

'BİR ESAS DÜŞMAN' YA DA YAŞAYANLAR ARASINDAKİ SAVAŞTA BİR UNSUR OLARAK ÖLÜLER ORDUSU

Son iki kitap yayınlanmadığı için Ölüler Ordusu'nun yükselişinin ASOIAF'taki iktidar savaşına nasıl etki edeceği net değil, final sezonunun yayınlanması ile Ölüler Ordusu'nun dizideki sonu ise belli oldu. Ölüler Ordusu'nun Game of Thrones'a etkisini tartışalım. İnsanların tümünü yok ederek insanlığın sonunu getirmek isteyen bir ordu, kanlı iktidar savaşlarının sürdüğü sınıflı bir topluma nasıl etki edebilir? İki yol var. İnsanlar arasındaki kavgayı derinleştiren bir faktör olabilir ya da insanların kendi arasındaki kavgayı bırakıp "esas düşman"a karşı birlikte savaşmaları sonucunu doğurabilir. Bu ikinci yol hem kurgusal eserlerde yaratılan sanal bir gerçeklik olarak hem de bir propaganda malzemesi olarak siyasette sıkça başvurulan bir egemen sınıf ideolojisi ürünüdür. Özü şudur; sınıf savaşımı, ezilenlerin ezenlere karşı verdiği mücadele, insanlığın-ya da bir toplumun- kendi arasındaki bütün mücadeleler gereksiz ve önemsizdir, bütün insanlık olarak birleşip esas düşmana-dış düşman, dış güçler- karşı savaşmalıyız. Örneğin Hollywood yapımı uzaylı istilası temalı filmlerin bir çoğunun alt metninde bu düşünce yatar. Bu ve benzeri temalı filmlerde sık sık yönetenler ve yönetilenler, zenginler ve fakirler bütün farklılıklarını ve aralarındaki husumeti bir kenara bırakıp ortak düşmana karşı bir savaşa girişirler. Bu kurgu biçimi tabiki büyük bir çarpıtma içerir. Biraz düşünelim. Rasyonel düşünecek olursak Game of Thrones gibi sınıflı bir toplumda geçen bir hikayede Ölüler Ordusu'nun hikayenin gidişatına etkisinin şöyle olacağını söyleyebiliriz; iktidarı elinde tutan soylu sınıf ezilen sınıfların üzerine basa basa bu işten paçalarını yırtmaya çalışır, kendi aralarında çıkan çıkar çatışmaları nedeniyle birbirlerini satar, ve hatta "esas düşman"la işbirliği yaparak insanlığa ihanet edip bir şekilde kendi varlıklarının devamlılığını sağlamaya çalışırlardı. Şu bir gerçektir ki; insanlığın geleceği ve türümüzün çıkarları için her koşulda sınıf savaşımı ve ezilenlerin mücadelesi önceliklidir. İnsanlığı savunmanın ilk koşulu insanın insan üzerinde kurduğu tahakküme karşı mücadele etmektir. Peki Game of Thrones Ölüler Ordusu'na karşı insanlığın verdiği mücadeleyi nasıl işledi? Kraliçe Cersei Lannister, Ölüler Ordusu'nun duvarı yıkıp Winterfell'e saldırmasını Starkların, Daenerys Targaryen'in ve kendisine biat etmeyen diğer herkesin zayıflaması için bir fırsat olarak gördü ve stratejisini bu yönde belirledi. Ayrıca Ölüler Ordusu'yla yapılan savaşın öncesi ve sonrası Daenerys Targaryen ile Starklar arasındaki çekişmelerin de zeminini oluşturdu. Westeros'taki bütün insanların birleşerek Ölüler Ordusu'na karşı savaştığı düz ve basit bir hikaye görmedik diyebiliriz. Öte yandan Gece Nöbeti ile Özgür Halk'ın özel mülkiyet temelli çatışması, ya da birbirlerine düşman olan, birbirlerinden haz etmeyen bir çok karakterin çekişmeleri ortak düşmana karşı yapılan bu savaş içerisinde eridi, önemsizleştirildi. Yani dizi Ölüler Ordusu'yla yüzleşmeyi ne insanlar arasındaki iktidar mücadelesini kızıştıran bir hikaye olarak ne de bütün insanların ortak düşmana karşı birleşerek savaştığı bir hikaye olarak gösterdi. Bu ikisinin ortasında bir hikaye anlatmayı tercih etti. Ve bu hikayeyi anlatırken de soylular arasından "kahramanlar"-Arya Stark gibi- çıkarmaya ve krallar, kraliçeler, lordlar ve bunların hizmetindeki şövalyeler ve askerler dışında kalan insanları görmezden gelmeye devam etti. İnsanlığın ölüme karşı direnişinin öznesini insanlık olarak değil, soylu kahramanlar olarak belirledi.

FİNAL SEZONU ÜZERİNE

Game of Thrones'un anlattığı hikaye sezonlar ilerledikçe uyarlandığı kitapların anlattığı hikayelerden farklılaştı. Dizi, son iki kitabın yayınlanmamış olması nedeniyle 6'ncı sezondan itibaren de kitaplarda anlatılan hikayenin önüne geçti. Bu aşamadan sonra dizi senaristleri ellerinde uyarlayacakları ve yararlanacakları bir materyal olmadığı için bocalamaya başladı. Game of Thrones'un final sezonunun senaryosuna yönelik yapılan eleştiriler daha az ve hafif şekilde geçtiğimiz sezonlarda da yapılıyordu. Kurgunun tutarsızlaşması, senaryo hataları, karakter gelişimlerinin bir çırpıda heba edilmesi ve karakterler arası ilişkilerdeki anlamsız dönüşümlerin final sezonuyla birlikte ayyuka çıktığını söyleyebiliriz.

ÇAĞIMIZIN FANTASTİK BİR YANSIMASI: ASOIAF  GAME OF THRONES

Her eser ortaya çıktığı çağın ve toplumun yansımasıdır. Birinci Dünya Savaşı'nda savaşmış, İkinci Dünya Savaşı'nı görmüş J.R.R. Tolkien'in kötülüğün dehşetine, yıkıcılığına, yaydığı korku ve umutsuzluğa karşı iyiliğin imkansız görünen direnişini anlattığı The Lord of the Rings'i (Yüzüklerin Efendisi) yazması tesadüf değildir. George R.R. Martin, kitapları 90lı yıllarda yazmaya başladı ve 2010lu yıllarla birlikte dizi uyarlaması geldi. Sovyetler Birliği'nin dağılması, reel sosyalizmin çöküşü ve neoliberalizmin yükselişinin ardından, proleterleşmenin ve güvencesizliğin yaygınlaştığı, sol öznelerin silikleştiği ve güçten düştüğü bir ortamda ASOIAF ve Game of Thrones gibi tekinsiz, vahşi, aşırılıklarla dolu ve soyluların taht oyunları altında ezilen halk temsilinin yer aldığı bir fantastik evrenin yaratılması da tesadüf değildir. Çok daha fazla sanatçının anlatacakları hikayelerde halk direnişlerinden etkileneceği ve eserleriyle bu direnişlere katkı vereceği bir toplumu insanlık olarak yaratmamız dileğiyle...

Kaynaklar

1. Henry Jacoby, Game of Thrones ve Felsefe (Ankara: NotaBene Yayınları, 2015)

2. Yuvarlak Masa Tartışması: Game of Thrones, Altyazı Sinema Dergisi (http://www.altyazi.net/soylesiler/yuvarlak-masa-tartismasi-game-of-thrones/, 19 Haziran 2019'da erişildi)

3. Slavoj Žižek, Game of Thrones devrim ve politik kadın imgesi korkusundan beslendi, Independent, çev: Sena Çenkoğlu (http://sendika63.org/2019/05/game-of-thrones-devrim-ve-politik-kadin-imgesi-korkusundan-beslendi-slavoj-zizek-548842/, 19 Haziran 2019'da erişildi)