Sertifika Canavarı Beyaz Yakalı ve Sosyal Medya Çiftliklerinin Damızlık Kullanıcıları

Aslında bahsedilen “bilgi toplumu” sürecinin sermayedarlar için yeni rant alanları ve ona uygun dönüşümler anlamına gelirken emekçiler için sürekli uzmanlaşma zorunluluğu anlamına gelmesidir. Üstelik bu uzmanlaşmalar, ‘beceriler’ bireyin tüm yaratıcılığından, en değerli sermayesi olan zamanından çalarken hızlıca/kolayca eskimektedir. Sonuç olarak kişi kendisini olabildiğince başarılı bir şekilde pazarlamak için lise yıllarından emekliliğine kadar olan sürede daimî bir sertifikalanma hali yaşamaktadır. Sertifikalar, kurumlar, alanlar değişmekte ancak piyasa açısından geçerlilik geçerliliği/ölçütü değişmemektedir.



02-09-2018 01:46

Çağan Sabancı

“Sömürünün altında yatan   şiddet işçinin emek zamanına el konulmasıdır.”

Küresel Dijital Ekonomide Emek – Sibertaryanın Oluşumu kitabı bu yıl Yordam Kitap tarafından Türkçeye çevrildi. Ursula Huws, teknolojik gelişmenin emekçi sınıfın ve daha çok beyaz yakalı olarak anılan kesiminde yarattığı dönüşüm hakkında istikrarlı bir biçimde yazıp çizmektedir. Yazarın sınıf incelemelerinde esas aldığı ölçütleri ise geçim, emek ve değer oluşturmaktadır. Bahsedeceğimiz kitap ise Ursula Huws’un çeşitli makalelerinden ve konferans bildirilerinden oluşan bir seçkidir. Bu seçkide yer alan makalelerinde Huws kapitalizmin güncel eğilimleriyle birlikte çalışma koşullarında teknolojinin çeşitli biçimlerde yer edinmesinin sonuçlarını emekçi sınıflar açısından değerlendirmektedir. En önemli vurguyu ise insanların sosyal medya platformlarındaki faaliyetlerinin, paylaşımlarının şirketler tarafından ticari bağlamda kullanılıyor olmasına yönelik teorik bir tanımlama-isimlendirme girişimi hak etmektedir. Yine kitapta yazar, dijital emeğin, klasik emek tanımlarından dışlanmaması gerektiğini, pazarlama, lojistik, dağıtım, nakliye, müşteri hizmetleri gibi işlerin de üretken emekten sayılması gerektiğini ve nitelikli fakat güvencesiz çalışan insanlar için ‘serbest emek’ kavramının önemli olduğunu vurgulamaktadır.

Dijital Emek: Ücretsiz Üretici Emek

Çalışmadaki çeşitli vurguların önemli hareket noktalarından birini kapitalizmin bunalımlarını yeni metalar yaratarak atlatması tespiti oluşturmaktadır. Ayrıca teknolojinin yarattığı yeni üretim biçimlerinin özgün tüketim biçimlerine yol açması da meseleyi daha can alıcı hale getirmektedir.[1] Dijital emek tanımı ise beraberinde üretken, üretken olmayan emek tartışmasını getirmektedir. Ancak burada üretken-üretken olmayan emek tartışmasına yer veremeyeceğiz.

Dijital emek konusunda anahtar ifadeleri “bunalımları yeni metalar yaratarak atlatma” ve “özgün tüketim biçimleri” oluşturmaktadır. Bu anahtar roldeki ifadelerin oluşturduğu bağlamda da düşünürsek, dijital emek; sosyal medya platformlarında hem yer alarak (kamusal bir çevresi olan kişiler için) hem de onlar için ücretsiz içerik üretilmesi ve bu ücretsiz içeriğin kapitalist ilişkilerle metalaşması, piyasa açısından değer taşıması anlaşılmaktadır. Dijital emek tanımlamasına yol açan değişimin ilk ayağını dijital platformların rantsal bir nitelik taşıması oluştururken ikinci ayağını içerik üretiminin satın alınan, mesaili, ‘konvansiyonel’ bir işten ücretsiz, ‘gönüllü’ bir işe dönüşmesi oluşturmaktadır. Huws’un dijital emek tanımlamasındaki teorik dayanağını Marx’a atıfla “metayı meta yapanın içeriği değil üretilenin üretim süreci ve sonrasındaki bağlamı/ilişkilerinin kapitalist süreçlere dahil oluşunun ölçüt olarak kabul edilişi oluşturmaktadır. Mikro bloglarda (Twitter, Facebook vs.) bireyler sosyal medya platformları için ücretsiz içerik üretmektedirler. Dijital emek tartışmasının temelini bu süreç meydana getirmektedir.

Kapitalizm-teknoloji buluşmasının günümüzdeki yeni görünümlerine bakmakta fayda var. 

Şirketlerin Yönetiminde Teknoloji; Ouroboslar

Huws’un çalışmasına kaynaklık eden bu okumaların diğer alanlara salınımı da oldukça bereketlidir. Kitapta konu edilen bir diğer önemli husus, sosyalleşmenin metalaşması ve bu sürecin dayanışmayı, topluluk kültürünü engelleyen bir özellik sergilemesidir. Teknolojinin ona yön veren sermayenin elinde topluluk kültürünü engelleyen sonuçlarının incelenmesinin yanında bireysel ilişkilerde de doğrudan temasın zengin ve incelikli, çoklu duyusal olanaklarını kullanmak yerine iletişimleri için sınırlı mecraları dayatması da kitapta yer edinmiştir. Meseleyi bir ‘ihtiyar söylenmesi’ olmaktan çıkaran gerçek ise “çağdaş dünyada kişisel ilişkilerin üretim ve mübadele ilişkilerinin belirleniminde olması”, sosyalleşme süreçlerine şirketlerin aracılık etmesi ve bu aracılık sayesinde elde ettikleri kişisel verilerin bir ranta dönüşmesi gerçeğidir. Çalışmada da belirtildiği üzere herhangi bir mail adresi kullanmak bile şirketler için ‘kıymetli’ bilgileri sağlamaktadır. Başka bir yerde söylendiği gibi yeni medya ürün satmaz müşteri satar. Medyanın toplumu bilgilendirici, bilinçlendirici, olgular karşısında münazara sağlayıcı göstermelik işlevi bile yerini sadece eğlence işlevine bırakmış durumdadır. Dolayısıyla Huws’un yaklaşımının muhtelif alanlarda önemli salınımlarının bulunduğunu söylemek mümkündür. Bu salınımların yol açtığı düzlemde bazı çıkarımlara girişebiliriz.

Teknoloji Kapitalizminin Gladyatörleri

Kapitalizmin nitelikli emekle-beyaz yakalıyla kurduğu ilişkinin yeni biçimleri hakkında da epeydir söylenmesi gereken bazı görünümler mevcuttur.[2] Bu yeni görünümler sektöre bağlı değişimler sergilese de sürecin ortak noktası daimî/sürekli uzmanlaşmanın dayatılmasıdır. Bu olgunun bir başka çıktısı meslek kavramının tedricen ortadan kalkması-aynı mesleği yapan insanları asgari bir ortaklıkta açıklama gücünü yitirmesidir ki birçok kültürde meslekler kişileri tanımlayan-toplumsal ilişkilerde nerede durduğunu ele veren değerler olduğu için soyadları bile buna göre oluşturulmuştur.[3] 

Mesleklerin emek mücadelesindeki olumlu-olumsuz yeri ayrı bir tartışma konusu olsa da meslek kavramının içini boşaltan süreç emek mücadelesini kuşatan bir özellik taşıdığı için önem arz etmektedir. Aslında bahsedilen “bilgi toplumu” sürecinin sermayedarlar için yeni rant alanları ve ona uygun dönüşümler anlamına gelirken emekçiler için sürekli uzmanlaşma zorunluluğu anlamına gelmesidir. Üstelik bu uzmanlaşmalar, ‘beceriler’ bireyin tüm yaratıcılığından, en değerli sermayesi olan zamanından çalarken hızlıca/kolayca eskimektedir. Maliyeti bu kadar yüksek olan bu uzmanlaşmalar çoğunlukla yaşamın diğer alanlarıyla ve bireyin genel olarak üretici-yaratıcı gücüyle ilişkili olmak bir yana ondan uzaklaştıran dolayısıyla yabancılaşma sürecini kanırtan bir boyut da taşımaktadır. Öyle ki belli dijital beceriler sektör bazlı olmanın ötesine geçmiş doğrudan şirket bazlı hale gelmiştir. Bu cendere emekçiler için istikrarlı bir süreci değil tersine yıkıcı bir süreci çalıştırmaktadır.

“İşverenler, ‘dijital okur-yazar’, ‘kendi kendini motive eden’, ‘iyi takım oyuncusu’ ve ‘sosyal becerili’, ‘istihdam edilebilir’, ‘girişimci’, insanlar istiyor. Ayrıca bazen ‘yaşam boyu öğrenmeye istekli’ diye de betimlenen, teknoloji ya da piyasa değiştikçe yeni becerileri öğrenmeye devam etmeye hazır insanlara talep var… Bütün bunlar aslında sınırsız bir dünya anlamına geliyor. “Yaptığım bu; ama işimin bir parçası olarak yapmadığım da şu” anlamında her iş tanımının sonsuz esnek olduğu ve bir işçinin oturup, ‘Sonunda eğitildim. Tanınmış bir mesleğim var. Artık rahatlayabilir ve işime bakabilirim’ diye düşünebildiği bir nokta olmadığı ima ediliyor.”[4]

Küresel beceri standartları listesi sürekli değişiyor ve zorlaşıyor. Çalışanların kendilerini sürekli değişen piyasa becerilerine göre geliştirmeleri, ‘kendilerini upload edebilmeleri’ onların mesai saatleri dışındaki zamanlarını da bunun için harcamalarıyla gerçekleşmektedir.  Böylece çalışanların özel/kişisel zamanları da iş odaklı kullanılmakta daha kötüsü entelektüel ilgi alanları, kişisel zevkleri de buna göre şekillenmektedir.

2011 yılında sadece bilgi işlem alanında Microsoft sertifikasına sahip kişi sayısı 3 milyona yakındır. Mesleklerin ölümü, sürekli meslek sahibi olmaya yönelik devasa bir sertifika sektörünü yaratmıştır. Tüm sertifikalı kurslar iş hayatına yönelik yapılandırılmaktadır ve çoktan ciddi bir rant alanı/sektör haline gelmiştir. Ayrıca sertifikalar, yoğunlaştırılmış ‘sonuç odaklı’, ‘uzman’ yetiştirici eğitimler üniversite eğitiminin yerini alarak ilgili bütünsel ve ilişkisel bir yaklaşımı dışlamaktadır.

Bir ‘iş sahibi olmayı sağlayacak formel eğitimin’ masraflarının çoğunu zaten kişi ya da ailesi karşılıyorken bir de istihdam edildikten sonra bu ‘ölmeden önce mutlaka sahip olmanız gereken sertifikalar’ için para biriktirmektedir. Formel eğitim, hizmet içi eğitim, sertifikalar derken plansızlıktan kaynaklanan daha doğrusu piyasaya yetişmek için sürekli kendini revize eden bir eğitim alt yapısına devamlı bir israf da eşlik etmektedir. Sonuç olarak kişi kendisini olabildiğince başarılı bir şekilde pazarlamak için lise yıllarından emekliliğine kadar olan sürede daimî bir sertifikalanma hali yaşamaktadır. Sertifikalar, kurumlar, alanlar değişmekte ancak piyasa açısından geçerlilik geçerliliği/ölçütü değişmemektedir.

Bunun dışında yapılan işlerin, mesleklerin, görevlerin proje bazlı hale gelişi; emeğin ölçütünü ‘çalışılan süre’ olmaktan çıkarıp ‘yapılan/tamamlanan işe’ doğru kaydırmaktadır. Çalışma hayatında kutsanan ‘sonuç odaklılık’, nicel göstergelere bağlı yaklaşım bünyesinde bu tür haksızlığı da taşımaktadır.

AR-GE çalışmaları da temel, toplumsal fayda esaslı konulara odaklanmak yerine derhal piyasaya sürülecek konulara odaklanmaktadır. Böylece gelişimin kendisi bizzat AR-GE illüzyonuyla ortadan kaldırılmaktadır.

Yaklaşım, nesneyi ve sonucu değiştirir. İnsanlığın tüm imkanları şirketler tarafından ziyan edilmektedir.

Çalışma hayatında göze çarpan bir diğer olgu çalışanların kendilerini sürekli geliştirmeleri beklenirken aynı zamanda işin standartlaşarak taşeronlaşmanın kolaylaşmasıdır.[5] Bu nedenle dünyanın en büyük şirketleri arasında çeşitli uzmanlık alanlarında taşeronluk ‘hizmeti’ veren şirketler yer almaktadır. Bununla birlikte işin dijitalleşmesi çalışanlar üzerinde ‘küresel yedek işgücü’ baskısı oluşturmaktadır. Standartlaşmanın taşeronlaşmanın yanında yol açtığı olumsuz sonuçlardan biri de ‘hizmet kalitesinde’ bir artış sağladığına yönelik algıdır. ‘Hizmet kalitesi’ ölçütü müşterilerin en küçük hoşluğunun işçilerin hak kayıplarına ve çevre tahribatına rağmen daha önemli olduğu düzenin temel göstergelerinden biridir.

Çalışmayı Tavsiye Ederken…

Çalışmanın içerdiği eksikliklerden biri incelediği alanın (teknoloji) devingenliği karşısında makalelerin eski kalma riskini taşıyan tarihlere sahip olmasıdır. Elbette bu makaleler teknoloji-emek-toplum konusu hakkında temel, doğrultu olarak güncelliğini uzun süre koruyacaklardır fakat teknolojinin çalışma hayatında yol açtığı yeni görünümler, biçimler konusunda geçerliliği konusunda bir çekinceye yol açması da muhtemeldir. Çünkü istatistiki bilgilere dayanılarak yapılan bazı çıkarımlar mevcuttur. Kitap bu haliyle deneme-araştırma/inceleme arasında gidip gelmektedir.

Ancak yine de çalışma hakkında ve bu yazıda çalışmadan hareketle-bağımsız yapılan çıkarımları anlamlı bir bağlama yerleştirmesi adına toparlayıcı bir değerlendirme adına şunu söyleyebiliriz; yalnız kitabı değil yazarın aşağıda yer alan motivasyonunu da tüm İleri Kitap okurlarına tavsiye ederiz:

“İşte bunlar 21. yüzyılda emeğin sermayeyle yüzleştiği yeni görünümün özelliklerinden bazıları. Umarım bu derlemedeki denemeler bu ilişkinin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmakla kalmayıp aynı zamanda emeğin, bunu yönlendirme yeteneğini geliştirebilecek birtakım yollar ve farklı varış noktalarına doğru yeni rotalar gösterebilir.” (s.29)


[1] Burada akla ilk gelen örnekler olarak ‘Premium üyelik’, lisanslı dijital ürün/araç, telifli içerik/bilgi, dijital çöpçatanlık, serbest çalışanları işverenlerle buluşturan dijital platformlar, iş bulma, herhangi bir sektörde fiyat karşılaştırma siteleri ve araba paylaşım uygulamaları verilebilir. ‘Bunalımları yeni metalar yaratarak atlatma’ ve ‘özgün tüketim biçimleri’ konusunda daha ilginç ve ‘büyük’ bir örnek verebiliriz:

https://www.dunya.com/kose-yazisi/herkesten-yetenegine-gore/426244 - Erişim Tarihi: 30.08.2018

[2] Bu konuda önemli çalışmalar ve tanımlamalar yapılmıştır (bknz prekarya) ancak bu çalışmanın nesnesini ayrıksı olarak yalnızca nitelikli-beyaz yakalı işçi değil sosyal medya platformları kullanıcıları oluşturmaktadır. 

[3] Türkçede herkes bu bilgiye tanıklık etmiştir. Bu nedenle farklı bir örnek olması adına İngilizceden örnek vermek gerekirse akla ilk gelen örnekler olarak şunları sıralayabiliriz: Schmidt, Smith, Herrero ya da Lefebvre soyadını taşıyanların atalarında demir işçileri; Wainwright, Wagner, Carter soyadını taşıyanlarda arabacı; Muller soyadını taşıyanlarda değirmenci, Boulanger soyadını taşıyanlarda fırıncı; Guerrero soyadını taşıyanlarda asker; Potter soyadını taşıyanlarda çömlekçi; Butcher soyadını taşıyanlarda kasap; Cooper soyadını taşıyanlarda fıçıcı; Carpenter soyadını taşıyanlarda marangoz; Fisher soyadını taşıyanlarda balıkçı; Shepherd soyadını taşıyanlarda çoban; Cook soyadını taşıyanlarda aşçı mesleği hikayesi bulmak oldukça olasıdır.

[4] s.46

[5] ‘Çağrımerkezileşme’ taşeronlaşma sürecinin bir diğer biçimidir. İlgili sektördeki olabilecek tüm ‘hizmet’ çağrı merkezi çalışanları vasıtasıyla verilerek şirketin ticari bir mekân kullanmasından kaynaklanacak potansiyel giderlerinden kurtulmasını sağlamaktadır. Ayrıca işin sadeleşmesi de uzman, çalışan çeşitliliğine duyulan ihtiyacı dolayısıyla gideri de azaltmaktadır.