Selcan Adıyaman yazdı | Teori ve politikada 'MASTEKİ'

Selcan Adıyaman yazdı | Teori ve politikada 'MASTEKİ'

“Master key diye yazılıyor” der kıdemlisi, “her odanın kapısını açan ana anahtar, anahtar panosunun üstünde”.

“Ancak solun siyasal arenadan dışarıya itildiği, gücünün ihmal edilebilir düzeyde olduğu tespitini açıkça yaptıktan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Başat sorununuz elinizi kolunuzu bağlayan bu tablonun tersyüz edilmesidir. Yapmanız gereken şey adlı adınca “solu toplumsal alanda yeniden inşa etmek” olmalıdır.”[1]

“Solu toplumsal alanda yeniden inşa etmek” isteyenlerin başlayacağı yer neresi olmalıdır; İlyas Torlak bu yazısında açıkça ifade etmiş  “Aslında ihtiyacımız olan ışığı bir noktada toplayan bir mercektir… Bu kanal öyle “ekseniyle” falan değil doğrudan emek politikasıyla açılabilir.”[2]

Yazarın “eksensiz, doğrudan emek politikası” çağrısını müşterek hayatımızda bizleri çok etkileyen öğretici bir anısıyla somutlamak isterim.

2002 yılı yazında 20 yaşındayken örgütünün otel işçileri çalışmasına destek olmak amacıyla Hilton Otel’de kat temizliği işçisi olarak işe başlayan İTÜ’lü üniversite öğrencisi; otelde çalıştığı 6 ay içerisinde kişisel devrimci mücadele kitine en önemli aracını eklemiştir. Bu araç; yazısında “solun toplumsal yeniden inşası” olarak ortaya koyduğu meselenin adlı adınca “sınıfsal yeniden inşa” görevi olduğu bilincidir. Bu bilinci kuşkusuz bu 6 ay içinde kazanmamıştır. Ama devrimci hareketin nihai hedefine giden yolun; işçi sınıfı pratiklerinden ve işçi sınıfı kavramlarından uzak bir pratik içinde; “Fransız solunun ortak programı” gibi belgeleri kıraat etmekle[3] ya da “siyasi abi/abla” masalarından çıkacak yüksek vizyonlu parlak projelere bel bağlayarak yürünemeyeceği fikrinin güçlendiği zamanlar diyebiliriz.

Çünkü bir çırpıda sıralayabileceği büyük siyasal sorunlar ve çözümleri ile ilgili bilgi dağarcığının dışında bir sorunla karşı karşıya kalmıştır:

'MASTEKİ NEREDE?'

Yazarımız bir gece nöbetinde housekeeper şefinin “ bana acil masteki”yi getir demesi üzerine döner dolaşır mesul olduğu katta “masteki” arar durur, her sorduğu  “her zamanki yerinde” der, yeri tarif eder. Gider bakar çeşitli şeyler tahmin eder, utanır soramaz çünkü herkes çok rahat bir şekilde yerini söyler ve onun da işteki ikinci ayıdır. En sonunda vakit iyice geçince gider sorar “abi bu masteki nedir gözünü seveyim?”

“Master key diye yazılıyor” der kıdemlisi, “her odanın kapısını açan ana anahtar, anahtar panosunun üstünde”.

Ertesi gün sabah bir yandan gece nöbeti çıkışı getirdiği sıcak poğaçaları yerken diğer yandan gece yaşadığı teknik sıkıntıyı konuştuk. Bu arada masteki meselesi, kişisel dikkatsizliğinden işçilerin diline yabancı olmaya ve oradan devrimci mücadelenin yükselişinin kapısını açacak ana anahtara uzanan; bir kısmı O’nun uykusuzluğunun da etkisiyle artık fanteziye varan sabah sohbetimizin çokça güldüğümüz gündemi olmuştu.

Hapishane katliamlarının ardı sıra olan bu zamanlarda, saldırının ağırlığının altından kafasını kaldırmaya çalışan devrimci hareketin farklı öznelerinde örgütlü bir kadro kuşağı  “master key’i” aramaktaydık. Kimimiz emekçi mahallelerinde, kimimiz fabrikalarda, kimimiz hapishanelerde, amfilerde, tarlalarda, dik yamaçlarda… Ama kavganın ortasında; devrimci gençlik hareketinin tarihsel mirası olan “kurucu irade” genç, cılız, tedirgin; alışık olmadığı mekânlarda ama devraldığı özgüvenle işçi sınıfı iktidarının izini sürmekten bir an olsun vazgeçmemiştir.  

Sebebi aşikâr ama konu dışı nedenle girmeyeceğimiz ‘boğaziçi kolpacıları’ olarak hafifsediği Boğaziçililerin, mahçupça gülümseteceğini bildiğim yazarımızın ve Boğaziçi isyancılarının ayağını bastığı toprak işte bu Türkiyeli devrimci gençlerin dün olduğu gibi bugün de Denizlerden, Mahirlerden, İbolardan aldığı eldir. Bu el gerçek ve ağır yenilgilerden sağ çıkıp önce bir direniş hareketi biçiminde var olmuş ve yenilgi içinde yeşermeye başlayanın kurucu iradesi olmaya talip olmuştur.

Türkiye devrimci hareketi AKP iktidarına karşı etkin bir kitlesel direniş çizgisini hayata geçiremese de adeta bir bayrak yarışı gibi işçi sınıfından, feministlere; feministlerden devrimci gençliğe; devrimci gençlikten LGBTİ harekete el değiştiren ve bayrağı bir şekilde yere düşürmeyen direniş odaklarıyla birlikte toplumun topyekûn yıkımının önünde engel teşkil etmeye devam ediyorlar.

Devrimci hareketimiz yenilgiler, başarılar ve bu arada yeri doldurulamayacak kayıplarımızla kesintisiz sürecinin evriminde yol alıyor. Gerçek olan şu ki havuzu boşaltana kıyasla dolduran musluk sayısının çok gerisindeyiz. Havuzu dolduracak muslukların oluşturulması çetin olacak fikir ve eylem mücadelelerinin içinden geçecektir. Ama güncel direniş hareketlerinin taleplerinin ilk maddelerini bile alt alta sıralasak devrimci/sosyalist bir programın, proleter bir politik hattın doğrultusunun ipuçlarını verdiğini görebiliriz.

İRADE, İNAT, UMUT

“….umudun en sahih türü, her tür garantiden soyut olarak, genel bir dağılmadan çekilip kurtarılacak olandır. Yıkılmayı reddeden indirgenemez bakiyedir o; kendi direncini katıksız felaket ihtimaline açıklıktan koparıp alır. Bu yüzden iyimserlikten hayal edilemeyecek ölçüde uzaktır.”[4]

1 Mayıs’tan bir gün önceki konuşmamızda TİP işçi kortejinde bir süre de olsa yürümemin bana faydası olacağını söylemişti her zamanki muzipliğiyle.. Halkevleriyle alana girdikten sonra dediğini yaptım, iyi ki de yapmışım. O son Mayısımızdan bu yana umut üzerine çokça düşünmeye ihtiyacım ve olanağım oldu.

Evet, 2019 1 Mayıs’ındaki TİP işçi korteji “indirgenemez bakiyeye” göz diktiğini dosta düşmana ilan etmişti.  2019 1 Mayısında heyecandan yerinde duramayan TİP işçi sekreteri Utkan Adıyaman’ın bilincine ve eylemine güvenim daimdir. Bu bilinç ve eylemin TİP işçi örgütü tarafından, proletaryanın salgın kapitalizminin ve faşizmin karşısında bükülmüş belini doğrultmasına katkı sunmak için güçlendirileceğine ilişkin umudum güçlüdür.

‘Az okumuş, teorisi zayıf, köylü, sınıftan uzak’ denilerek hiç başarı şansı verilmeyen bir grup kadın ve erkek devrimcinin “suların sesini, ormanın fısıldayışlarını dinleyerek” ortaya kişisel tarihlerini de koydukları iradeye tanığım. Korunaklı, uydumcu, sığ sulardan; sonlarının ne olacağını göz etmeden, boğulmayı göze alarak fırtınalı denizlere kulaç atmaya karar verdikleri zamanların tanığıyım. Heyecanını kara gözlerinden gördüm, titreyen sesinden duydum!

Bu kavgada sesi, soluğu, emeği olan Hüseyin’den Utkan’a tüm devrimcilere selam olsun!

 

 


[1] https://ilerihaber.org/icerik/gercek-sorunlarla-yuzlesmek-iyi-bir-baslangic-92437.html

[2] https://ilerihaber.org/icerik/gercek-sorunlarla-yuzlesmek-iyi-bir-baslangic-92437.html

[3] https://ilerihaber.org/yazar/cesaret-30036.html

[4] Eaglaton, Terry, “İyimser Olmayan Umut”, Ayrıntı Yayınları, 2015,s.156

 

 

DAHA FAZLA