Selahattin Demirtaş: Hepimiz bu acılı coğrafyanın bahtsız çocuklarıyız

Edirne Cezaevinde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Hepimiz bu acılı coğrafyanın bahtsız çocuklarıyız, nasıl olur da birbirimize düşman gibi bakarız? Ben bunu kabul etmiyorum” dedi.



07-09-2020 12:14

Yaklaşık 4 senedir Edirne Cezaevi'nde tutuklu bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, gazeteci Ruşen Çakır’ın kendisine gönderdiği soruları cevapladı.

Demirtaş, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ilişkin dikkat çeken mesajlar verirken, “Hepimiz bu acılı coğrafyanın bahtsız çocuklarıyız, nasıl olur da birbirimize düşman gibi bakarız? Ben bunu kabul etmiyorum. Siyaseten hep farklı yerlerde durduk, duracağız. Çoğulcu demokrasinin gereği de budur zaten. Ama bizler birbirimiz için ne düşmanız ne de tehdit. Perişan hale getirilmiş Türk’ün de Kürt’ün de sorununu birlikte çözüp, birlikte yaşamı mümkün kılmakla sorumlu siyasetçileriz" dedi.

Selahattin Demirtaş’ın Ruşen Çakır’a verdiği ve medyascope.tv’de yayımlanan yanıtlardan öne çıkan kısımlar şöyle:

“Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” yazınızla sosyal medyadan yaptığınız “İttifak modeli” önerisinin yeterince ve hak ettiği ölçüde tartışılmadığı kanısındayım. Katılır mısınız? Size yansıyan kadarıyla tartışmalardan memnun musunuz?

Demirtaş: Bir tartışma zemini sunmak için kaleme aldığım metinler, bir iki günde tartışılıp tüketilecek konular değil. O nedenle bu başlıklar daha uzun süre tartışılacaktır. Tüm siyasi aktörlerin yazdıklarımı dikkatle okuduğunu biliyorum. Amacım bu konuları kendi ismim etrafında tartıştırmak değil, gündeme dahil edebilmektir. Bu nedenle, yazılarımın amacına ulaştığı düşüncesindeyim.

Kaldı ki, bu minvaldeki tartışmalar daha yeni başladı ve giderek yoğunlaşıyor. Benimki, sadece bu tartışmalara doğrultu kazandırmak ve çerçeve sunmaktı. Bunun da gerçekleştiği kanaatindeyim.

“Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” yazınız geleceğe yönelik. “İttifak modeli” önerisi ise bugüne ait. Bugün ve geleceği aynı anda tasarlamanın zorlukları neler?

Demirtaş: Geleceği konuşacaksak bugünden başlamak, yani öncelikle bugünü planlamak dışında bir seçenek yoktur bence. Yarınlarımız için bugünü örgütlemek, sözümüzü ve eylemimizi bugünden icra etmek zorundayız. Aksi durumda geleceğe dair umutlarımız tatlı hayallerin ötesine geçemez.

Demokratik bir topluma ulaşabilmenin ilk adımları bunu kimlerle, hangi yöntemlerle, hangi ilkelerle yapacağımızı belirleyip hayata geçirmektir. Yani demokrasi ittifakı olarak sunduğum tartışma taslağı, gelecekte bir demokrasi kurmanın ön koşuludur, olmazsa olmazıdır. Benim sözünü ettiğim ittifak ve mücadele birliği kurulmadan da seçim kazanılabilir belki ama demokrasi kazanılamaz. Ben seçim kazanmanın tek başına demokrasiyi getirmeyeceğini anlatmaya çalışıyorum. Seçimi, hangi ilkeler ve amaçlar etrafında yürüttüğünüz mücadeleyle kazandığınız da önemlidir.

İktidarın kaybettiğini, fakat kendiliğinden gideceğini beklemenin de yanlış olduğunu söylüyorsunuz. Doğru olan tam olarak ve mümkünse özetle nedir?

Demirtaş: Bu sorunuzu, tam da az önce anlatmaya çalıştığım meseleyle bağlantılı olarak yanıtlamak isterim. Her iktidarın bir ömrü vardır. Zamanla yıpranırlar ve halkın desteğini kaybederek iktidardan düşerler. Bu durum AKP için de geçerlidir. Ama önemli olan, AKP’nin siyasi miadını doldurmasını beklemek, bu zaman içinde de zulümlere ve tahribatlara seyirci kalmak yerine, demokrasi mücadelesini büyüterek iktidar değişimini zorlamaktır. Yani sandıktan sadece AKP’nin yerine herhangi bir iktidar çıkarmak yerine, olabilecek en demokratik seçeneği çıkarabilmektir, asıl başarı.

Çağrısını yaptığınız demokrasi cephesini isimlendirmeniz mümkün mü? Örneğin İYİ Parti, DEVA, Gelecek ve Saadet partilerini de potansiyel bileşenler olarak görüyor musunuz?

Demirtaş: Ben muhalefet cephesinde hiçbir ayırım yapılmadan, ön şart ve ön yargılara teslim olunmadan herkesin demokrasi ilkelerinde buluşması gerektiğine inanıyorum. Yoksa bagajı, eleştirel geçmişi olmayan siyasetçi ya da parti var mı ki? Bence tüm siyasetçiler olarak geçmişimize özeleştirel yaklaşarak geleceğe odaklanmamız dışındaki her türlü yol, muhalefete kaybettirir.

Yaşanan sorunların büyüklüğünü, yakıcılığını, aciliyetini görerek her siyasetçi, demokrasi için yan yana durmak zorundadır. Bunu yapmayan veya yapamayanları halk da tarih de affetmez.

Bu noktada özel olarak Ahmet Davutoğlu’nu sormak isterim. AKP Genel Başkanı ve başbakan olduğu dönemde kendisiyle sıklıkla karşı karşıya geldiniz. Bildiğiniz gibi kendisi Gelecek Partisi lideri olarak sert ve etkili bir muhalefet sergiliyor.

Demirtaş: Sayın Davutoğlu ile siyasi duruşumuz, birçok meseleye bakış açımız elbette ki farklıdır. Hiçbir zaman da aynı olmayacağından eminim. Fakat şu yaşadığımız derin trajediden çıkmak için demokrasi ilkeleri etrafında yan yana gelinip konuşulması, halkın özgür yarınları için, huzuru ve refahı için kesinlikle katkı sağlayıcı olacaktır.

Ben bu gibi durumlarda, acı çeken, bedel ödeyen kesimleri düşünerek hareket etmeyi tercih ediyorum. Eğer bir çözüm imkanı varsa onu değerlendirmek ve halkın acılarını dindirmek siyasetçinin görevidir. Yoksa siyasetçiler kişisel kin veya intikam duygularıyla hareket ederlerse bu sadece halkın ödediği bedelleri arttırır.

Bunu söylerken, geçmişle yüzleşmeyi bir kenara atalım demiyorum, bunu kişiler üzerinden yapmayalım diyorum. Zulme karşı en büyük intikam; demokrasiyi, barışı ve özgürlükleri kazanmaktır. Siyasetçi de bunu başardığı oranda temsil ettiği kitlelere karşı ahlaki sorumluluğunu yerine getirmiş olur. Ben halkımızın çok fazla acı çektiğini, çok bedel ödediğini düşünüyorum. Tüm sorunlarımızı adım adım hal yoluna koymanın zamanı çoktan geldi. Bunun için de ilkesel iş birliklerine, diyaloglara açık olmak zorundayız.

Demokrasi cephesinin muhtemel bileşenleri arasındaki geçmişten gelen sorunlar nasıl aşılır?

Demirtaş: Ben, hapishanedeki siyasetçi bir rehine olarak dışarıya bir tartışma metni sundum sadece. Bunu eksiğiyle, gediğiyle tartışıp geliştirmek, hayata geçirmek dışarıdakilerin işidir. Ben buradan kimse adına karar da veremem pratik siyasete müdahale de edemem. Bunun için pozisyonum da imkanım da yok. Dolayısıyla “nasıl” sorusunun pratikteki cevabını dışarıdaki siyasetçiler bulacak. Ben elimden gelen desteği sunarak kolaylaştırıcı olabilirim ancak.

Örneğin, siyasi amaçla bir araya gelmeden önce tüm liderler, sırf aile ziyareti kapsamında ve insani ilişki çerçevesinde, bir kahvaltı için herhangi bir liderin evinde buluşarak birbirlerini daha yakından tanımaya, daha iyi anlamaya gayret edebilirler. Mesela ben dışarıda olsaydım bir sabah Başak ile birlikte Meral Hanım’ın kapısını çalar ve “Kahvaltıya geldik” derdim.

Yıllar önce, Ankara’da, bir akşam Tayyip Bey’in evine neredeyse bu şekilde gidecektim. (Rahmetli Dengir Bey de bunu önermişti.) Ancak Sayın Erdoğan bizim açımızdan hep öngörülemeyen bir lider oldu. Bizimle insani, siyasi ilişki geliştirmede ketumdu. Çözüm sürecinde bile böyleydi. Normalde başkalarına karşı böyle olmadığı biliniyordu ama bize karşı hep ketumdu. Oysa ben şuna inanıyorum; önce birbirimizin insan yönüne odaklanalım ki, siyasi sorunlarımıza dair çözüm noktasında daha iyi anlaşabilelim. Hepimiz bu acılı coğrafyanın bahtsız çocuklarıyız, nasıl olur da birbirimize düşman gibi bakarız? Ben bunu kabul etmiyorum.

Siyaseten hep farklı yerlerde durduk, duracağız. Çoğulcu demokrasinin gereği de budur zaten. Ama bizler birbirimiz için ne düşmanız ne de tehdit. Perişan hale getirilmiş Türk’ün de Kürt’ün de sorununu birlikte çözüp, birlikte yaşamı mümkün kılmakla sorumlu siyasetçileriz. Ama önce insanız, sonra siyasetçi. Siyasetçi kimliğimiz insanlığımızın önüne geçmemeli. Geçince kamplaşma başlıyor, karşılıklı suçlamalar yapılıyor ve tüm diyalog kapıları kapanıyor, siyaset tükeniyor. Oysa siyaset çözüm üretmek için var.