Savaş Tanrıçası Tereza Batista

Tereza yaşamı boyunca çok sevmiştir ve çok nefret etmiştir, yaşamı sürekli savaşarak geçmiştir ve savaş yorgunudur. Pek çok kadın gibi hakaret ve şiddete uğramıştır, taciz edilmiştir… O, savaşan kadının sembolüdür. “Salgın, kıtlık, savaş; aşk ve ölüm, sokaklar boyunca söylenecek bir türküdür. Tereza Batista öyküm…’’



12-04-2020 00:00

Zilan Yıldırım

Henüz 12 yaşında tanıştı hayatla. Tereza Batista, Oşassi’nin kutsal kızı, Savaş Tanrısı Oggum’un torunu; Brezilya’nın yoksul bir kentinin ücra bir mahallesinde dünyaya geldi ve annesini babasını hiç tanıyamadı. 12 yaşındaydı teyzesi tarafından Justiniano Duarte da Rosa adındaki zengin bir iş adamına satıldığında. Henüz çocukluk çağındaki kızları satın alıp ya da kaçırıp istismar eden, kendine çocuklardan “harem’’ kuran soysuzun tekine satıldığında henüz 12 yaşındaydı. 12 yaşında bir savaşçıydı. Aşk sandığını ve kendini müdafaa etmek için elini kana buladı ve cezaevine girdi. Çıktı, bedenini satmak zorunda kaldı; kendisini insan yerine koymayan, erkeklerin cinsel ihtiyaçlarını gideren bir obje gözüyle bakanlara karşı savaştı. Aşkı aradı, aşkı için içinden bir parçayı toprağa gömdü de savaştı. Defalarca kaybetti aşkını. Kâh ölüsüne sarıldı kâh diyar diyar dolaştı, hiç değer bilmeyende aradı aşkını. Salgın hastalıklar gördü, hastalanmak ya da ölmek ya da o eşsiz güzelliğini yitirmek korkusunu hissetmedi hiç. Yeterince insan ölmüştü Tereza’nın içinde, yeterince çirkinlik de görmüş, yeterince hasta yürekler de tanımıştı. Kendisi de ölse n’olurdu; hastalansa, yüzünde çiçek yaralarıyla dolaşsa n’olurdu?

Jorge Amado, 1902 yılında Brezilya’da doğmuştur. 19 yaşından itibaren yazmaya başlayan yazar 1950’li yıllarına kadar Karnaval Ülkesi (1931), Kakao (1933) ve Alınteri (1934) gibi işçi yaşantısının, yoksulluğun ve mücadelenin bahsinin ağırlıklı olduğu eserler vermiştir. O dönemlerde emek mücadelesi içinde pişen politik bir Amado görülmektedir. 1935’li yıllarda hapse girer ve 1937’deki askeri darbeyle bütün kitapları yasaklanır. Hapisten çıktıktan sonraki yıllarda, özellikle 1950 sonrası, eserlerine “mücadeleci kadın’’ karakterler hâkim olmuştur. İşte “Tereza Batista: Savaş Yorgunu” romanı da 1972’de bu döneme denk gelmektedir.

Jorge Amado kitaplarında yer verdiği karakterleri özgür ve tutkulu kadınlar olarak yaratır çoğu zaman. Toplumda yaratılmaya çalışılan kalıplaşmış belli fonksiyonel görevler dışına çıkmaya aklı yetmeyen kadın figürlerinin karşısına hep cesur, güzel, zeki ve tutkulu kadınlar yerleştirir ve bu zıtlıkların çatışmasını okuyucuya yeniden keşfettirir. Tabi ki kadının kendini yaratışını da bu çatışmadan galip gelen özgür kadın profilini de gözler önüne serer. Burada Brezilya’daki feminist tartışmalara da çeşitli boyutlar kazandırmıştır yazar. Brezilya’da belli sınıflara, katmanlara ayırdığı kadınları iç içe geçirerek (örneğin; bir hayat kadınına evlenme, çocuk yapma hayali kurdurtarak) “namuslu” kadın hayalleri ve “namussuz” kadın hayalleri arasında ataerkil toplumun çizdiği çizgiyi de kaldırmış ve bir kadının bulunduğu konum itibariyle yalnızca tek bir mücadele alanının olmadığını göstermeye çalışmıştır.

Dikkat çeken bir kısım da gerçek hayatta göze sokulan ataerkilliğe ve kadının ezilmişliğine karşı dini anlatımların olduğu kısımlarda anaerkilliğin hâkim olmasıdır. Anaerkilliğin, tanrıçaların ve kutsanan kadınların bolca bulunduğu metinde yine bir zıtlık oluşturuluyor ve erkek egemenliği, hakimiyeti baskın rol oynuyor. Belki de tüm bu zıtlıklar ve kaos; okuyucunun  romanın içine girmesi, duyguyu hissetmesi ve müdahale etme isteğini perçinliyor.

Brezilya sözlü kültürünün ürünü olan Tereza Batista’yı elbette ki bulunduğu coğrafyanın kültürünü, dilini ve yaşam tarzını yansıtarak anlatması ve bunu yetkinlikle başarması da dikkati çeken bir durum. Ve tabi ki yazarın dilinde en dikkat çekici öğelerden biri de cinselliğin ve erotizmin şairane melodisini ustalıkla kullanması. Aşk, Portekizcede nasıl “amor” kelimesiyle telaffuz ediliyorsa (ki bu kelime başlı başına şehvet içermektedir.) Türkçe çevirisindeki “aşk” kelimesi de bizlere “amor” kadar şehvetli  gelmekte yazarın anlatımı sayesinde. Açık konuşayım; ben her “aşk”ı şehvetli bir “amor” olarak okudum.

Kara salgına karşı verilen savaş

Yıllardır görülmüyordu bu topraklarda çiçek salgını. Kudurmuş köpek gibi saldırıyordu şimdi ya; hem de en karası, en hızlı yayılan, en çabuk öldüreni kısa sürede yayılmıştı tüm kasabaya. Üç salgındır çiçek hastalarına bakıp iyileştirmişti doktor. Bu salgında kaçıp gitmişti, Tereza kaçmak istememişti, çünkü korkmuyordu Çiçek yaralarından da ölmekten de. Karaların Maxi’si her gördüğünde geçiriyordu aklından doktorun metresi nasıl olur da bu kadar cesur olur diye:

Hiçbir zorunluluğu olmadığı, hiç gerekmediği halde eteğini beline dolamış; yalınayak, karantinanın çimento döşemesini yıkıyor; cüzamlıların kemiklerini topluyor; mezar kazıyordu. Yalancı, dindar hastabakıcı başına geleceği düşünmeden görevini yüzüstü bırakıp sağlık postasından kaçtığı halde bu kız, aylık maylık demeden gece gündüz dinlenmeden ve korkmadan ve hiçbir nedeni olmadan evden eve koşuyor, hastaları yıkıyor, çıbanların üstüne permanganat sürüyor, şarap tortusu rengine dönüşen kabarcıkları turunç dikeniyle patlatıp deşiyordu.

“Orospuların hiçbir hakkı yoktur!’’

Kitabın sonlarına doğru bir savaş anlatılmakta, bedenini satan kadınların düzene karşı savaşı… Sürekli baskı altında, hor görülen, ötekileştirilen, hiçbir değerleri olmadığı iddia edilen ancak ihtiyaç duyulduğunda, yoklarsa hem erkekler hem düzen için bir kaos olacağı söylenen hayat kadınlarının, kendilerini yerlerinden etmeye çalışan devletin kolluk güçlerine karşı verdiği mücadele anlatılmakta kitapta. Onların hiç hakkı yoktur. Sevmek, sevilmek, saygı görmek… Bunlar uzak kelimelerdir onlar için. Boyun eğeceklerinden emin olunan bu kadınların verdiği mücadeleyi de gözler önüne sermektedir yazar. Ben de yazıyı  “hiçbir hakkı olmayan orospulara” yazılmış kısa bir paragrafla bitirmek istiyorum:

Eğer şimdiye kadar öğrenmedinse anlatayım sana: Oruspuların hiçbir hakkı yoktur. Oruspuların işi, para karşılığında erkeklere zevk vermektir, işte o kadar. Bunu yapmadıkları zaman itilip kakılırlar. Kim mi yapar bunu, ohoo, pezevenkleri, jigoloları, polisler, bekçiler, askerler, yeniyetmeler ve yetkililer. Kötüler de, iyiler de, namuslular da namussuzlar da oruspuları hor görür. Yok yere döver söverler ya da deliğe tıkarlar. Canı çeken, oruspunun suratına tükürür. Böyle yaptığı için de cezalandırılmaz.

Siz efendim, halk davalarının bir numaralı kahramanı olan, gazetelerde her gün boy boy resimleri çıkan, övgüler toplayan siz, ömrünüzde hiç oruspuları düşündüğünüz oldu mu?(…) Bir oruspu soyunup bir adamın altına yattığı ve ona ufak bir ücret karşılığında yaşamın en yüce zevkini verdiği zaman, bu paradan kaç kişi pay alır, sosyal adaletin ateşli savunucu sayın bay bunu biliyor mu?

KÜNYE: Tereza Batista Savaş Yorgunu, Jorge Amado, Çev. Müntekim Ökmen ve Seçkin Selvi, İletişim Yayınları, 2019, 524 sayfa.