Satır satır devrim dersleri: Lenin Okuma Kılavuzu

"Lenin, Marksizmin sınıf mücadeleleri, devrim, devlet gibi konulardaki saptama ve çözümlemelerini yeniden üretmiştir. Ezberlemekten farklı olarak yeniden üretmek, hem özgün kaynağı eklemelerle geliştirmek hem de onu statik bir şablon olmaktan çıkarıp siyasal mücadelelerde işe yarar kılmak anlamına gelir."



30-12-2020 00:54

Derya Bilge

Sosyalist düşünce ve hareket içinde Marx, Engels ile Lenin hakkında yazılan kaynakların tam bir listesini çıkarmak imkansızdır. Bu kaynakların kimi eleştirel analizler, kimi biyografik anlatılar, kimi de eğitsel sunumlardır. İleri Kitaplığı tarafından geçtiğimiz ay yayınlanan Lenin Okuma Kılavuzu ise hem bunların hepsine benziyor hem de hiçbirine benzemeyip özgün bir tarz oluşturuyor. Elimizde, Lenin’i eserleri üzerinden inceleyen ve bunu kolektif bir biçimde yapan, adı da üstünde bir kılavuz bulunuyor.

Bir kılavuz kitabın her şeyden önce eğitici olması beklenir. Okurlar, kılavuzdaki yazıları takip ederek o düşünürün eserlerine vakıf olmayı, düşüncesinin gelişim çizgisini takip edebilmeyi, zorlu tartışma konularının anlaşılır bir dille sunulmasını bekler. Zaten, kılavuzluk etmek de böyle bir şeydir; dolayısıyla, okurun beklentisi yerindedir.

Editörlüğünü Ebru Pektaş’ın üstlendiği Lenin Okuma Kılavuzu, bir kılavuz olduğunu hiç unutmayan bir çalışma. Bununla ne kast ediyorum? Şunu aslında: Lenin Okuma Kılavuzu’nun içinde gezerken, her şeyi öğrenmiş olduğunuz hissini değil, öğrenmek için hangi yönlere ve ne tür gayretlere ihtiyacınız olduğunu fark edebilme duygusunu yaşıyorsunuz. Yani Lenin Okuma Kılavuzu, size Lenin’i öğrenmenin en iyi yolunun doğrudan doğruya Lenin’e ve onun eserlerine başvurmak olduğunu hep hatırlatıyor.

Eğiticiliğin sık sık didaktizme düştüğü bir entelektüel ortamda böylesi bir teşvik ediciliği korumayı başarmak Lenin Okuma Kılavuzu’nun en önemli yanı bence.

Bu nedenle, bu yazıda kitaptaki makaleleri tek tek ele almak yerine, kitabın bir bütün olarak taşıdığı değeri ve sunduğu imkanları işaret etmeye çalışacağım.

LENİN’İN DE TARİHİ VAR!

Herhalde, böyle bir kitabın mutlaka göstermesi gereken yanlardan biri de ele aldığı düşünürün de bir tarihi olduğudur. Hiçbir düşünür, üstelik de onlarca yıl boyunca yazmış olan bir düşünür, yazarlık hayatının başından sonuna kadar aynı düşünür değildir. Görüşleri, yorumları, yöntemi temelde aynı olsa da yıllar içinde sürekli güncellenir, daha güçlü biçimlerde formüle edilir ve hatta bazen yanlış ya da eksik görüşler terk edilir. Bir düşünür sadece tarih içinde yaşamaz, bizzat kendisinin de bir tarihi vardır.

Lenin’in de tarihi vardır, elbette. Rus Marksizminin öncü kuşağıyla tanıştığı gençlik yıllarından Sovyet Devrimi’nin lideri olarak tüm dünya işçilerine yol gösterdiği olgunluk yıllarına kadar Lenin de görüşlerini derinleştirmiş, yorumlarını güncellemiş, yöntemini sağlamlaştırmıştır.

İşin bu tarafı doğal sayılır. Ama önemli olan, bu tarihsel gelişimi belirleyen faktörlerin neler olduğu ve Lenin’in düşüncesine nasıl etkide bulunduğudur. Diğer bir deyişle, Lenin’in de bir tarihi vardır var olmasına, ama bu tarih neyin tarihidir?

Lenin Okuma Kılavuzu’ndaki yolu takip ettiğimizde görüyoruz ki, Lenin’in düşüncelerinin gelişiminde en önemli faktör, Rusya’daki sınıf mücadelelerinin ta kendisi. Rusya’daki sınıf mücadelelerinin siyaset sahnesine yansıma biçimi ve sonuçta ortaya çıkan olgu ve süreçler doğrudan doğruya Lenin’in düşünce dünyasının gelişim yönünü tayin eder nitelik taşır. Lenin’in en teorik eserlerinde bile, onu çalışmaya ve üretmeye iten ana dürtü halihazırdaki siyasal mücadele süreçleri olmuştur.

Böylesi bir belirlenim, aslında, her düşünür için geçerlidir. Kendisini fil dişi kuleye kapattığını sanan düşünür bile, ister istemez çevresinde gelişen siyasal süreçlerden etkilenir. Ama bu etki bazı düşünürlerde dolaylı ve bilinçsiz biçimde olurken, Lenin gibi gerçeklikten korkmayan ve siyaseti dünyayı değiştirmenin en güçlü kaldıracı olarak gören bir düşünür için tam tersi söz konusudur. Lenin, siyasal mücadelelerden sürekli veri ve deneyim toplayıp bunları düşüncelerinin gelişiminde bile bile kullanmıştır. Çünkü gerçekten iyi bir Marksist olan Lenin için, teorik çalışmanın da yazarlığın da üretkenliğin de temelinde sınıf mücadeleleriyle kurulan bu gönüllü bağ gelir.

Bu çerçevede bakıldığında, Lenin Okuma Kılavuzu’nun hem biçim hem de yöntem olarak Lenin’in düşüncesinin gelişimini, tam da gerçekte olduğu gibi, yani Lenin’i saran siyasal mücadeleler içerisinde yerleştirmiş olduğunu görebiliriz. Lenin Okuma Kılavuzu’nda gördüğümüz ve takip ettiğimiz Lenin, Rusya’daki sınıf mücadelelerinin orta yerinde duran ve tüm enerjisini bu mücadelede edinilecek mevzilere ve zafere yönelten bir devrimci olarak belirir. Lenin Okuma Kılavuzu’nun not edilmesi gereken bir başarısı da Lenin’in düşüncesini ele alırken, onu yalnızca bir “düşünür” olarak resmetmemesidir.

YENİDEN VE YENİDEN ÜRETİM

Lenin Okuma Kılavuzu’nun ayırt edici bir yanı daha var: Lenin’i okumayı, öğrenmeyi, anlamayı bir yeniden üretim sürecine çevirmeyi önermesi. Daha açık söylersek, Lenin’in o ya da bu eserinde hangi tezleri ileri sürmüş olduğunu açıklarken, bunu yapma yöntemini de sürekli okura göstermekte. Böylece, sadece Lenin’in ne söylediğini değil, nasıl söylediğini ve neden söylediğini de aydınlatabilmek.

Marksizm-Leninizm hakkında en yaygın, ama en saçma sözlerden biri, Marx’ın teoriyi, Lenin’in de pratiği ifade ettiğidir. Bazılarında göre, Marx sadece teorik eserler üretip sosyalist düşünceyi ortaya koymuş, Lenin ise bu düşünceleri alıp Rusya’da pratiğe dökmüştür. Oysa bu yorum, hem Marx’ı hem de Lenin’i son derece çarpıtılmış bir aynada görmek anlamına gelir. Marx da Lenin de devrimci mücadeleyi hem teorik hem de pratik olarak deneyimlemiş, çözümlemiş ve geliştirmiştir.

Ama sonuçta Lenin’in Marx’tan sonra ve farklı bir coğrafyada yaşadığı, kendi pratiğine de Marx’ın hiç tanık olmadığı doğrudur. O halde Marx ile Lenin arasındaki ilişki, öncelikle bir öğrencilik ilişkisidir; yani Lenin, öncelikle iyi bir Marksisttir. Lenin’in Marksizme katkısı ise, onun mütevazı kişiliğinin arkasına saklanmıştır ve doğal olarak da ölümünden sonra adlandırılabilmiştir.

Bu noktada açıkça söylenebilecek şey ise şudur: Lenin, Marksizmin sınıf mücadeleleri, devrim, devlet gibi konulardaki saptama ve çözümlemelerini yeniden üretmiştir. Ezberlemekten farklı olarak yeniden üretmek, hem özgün kaynağı eklemelerle geliştirmek hem de onu statik bir şablon olmaktan çıkarıp siyasal mücadelelerde işe yarar kılmak anlamına gelir.

Dolayısıyla, takipçileri olarak bizlerin de yapması gereken Lenin’in Marx’a yaptığını Lenin’in kendisine yapmaktır. Lenin, elbette önce satır satır okunup öğrenilecek bir düşünürdür. Ama asla bununla yetinmeyip tüm bu öğretiyi ait olduğumuz ülkenin somut siyasal mücadele koşulları içinde yeniden üretmeli, yani güçlendirmeli, güncellemeli ve pratiğe geçirmeliyiz.

Lenin Okuma Kılavuzu, farklı yazarların farklı eserler hakkındaki katkılarıyla oluşturulmuş olsa da tümünde görülen ortak tez de bu yeniden üretim perspektifidir. Hatta, Lenin Okuma Kılavuzu’nun gerçek bir kılavuz olmayı başardığı nokta da buradadır: Lenin’i ezberlemeyi değil, onu içselleştirip anlamayı, onun düşüncesini günümüzün siyasal mücadelelerindeki en işe yarar araç haline getirmeyi sürekli hatırlatmasıdır.

KILAVUZ’UN DAVETİ

Tüm bunlardan sonra, Lenin Okuma Kılavuzu’nun sadece gençlere veya Marksist-Leninist düşünceyle yeni tanışanlara hitap etmediğini söyleyebiliriz. Bu kolektif çalışma, aynı zamanda ülkenin Marksist-Leninistlerine de yeniden üretim perspektifi çerçevesinde yapılmış bir davet olarak görülmeli.

Hem Lenin’in kendisine hem de Lenin Okuma Kılavuzu’na makaleleriyle katkı koymuş yazarların emeğine olan teşekkür borcumuzun ödenmesinin en iyi yolu da budur. Lenin’i gerçek bir kılavuz olarak anlamak ve onun ışığında sınıf mücadelesinin yeni zaferlerini yaratmak için yola düşmek.

Kitaptan bir cümleyle son verelim: “Vladimir İlyiç Ulyanov Lenin bu yolda hep bizimle olacaktır.”

 

 

Künye: Lenin Okuma Kılavuzu. Yazarlar:Can Soyer, Doğan Ergün, Ebru Pektaş, Engin Deniz, Erkin Özalp, Hakan Güneş, H. Meriç Algün, İlke Bereketli, Metin Çulhaoğlu, Onur Emre Yağan, Sadık Boran. Editör: Ebru Pektaş, İstanbul, 2020, İleri Kitaplığı,

Sayfa Sayısı: 200