Saraçoğlu: Onlarca kişiye iyilik yapmış olmak bir insanı adil yapmaya yeter mi?

Yönetmenlik koltuğunda hayat verdiği Borç filmiyle, sinema dünyasında ayrı bir noktada kendine ikamet bulan Vuslat Saraçoğlu ile filminde çarpışmaya soktuğu değerleri, sinemanın geleceğini ve genel olarak sanatın önemini konuştuk.



12-09-2018 15:09

Nazlı Eda Piyade 

Borç filmiyle ilk uzun metrajlı filmine imza atan ve ödül alan oyuncu ve yönetmen Vuslat Saraçoğlu ile yeni filminin mesajını, günümüz sinemasını ve sanatın geleceğini konuştuk.

İddialı bir tema seçerek “iyi” ve “kötü”yü karşılaştıran, kendisiyle çatıştıran ve bir çıkarsamadan ziyade konunun kendisini odak merkezi seçen filmin Kasım ayı sonunda vizyona girmesi bekleniyor. Filminin yönetmeni Saraçoğlu ile gerçekleştirdiğimiz röportajı okurlarımıza sunuyoruz…

ONLARCA KİŞİYE İYİLİK YAPMIŞ OLMAK BİR İNSANI ADİL YAPMAYA YETER Mİ?

-İlk uzun metrajlı filminiz Borç ile yönetmenlik kariyerinizin en önemli adımlarından birini atmış oldunuz ve Ulusal Altın Lale Ödülü'ne layık görüldünüz. İlk olarak bize Borç filmine giden süreci anlatabilir misiniz? Filmi ne amaçla çektiniz? Vermek istediğiniz mesaj neydi? Bir mesaj kaygınız var mıydı?

Vuslat Saraçoğlu

Yoktu. Öyle bir şey için insanın zihninin vereceği mesajın konusu hakkında biraz olsun net olması gerekiyor. Benimse “iyilik” bahsinde kafam bayağıdır karışıktı. Hala da çok net değil. Yazım ve çekim aşaması, bol bol soru sorduğum bir süreç oldu. Sanırım şimdiki aşamadan sonra bu soruları izleyicilerle beraber çoğaltarak sormaya devam edeceğiz. İyilik denen şey, pirüpak bir izlenimle yanımızdan geçip giderken durdurup önüne arkasına, kıyısına köşesine bakmak istedim. Yetmedi zaman zaman üstünü kazımak istedim. Sosyoloji ile haşır neşir olmak, ezbere dönüşen her şeyden işkillenmek gibi bir alışkanlığı beraberinde getiriyor: İstedim ki, iyilik hali ezbere şekilde tescillenmiş karakterler üzerinde biraz daha detaylı düşünelim: Bu kişi neden bu kadar iyi? Hangi koşullarda iyi? İyilikleri görünmese onları yine de yapmaya devam eder mi? (Bazen öyle durumlar olabiliyor ki, birine bir iyilik yapalım, bu görünsün ama karşı taraf bu iyiliği almasın istiyoruz.)

Herkesin “iyi” deyip geçtiği bir karakter normal davranışlarının, standart tepkilerinin işlemediği ara bir alanda ne yapar, nasıl bocalar? Yaptığı iyilik karşı tarafın gözünde normalleşir de bir süre sonra bir zorunluluk ve sorumluluk haline gelirse tepkisi ne olur? Çoğu zaman denk geliriz, bazı insanlar herkese çok iyidir ama birine öyle bir kötülük yapar ki, kalan tüm iyilikleri tek bir insana yaptığı kötülükten temin ettiğini düşünürsünüz. Onlarca kişiye iyilik yapmış olmak bir insanı adil yapmaya yeter mi? Bu tarz pek çok konu ve soruyu düşündükten sonra da ister istemez akla şu geliyor: “Peki bu insan gerçekten iyi mi?”

‘EN CEZBEDİCİ YANI, KENDİMİZLE ÇATIŞTIRMASI’

“Sanatın, özelde sinemanın en cezbedici bulduğum taraflarından biri beni kendimle karşı karşıya getirmesi. Yaptığım bir hatayı yüzüme çarpması. Düşünmekten kaçtığım bir konuyu burnumun ucuna getirmesi...Sinema onlarca deneyimin onlarca öğüt veren kişinin yapamadığını bir anda yapabiliyor. Ben de Borç’ta istedim ki içimizdeki Tufan’larla Muko’larla, Huriye’lerle, Dilek’lerle, Vahap’larla yüzleşelim. Bu karakterler hepimize benzesin ki çelişkide kalalım. Bu insanların hem iyi taraflarına hem kötü taraflarına bakalım. Bazen iyi taraflar kötü tarafların ikamesi de olabiliyor, kendimizi ve başkalarını bir bütün olarak anlayalım. İyilik üzerine bu kadar çok soru sormak iyiliği yeriyor olduğumuz anlamına gelmiyor. Sadece ezberlenmiş iyilikleri verili kabul ederek gerçek iyiliği arayamayacağımızı söylemek istiyorum. Kim bilir, belki iyilik üzerine düşünerek hakiki iyiliğe varmamız mümkün olur.”

‘SANAT KANIKSANMIŞLIKLARIN EN BÜYÜK DÜŞMANIDIR’

-Yeni bir yönetmen olmanın ve yeni bir kadın yönetmen olmanın size yaşattığı zorluklar oldu mu?

Aslında pek çok konuda şanslıydım. Ön hazırlık süreci ve sonrası, sponsorlar da dahil olmak üzere yüze yakın insanın bu işte emeği var. Çok yüksek oranlarda uyumlu ve verimli şekilde çalıştığım insanlarla karşılaştım. Özellikle filmimizin görüntü yönetmeni ve oyuncuları bana bu işi ilk kez yaptığımı hiç hissettirmediler. Çok iyi bir ön hazırlık çalışması yapmış olmamızdan kaynaklı programda hiçbir aksama yaşamadık, her şey tıkır tıkır gitti. Fazla dramatize etmeye gerek olmasa da bazı zorlukları vardı tabii. Bunun ne kadarı ilk film olmasından, ne kadarı kadın olmaktan; ne kadarı “tek başıma” görünmemden, ne kadarı yaptığım tercihlerden kaynaklı bilmiyorum. Tüm ilk filmler için genelleme de yapmak istemiyorum ama benim için ilk film demek bol bol şaşırmak demekti. Daha önce de ciddi bir kamera arkası deneyimininiz yoksa sektörde (özellikle reklam sektöründe) normalleşmiş kimi alışkanlıkları bilmiyor oluyorsunuz. Onları bilmediğiniz için siz gerekli direnci oluşturana kadar bayağı bir zaman geçmiş oluyor. Zararın neresinden dönersem kardır derken başlangıç noktasından bayağı bir uzaklaşmış olduğunuzu fark ediyorsunuz. Beni şaşırtan durumların sebepleri üzerine sakin kafayla düşününce sorunun kişileri de aşabilecek genellikte sebepleri olabileceği sonucuna vardım. Sektörün başka alanlarında haksızlıklara uğramaktan, değersizleştirilmekten kaynaklanan marazlar bunlar. Alıştığı değersizleştirilmenin aksi bir tavırla karşılaşınca ezberlerin bozulup kimi bünyelerde ters tepmesi; tahakküm kurmamanın, emeğe haksızlık etmemenin, insani çalışma koşulları kurma çabasının, verilen bütün sözlerde durma hassasiyetinin istifade edilebilir bir durum olarak algılanması rastlanabilecek bir sonuç. Fakat şaşırtmaya devam edip asla kanıksanmaması gereken de bir sonuç aynı zamanda. Çünkü sanat, kanıksanmışların en büyük düşmanıdır.

Mazlumun diş geçirebileceğini düşündüğü bir aktör ya da yapıyı karşısında gördüğü zamanlarda zalimleşebildiği sıklıkla dile getirilen bir şey. Diş geçirmeye çalıştığı şeyin düşündüğü gibi yumuşak olmadığını anlayıp dişini kırınca öfkeden çılgına dönüp yıkıcılaşmak da karşılaşılabilecek bir durum tabii. Her şeye rağmen bir yerden sonra zorluklar unutuluyor. Geride onlarca insanın emeğiyle ortaya çıkardığınız ürün kalıyor. Biz bu üründen ve filmimizin ulaştığı sonuçtan memnunuz.”

‘YENİ BİR KUŞAK GELİYOR’

-Türkiye'de sinema ile yakından ilgilenenlerin genel eğilimi teorik düzeyde ve eleştirmenlik yönünde oluyor. Eline kamerayı alıp bir şeyler çeken insan sayısı çok az. Ancak son zamanlarda sizin de aralarında olduğunuz yeni ve genç yönetmenlerden güzel işler görüyoruz. "Türk Sineması için yeni bir kuşak geliyor" diyebilir miyiz?

“Diyebiliriz, sinemamızdan umutluyum. Ben, filmin tüm süreçlerinde deneyimli yönetmen arkadaşlarımdan çok yardım gördüm. Üretenlerin sayısı arttıkça dayanışma da artacak, ortaya çeşitlilik ve kalite açısından çok özel ürünler çıkacaktır.

-Bağımsız internet platformlarının ortaya çıkması ve dizilerin büyük ilgi görmesi, bazı çevreler tarafından sinemanın miadının dolduğu ya da klasik anlamıyla artık var olamayacağı şeklinde değerlendiriyor. Yeni ve genç bir yönetmen olarak bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hepsi bambaşka boşlukları dolduruyor. Sinemanın miadı hiçbir zaman dolmaz bence.

-Önümüzdeki dönem için bir projeniz var mı?

Evet, var projelerim. Bu kadar yoğun bir duygu istilası altındayken proje üretmemek mümkün değil.