Saian’la yeni albümü Berhava ve memleket ahvali üzerine: ‘Kalemimi bastıra bastıra ‘umut’ yazmak istedim’

“Sanatçı sanatçıysa eğer, halkın ve döneminin vicdanı olmak zorunda. Bunun bir bedeli varsa ve ödemesi gerekiyorsa da ödeyecek! Sanat, ihtişamlı salonlarda belirli bir zümreye hizmet eden bir kurum değildir…”



09-06-2019 08:30

Tugay Candan – Twitter: @TugayCandann

Mail: tugaycandan@ilerihaber.org

Türkçe Rap’in en önemli isimlerinden Güney Erkurt’un (bilinen mahlasıyla Saian Sakulta Salkım) ‘Berhava’ isimli albümü, bir süre önce dinleyiciyle buluştu.

Parçalarında sistem eleştirilerine alışkın olduğumuz Erkurt’un yeni albümünde de ‘isyan’, ‘başkaldırı’ gibi ögeler yer alırken, Erkurt’a albümün müziksel altyapısı ve mikrofonda birçok isim eşlik etti.

Erkurt’un Berhavası, çıkış dönemi itibariyle tabi ki memleket ahvalinden ayrı düşünülemezdi. Albümün hem fikirsel oluşumunu, hem üretim sürecini konuşurken; Saian’ın parçalarına kaynak oluşturduğunu düşündüğümüz memleket meselelerine ve edebiyata da girmesek olmazdı.

Lafı fazla uzatmadan okurlarımızı; Berhava’dan yola çıktığımız, memleket ahvali ve edebiyata da uğradığımız aktüel bir Saian söyleşisiyle baş başa bırakıyoruz.

‘EN BÜYÜK MİNNETİ DİNLEYİCİYE BORÇLUYUM’

Yeni albümünüz Berhava, 24 Mayıs’ta dinleyiciyle buluştu. Albüm müzik platformlarında ve 30 Mayıs’ta da YouTube’ta yer aldı. Lise yıllarından itibaren (2006-2007 gibi bir tarihe tekabül ediyor) bir dinleyiciniz olarak beklentilerimin altında olan bir albümünüzü hatırlamıyorum. Hatta birçoğunun beklentimin de üzerinde olduğunu söyleyebilirim. Berhava da yine benim için böyle bir albüm. Ancak çok da irdeyelerek değil, sadece albümün kapağı ve künyesi incelendiğinde, bu üretimin arka planında büyük emeklerin sarf edildiğini görmek mümkün. Bu süreci sizinle irdeleyelim. Hem genel olarak bir albümün, hem de Berhava özelinde bu üretimin aşamaları ve dinleyicilere kadar ulaşma süreci nedir?

Öncelikle albümün ortaya çıkmasında en büyük tetikleyici ve yaratıcı unsur Baykan Barlas’tır. Bana 19 adet sıkı beati karşılık beklemeden gönderdiği gün Saian’ın kanı fokurdamaya başladı işte. Çok büyük şevk verdi bana. Zaten senelerdir Saian’ı çok iyi tanıyor ne seveceğini çok iyi biliyor; rapi, hiphop’ı çok iyi biliyor, işini keyif alarak yapıyor. Öte yandan mix mastering denen teknik işler benim için tam bir kabus. Burada da devreye Cino Junior girdi; her zamanki gibi çok iyi iş çıkardı, ona da minnettarım. Patron’la ben birbirimiz için vazgeçilmeziz, o zaten olacaktı. Kaydettiğim ‘Kitsch’ parçasından sonra ortaya çıkan o yarım parçanın ihtiyacı olan şeyin Allame olduğunu duyumsadım. Parça yalvarıyordu Allame okumalı diye… Elbette çok iyi bir mc; akıcı, saldırgan ve yaratıcı fakat onun en sevdiğim yanı o kadar seneden sonra hala ilk günkü hevesinde olması, imrendiğim bir şey…

Albümün genel havasında zaten en çok dikkat ettiğim husus orijinal Saian tarzına yaklaşması ve amatör ruhla ortaya konmasıydı. Bir yerde eskiye dönüş, yani daha çok esas Saian dinleyicisine ‘Sıkı Dur Geliyorum!’ dinleyicisine hitaben bir albüm ortaya koymaya çalıştım. Uzun aralarda bile beni asla unutmadılar, ihtiyaç duydular, yeri geldi sineye çektiler; işte ben en büyük minneti onlara borçluyum. Bir parça da Çağrı’yla yapmak istiyordum; piyasada gerçekten saygın kalabilmiş çok az mc’den birisi ve muhalif; safkan rap, sıkı rap. Haydi, insanlara umut olsun biraz dedik; Göğe Bakmak İçin’i yazdık.

 

 

‘BİR ‘BERHAVA’ DURUMUNA GEÇİLMELİ’

Albümün ismi ve çıkış parçası Berhava… Tabi okuyucularımız yanlış anlamasın. Albümün tüm parçaları birbiriyle yarışır ama bence yine öne çıkan parça da Berhava. Albümünüzün çıkış sloganı ise “Ahvalimiz halka ilana düştük.” Nedir berhava olan? Halka ilana düşülen ahval nedir? Bu parça ve slogan nasıl ortaya çıktı?

Evet, Berhava’yı daha bir ön planda tutmak istedim. Bir başkaldırı hali, fakat umutlu da olsun istedim. Elimizde umudumuz da kalmazsa ne olacak? Özellikle son dönem iktidar baskısı iyice hissedilir hale geldi ama bunun bir sonu var elbet, en mukavim cismin bile bir dayanım noktası var. İnsanlar bunu bilsin.

Muhalif kesimde bilhassa, umutsuzluk hali çok belirginleşmiş durumda. En aydın insanlar bile “Ah adalet yok, vah hak hukuk gitti!”, “A! Dün böyle demişlerdi bak bugün bunu yapıyorlar!” gibi ahmakça tespit etme durumundan çıkamadılar. Bakın bütün köşe yazarlarına, mevcut durumun eleştirisinin ve yakınmanın dışına çıkamıyorlar. “Bu yapılanlar yasalara aykırı, ama bunlar adalet mi dinliyor yahu!” vesaire… Bize çözüm önerecek, bir eylem çizecek insanlar lazım, zaten herkes her şeyin farkında! Ne yapalım susup kabullenmemiz mi lazım? Bir ‘berhava’ durumuna geçilmeli, hem zihinsel etkinlik anlamında hem de eylem anlamında.

Sloganla ilgili olarak belirtmek isterim; Salah Birsel’in ‘Kahveler Kitabı’ vardır. O kitapta manicilerden uzunca bahsediyordu, o manilerden birinde geçiyor “ahvalimiz halka ilana düştük.” Bu maninin politik bir yanı yoktu ama ben okurken bunu kendime yakıştırdım. Yukarıda anlattıklarımın bir dışavurumu Berhava… Umudumuz var, olacak, umut en son ölür, herkes bunu bilsin.

‘HİÇ BİR ŞEY OLMAMIŞ GİBİ YAŞAMA DEVAM EDENLERİN İRDELENMESİ GEREKİR’

Keza yine sizin parçalarınızda bildim bileli bir esinlenmenin dışında, edebiyatın kendisi yer alıyor. Yine Berhava parçası özelinde; introda Adnan Yücel’in o muhteşem “Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek” şiirinin dizeleri var. Yine aynı parçanın sözlerinde Vedat Türkali’den esintiler görüyoruz. Vedat Türkali deyince benim aklıma çok iyi bir gözlemciliğin satırlara yansıması geliyor. Tabi bir mücadele insanı olması da… Şu an elimde olan “Kayıp Romanlar”ı dışındaki tüm romanlarını da okudum. Sizin de Türkali okuduğunuzu parçadaki esinti dışında, takip ettiğim sosyal medya paylaşımlarınızdan biliyorum. Şuraya getirmek istiyorum sözü; siz parçalarınızın sözlerini yazarken bir gözlem yapıyorsunuz. Ve direkt gözlem ya da esintileri yansıtıyorsunuz. Neler gözlemdeniz ya da nelerden esinlendiniz bu albümde?

İnsanın her okuduğu bir şeyler katıyor ona, tabi nitelikli yapıtlar okunduğunu varsayıyorum. Ben sanatçılara bu gibi göndermeleri gönderme olsun diye yapmadım. Benim zihnimdeki düşünce bu şair ve sanatçılarda karşılığını bulmuş ve bu isimler beni etkilemiş, bana bir bakış açısı kazandırmış. Vedat Türkali örneğin, ‘Mavi Karanlık’ında dönemin halktan kopuk aydınını gösterir bize, adeta tiye alır gibi, şimdi de Türkiyeli aydının durumu pek farklı değil ya, ‘aydın’ nedir o da başkaca düşünülmeli! Sanatın bir işi de budur, bizi bize göstermek, anlatmak. Bu sanatsal yaklaşımla sanatçı gözlem yapar, yapmak zorunda ve evet insanın algıları açıksa o denli gözleme de yatkındır, bu kaçınılmaz.

Bir sanatçıymışım gibi ben de çevremi ve insanları gözlemliyorum, içime de dönüp bakıyorum yani kendimi de sınıyorum. Benim yazdıklarımın genel anlamda pek gözleme dayalı olduğu söylenemez ama kaçınamadığınız şeyler oluyor. Bir ülkenin başkentinde, bir meydanda yüz kişi ölüyor. Tuhaf; buna duygusuz, ifadesiz, öfkesiz kalamıyorsunuz. Benim değil de, hiçbir şey olmamış gibi yaşama devam edenlerin irdelenmesi gerekir.

‘KALEMİMİ BASTIRA BASTIRA ‘UMUT’ YAZMAK İSTEDİM’

Parçalarınızda sık sık sistem eleştirilerine rastlamak mümkün. Saian benim için ilk dinlediğimden bu güne aynı noktada duruyor. Bir söyleşinizde bunu inkar etmeden “Kaotik bir hava yaratmaya çalışırım” demişsiniz. Şimdi Saian aynı noktada duruyor ama ben Saian’da artık o kaotik havayı göremiyorum. Eleştiriler ve başkaldırı gayet berrak. Siz mi bu kaotiklikten uzaklaştınız, yoksa sistemin vahşeti mi berraklaştı? Bu konuda ne söylersiniz?

Evet, içinde bulunduğumuz dönem beni daha bir berrak olmaya daha sloganlaşmaya itti. Dinleyicide daha iyi karşılık bulsun istedim, daha fazla anlaşılmak istedim, en büyük etken bu. Bende bu güne kadar aslında anlaşılmama kaygısının önüne estetik kaygılar ve imge geçti, denilebilir. Mesela daha önce biliyorsun post-modern tantananın karşısına geçip Circle D’orient sigarası yakmışlığım vardı. Şimdiye gelirsek durum biraz daha farklı, öyle olmalı diye düşündüm. Mevcut otokrasi düzeni baskısının illallah dedirttiği günlerdeyiz, kalemimi bastıra bastıra ‘umut’ yazmak istedim. 

 

GÜNEY ERKURT (SAİAN) KİMDİR?

Güney Erkurt 1983 yılında Mersin’de doğdu. Rap müzik ile 1993 yılında tanıştı. İstanbul Teknik Üniversitesi Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği bölümü mezunu. Evli olan Erkurt, 2003 yılından beri rap müzik yapıyor. 
 

 

‘GEZİ’DE GÖRDÜK Kİ HALKIN UMUT ETTİĞİMİZDEN DAHA FAZLA POTANSİYEL GÜCÜ VAR’

İçerisinde bulunduğumuz günler 2013 Gezi Direnişi’nin yıl dönümüne tekabül ediyor. Sizin dinleyicilerinizin de büyük kısmını gençler oluşturuyor. Gezi için bir kuşak hareketi denilebilir. Ben de bu kuşağın bir üyesiyim. Gezi, Türkiye’de birçok şey değiştirdi, “olmaz” denilen birçok şeyin de olacağına inandırdı. Parçalarınızdaki ‘isyan’, ‘başkaldırı’ ve ‘sistem eleştirisi’ gibi Gezi’yle bağdaşan öğeleri düşündüğümüzde, o günden bugüne bakılarak Gezi üretiminizde nasıl bir etki bıraktı?

İsmet Özel bir dizesinde “halksa kal’am onu kal’a kılan benim” diyordu. Ben bunu şöyle anlıyorum; halkın zihnimde bir karşılığı varsa eğer, bu anlamı ona veren benim, sanki bunu demek istiyor. Fakat Gezi’de gördük ki bu halkın umut ettiğimizden daha fazla potansiyel gücü var. Örgütlü hareket edilebilirse neler yapabileceğini düşleyebilmemizi sağladı. Somut anlamda bir kazanımımız oldu mu, bence somut olarak dişe dokunur bir kazanım olmadı; ama iktidar, karşısında ciddi bir güç olduğunu, istediği gibi at koşturamayacağını, ya da bunun için başka metotlar geliştirmesi gerektiğini anladı ve ürktü. İşte ben de bu noktada şairle çarpışıyorum. “Halka bir şekilde inanmam gerekli, bir gün bir şey olacaksa bunu halk yapacak” diyorum.

Rap müzik içerisinde siyaseti de barındırıyor. Ancak özellikle son dönemde siyasetin de artık rap müziği içerisinde barındırdığına sıklıkla şahit oluyoruz. Mesela bir aday, seçim propagandasında artık mutlaka rap müzik de kullanıyor. Tabi siyasette genç olmanın kitleler için bir ‘albeni’si var ama propaganda sürecinde rap müzik kullanımı gençlere yönelik bir hamle olarak görünüyor. Rap bir gençlik müziği mi? Bu süreçlerde rapin kullanımına dair ne söylemek istersiniz?

Bunun rap müzik özelinde bir durum olmadığı çok açık, sadece popüler bir akım, bir eğilim olduğu için cazibe odağı halinde. Kendi adıma bunu saçma ve kabul edilemez buluyorum. Nasıl ki edebiyatın bir parti propagandası için kullanılması hem o yapıtı edebi olmaktan çıkarır, hem de içini boşaltırsa; aynısı müzik için de geçerli. Rap için bir gençlik müziği tanımı yapılabilir tabi ki ama kurumsal çıkarlara alet edilmesini doğru bulmuyorum. Benim de zaten bu gibi teklifleri düşünmeden reddetmişliğim var.

‘SANATÇI HALKIN VİCDANI OLMAK ZORUNDA’

Son sorumuz memleketin ahvaline yönelik. Biliyorsunuz, İstanbul’da hala bitmeyen bir seçim süreci var. Seçimin iptaline yönelik tepkiler “Her şey çok güzel olacak” cümlesinin altında toplandı. Yani günlük hayatımızda bile birçok defa kullandığımız bu cümle, bir hukuksuzluğa tepki oldu. Siz de sosyal medya aracılığıyla “Her şey çok güzel olacak” diyenlerdensiniz. Fakat bunun ardından bizzat iktidarın temsilcileri tarafından “Her şey çok güzel olacak” diyen sanatçılara hakaret ve tehditler yöneltilmeye başladı. Saray davetlerine gidenlere her kapı açılırken, muhalif sanatçılara yönelik engellemelere zaten uzun süredir şahidiz. Fakat muhalif bilinmeyen birçok isimden de bu tepki geldi. Siz bu tepkiyi bir başkaldırı olarak görüyor musunuz? İktidarın tehdit ve hakaretleri bu tepkiyi dindirir mi?

Sanatçı sanatçıysa eğer, halkın ve döneminin vicdanı olmak zorunda. Bunun bir bedeli varsa ve ödemesi gerekiyorsa da ödeyecek! Sanat, ihtişamlı salonlarda belirli bir zümreye hizmet eden bir kurum değildir. Sanat,  pop müzik söylemek ya da dizi oyunculuğu yapmak da değildir. Tarihte ve gerçekte, sanatçılar hep kendi çağlarının acısını çektiler, bizi bize göstermeye çalıştılar. İkinci Dünya Savaşı’nı insanlardan önce sanatçılar görmedi mi? Sesleri çıktığı kadar bağırmadılar mı? Bunun bedelini de göze ala ala, intihara varasıya acı çeke çeke… Bu bağlamda sanatçı görevini üstlenmeli. Baskının etkili olacağını pek sanmıyorum ama göreceğiz.