RÖPORTAJ | Sendikaların küresel düzeyde muhatap alınması bahşedilmiş bir şey değil, mücadelelerin sonucudur

DİSK Uluslararası İlişkiler Müdürü Kıvanç Eliaçık ile hazırladığı Küresel Sendikalar Kılavuzu üzerine konuştuk.



31-12-2020 00:23

Röportaj: Doğan Ergün

 

Notabene Yayınları’ndan çıkan Küresel Sendikalar Kılavuzu, Türkiye’de eksikliği hissedilen bir kaynak kitap. Bu kitabın hazırlanması fikri nasıl oluştu?

Türkiye’deki çok uluslu şirketlerin sayısı giderek artıyor. Hakları için mücadele eden işçiler yabancı müdürlerle veya patronlarla karşı karşıya geliyor. Uluslararası şirketlerde veya onların tedarikçilerinde çalışan işçiler, uluslararası sınıf dayanışmasının ne kadar önemli olduğu iyi biliyor. Sendika eğitimlerinde veya işçi direnişlerinde uluslararası stratejiler tartışılıyor. Diğer ülkelerdeki iş kanunları, uluslararası çalışma sözleşmeleri konuşuluyor. Farklı ülkelerdeki sendikalar ve uluslararası sendika federasyonları merak ediliyor.

Diğer taraftan bu alanda, konunun karmaşıklığından ve tercümeden kaynaklı sorunlar yaşanıyor. Bu nedenle Küresel Sendikalar Kılavuzu’nda uluslararası sendikal hareketi daha anlaşılır hale getirmeye çalıştık. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve küresel sendika federasyonlarının işleyişini anlattık. Hangi sendika hangi uluslararası örgüte üye olmalı? Küresel sendikalar Türkiye ile ilgili hangi çalışmaları yapıyorlar? gibi sorulara kısa cevaplar vermeye çalıştık.

İşçi sınıfı mücadelesinde, ulusal ve küresel ölçekler birbirlerine ne ölçüde değiyor? Tek tek ülkelerdeki sınıf mücadelelerinin gündemlerinin, aslında farkında olmasak da, çoğu zaman sermaye sınıfının küresel kimi eğilim ve politikalarının sonuçları olduğu söylenebilir mi?

Ülke gündemlerinin küresel sermaye tarafından belirlendiği tespitine katılıyorum. Bunun karşısında sendikalar sadece savunma pozisyonunda. Sermaye sözcüleri planlarını korkusuzca uygulamaya çalışıyor. Mesela ‘esnekleşme’, ‘kiralık işçi büroları’, ‘kıdem tazminatının kaldırılması’ veya ‘emeklilik yaşının yükseltilmesi’ gibi politikalar Türkiye’ye özgü değil veya birden bire ortaya çıkmadı. Uluslararası finans kuruluşları ve işveren örgütleri bunları farklı coğrafyalara dayatıyor. Biz yerel düzeyde karşı koymaya çalışıyoruz fakat yetersiz kalıyoruz. Uluslararası sendikal hareket bu koordineli sermaye saldırılarının nabzını tutuyor, uyarılar yapıyor ama ulusal sendika merkezleri harekete geçmekte geç kalıyor.

Tabi bu ilişki çift yönlü. Diğer yönde trafik daha hızlı akıyor. Yani sendikalar kendi mücadelelerini dünya gündemine taşımakta daha başarılı. Mesela Türkiye’de KHK ile ihraç edilen kamu emekçilerinin mücadelesi dünya sendikaları tarafından sahiplenildi. Önemli dayanışma etkinlikleri düzenlendi. Brezilya’da Bolsanoro’nun işçi düşmanı politikaları, Kırgizistan’da çocuk işçiliği, Katar’daki kölece çalışma koşulları uluslararası sendikal hareketin ortak gündemleri oldu. Covid-19 günlerinde zaten dünyanın bütün işçileri aynı sorunlar etrafında birleşti.

Kitabı incelediğimizde tarihsel bir süreç içerisinde küresel sendikaların gelişimini görebiliyoruz. Özellikle neo-liberal dönemde küresel sendikacılığın nasıl bir dönüşüm geçirdiğini düşünüyorsunuz?

200 yıllık süre zarfında işçi örgütlerinin her zaman enternasyonalist olduğunu, ilk günlerden itibaren uluslararası düzeyde faaliyetler yürüttüğünü görüyoruz. Kimse küreselleşmeden bahsetmezken, bugün aşina olduğumuz uluslararası kurumlar ortada yokken işçilerin uluslararası sendikaları vardı. Bu, tarihimizin bir parçası… Ama üretimin, ticaretin ve hizmetlerin küreselleştiği dünyada çok uluslu şirketler, sermaye yanlısı hükümetler ve küresel baskı araçları karşısında küresel ölçekte etkin bir sendikaya ihtiyacımız var.

Neo-liberal dönem olarak da adlandırabileceğimiz dönemde işçi sınıfı pek çok kazanılmış hakkını kaybetti. Çalışma koşulları kötüleşti, geniş kesimler yoksullaştı. Ama bu dönem sendikalara yeni savunma hatları yarattı. Farklı sendikalar çok daha kolay yan yana geldiler. Çok uluslu şirketlerle ‘küresel çerçeve sözleşmeler’ imzalanmaya başlandı. Bunları küresel toplu iş sözleşmeleri olarak düşünebiliriz. Küresel çerçeve sözleşmelerin, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, sendikal haklara ve ücretlere olumlu etkisi oldu.

Sendikaların küresel düzeyde muhatap alınması bahşedilmiş bir şey değil. Mücadelelerin sonucudur. Seattle ile başlayan küreselleşme karşıtı hareket ya da uluslararası anti-kapitalist hareket, uluslararası finans kuruşlarına işçileri, çiftçileri, yoksulları, yerli halkları yok sayamayacaklarını gösterdi. Sendikalar uluslararası danışma organlarına davet edilmeye başlandı. Burada karşımıza bir tehlike çıktı. Sendikaların STK’laşması ve lobicilikle sınırlı kalması… Uluslararası sendikal hareket, gücünün kaynağının iş yerinde verilen mücadeleler olduğunu unutmazsa, küresel siyasette işçilerin sesi olabilirse başarılı olacaktır.

Sermayeden ve hükümetlerden bağımsız, demokratik, eşitlikçi-özgürlükçü hedeflere sahip sendikalara ihtiyacımız var. Güvencesiz işçiler, göçmenler ve kadınlar sendikalarda görev aldıkça bir yenilenme yaşayacağız. "Enternasyonalin" geleceği bu yenilenmede yatıyor.