Rant ve talan uğruna...: 'İmar affı' yeni felaketlere davetiye çıkarıyor

Kaçak yapıların devlet eliyle yasal hale getirildiği imar affı düzenlemesinde süre yarın doluyor. Uzmanlar ve meslek örgütü temsilcileri, “Kaçak yapılaşma ve kamu arazilerinin işgali özendirildi. Deprem kuşağında olan Türkiye’de güvenli olmayan binalar inşa edildi” dedi.



14-06-2019 15:40

Bir yıl önce, 18 Mayıs 2018’de, başlayan uzmanların, meslek örgütlerinin eleştirdiği imar affı düzenlemesinin sonuna gelindi. Affın yeniden uzatılmayacağını açıklayan Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum imar affı kapsamında 10 milyon başvurunun yapıldığını ve 19 milyar TL toplandığını söyledi.

Hiçbir denetim yapılmadan kaçak yapılar, sahiplerinin beyanı doğrultusunda “Yapı Kayıt Belgesi” aldı.

AKP Hükümeti’nin seçim yatırımı ve ekonomiyi “canlandırmak” gerekçesiyle uygulamaya koyduğu imar affını tüm boyutları ile ele aldık. Uzmanlar, imar aflarının kalıcı olduğunu, kaçak yapılaşmayı ve kamu arazilerinin işgallerini özendirdiğini, bu yolla deprem kuşağındaki Türkiye’de güvenli olmayan binaların inşa edildiğine dikkati çekti. Masum bir barınma ihtiyacı olarak başlayan kaçak yapılaşmanın “kaçak kentler” sorununa dönüşmesine zemin hazırlayan imar affının gerçek amacı ve yarattığı tahribat TMMOB tarafından hazırlanan bir çok raporda gözler önüne serildi. Raporlarda özetle şunlar yer aldı:

24 Haziran 2018 seçimleri öncesi birdenbire gündeme gelen imar affı uygulaması ile yaşanan siyasi ve ekonomik kriz sürecinde, gelir kaydetmenin yanı sıra, siyasi güç yeniden üretildi. Sermaye gruplarının hukuka aykırı olduğu yargı kararları ile kesinleşen, yıkılmasına veya para cezası uygulanmasına hükmedilen inşaat projelerine çare bulunarak sermaye çevreleri ile ilişkiler güçlendirildi. Kaçak yapıları olan mülkiyet sahiplerinin bireysel çıkarlarının devamlılığı adına iktidarın sürekliliğine rıza göstermesi sağlandı.

SADECE SERMAYE ÇEVRELERİ GÖZETİLDİ

Af kapsamındaki yapı nitelikleri, “Tarımsal amaçlı basit binalar, 1-2 katlı binalar ve basit sanayi yapıları, 3-7 katlı binalar ve entegre sanayi yapıları, 8 ve daha yüksek katlı binalar, lüks binalar, villa, alışveriş kompleksi, hastane, otel ve benzeri yapılar, enerji üretim tesisleri, iskele, liman, tersane, istinat duvarı, dolgu alanı, havuz, spor sahaları ve benzeri bina niteliğinde olmayan yapılar” olarak açıklandı. Yani 1980 sonrası değişen imar aflarının kapsamı bir adım daha öteye taşınarak, tümüyle sermaye çevrelerinin çıkarına hizmet etmek ve onların her türlü projelerine ilişkin usulsüzlükleri meşru kılmak amacı hedeflendi. İmar affı uygulamasında sınırlı bir alan hariç tutuldu. Boğaziçi sahil şeridi, İstanbul Tarihi Yarımada ve Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alanda koordinatları belirlenen bir sınırlı bir alan dışındaki tüm yapıların imar affından yararlanmasının da önü açıldı.

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Nusret Suna, Şehir Plancıları Odası Başkanı Orhan Sarıaltun ve Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhçu süreci BirGün’e anlattı.

'KAÇAKÇILIĞI AKLAMA OPERASYONU'

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, imar affının yasadışılığı ve talanı özendirdiğini belirtti. Hazine arazisine, tarihi mekânlara, kıyılara, orman alanlarına yapılan binaların, otellerin ve AVM’lerin imar affı ile yasal kılıfa büründürüldüğünü belirten Koramaz, şunları söyledi:

“17 yıllık AKP hükümetleri dönemi boyunca iktidar ne zaman paraya ve oya sıkışsa ‘af’ ya da ‘barış’ adıyla yasa çıkarttı. Bu yolla Hazine’ye sıcak para girişi sağlanırken seçmenlere de bir tür rüşvet dağıtılmış oldu. Geçtiğimiz yıl çıkartılan imar affı, yoksulların kendi imkânlarıyla yaptığı iki göz odalarını yıkım tehdidinden kurtarmanın değil, sermayenin yasadışı yatırımlarını güvence altına almanın aracı haline geldi. Hazine arazileri, kıyılar, ormanlar talan edildi.

Doğu Karadeniz’deki yaylalarda, Uzungöl Tabiat Parkı’nda hakkında yıkım kararı bulunan 4 binin üzerindeki yapı da bu imar affından faydalanarak ruhsat sahibi oldu. Erdoğan’ın ‘Ayder’i rezil ettik’ açıklamasından sonra yıkım kararı verilen binalar bile af kapsamında ruhsatlandırıldı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’un kaçak otelleri de bu aftan faydalandı. Buna benzer çok sayıda kıyı oteli, orman içi kaçak oteller ruhsat sahibi oldu. İmar affı Türkiye’nin en büyük rant aktarımı olarak adeta kaçakçılığı aklama operasyonu olarak tarihe geçti.

İmar affının bir diğer önemli sakıncası da yapılara sonradan eklenen bölümlerin ve kaçak çıkılan katların ruhsatlandırılması oldu. Projede olmayan, hiçbir mühendislik hizmeti almamış bu kaçak eklemeler yapı güvenliğini ve insan hayatını tehdit etmektedir. Bunun en somut ve acı örneğini Kartal’da yıkılan binada yaşadık. Başta metropoller olmak üzere tüm kentlerimizde bu biçimde ruhsatlandırılan binlerce bina yıkım tehdidi taşıyor.

TMMOB olarak bizler bu yağma sürecine en başından itibaren karşı çıktık. Odalarımız tarafından davalar açıldı. Ne yazık ki ülkemizdeki adalet sisteminin geldiği aşama nedeniyle açık biçimde anayasaya ve kamu yararına aykırı bu düzenleme geri alınmadı.”

'İSTANBUL’UN DEPREM GERÇEĞİ YOK SAYILDI'

İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Nusret Suna, imar affının şehirlerin kalbine saplanan hançer olduğunu belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

İmar affı düzenlemesinden yararlanacak yapı ve işgal edilen arazi niteliğine ilişkin hiçbir sınırlama getirilmedi. Kırsalda, köy statüsünde veya büyükşehir belediyeleri içerisinde olup da mahalleye dönüştürülen köylerde yaşayan yüz binlerce vatandaşın bu belgeyi almalarında bir çıkarı bulunmamaktadır. Buralarda yaşayan vatandaşların zaten İmar Kanunu’na göre kendi taşınmazları üzerinde ruhsatsız yapı yapma hakları var. Bu nedenle imar barışının kırsalda yaşayan yurttaşlar için çıkarılmadığı açık. İmar affı düzenlemesinde özel mülkiyetle birlikte Hazine, belediye, mera, kıyı, orman sit alanlardaki kaçak yapılara hiçbir koşul getirilmeden yapı kullanma belgesi alma olanağı sağlandı. Hazine ve belediye mülkiyetinde kalan kaçak yapıların af kapsamına alınmasıyla yetinilmemiş, bu arazilerin işgalcilerine satılmasının da yolu açıldı.

Sahil şeritlerinde, Hazine ve belediye arazileri üzerinde liman, mendirek, dolgu gibi yapılar ile ruhsatlı olup da projede öngörülenden 2-3 kat fazla inşaat alanına sahip turistik işletmeler bulunuyor. Bu yapıları yapanlar hiçbir zaman alamayacakları bu arazileri de kendi mülkiyetine kattı.

Düzenlemeyi İstanbul özelinde ele aldığımızda yapılan rezidanslar, siteler, alışveriş merkezleri, iş merkezleri, iş kuleleri, enerji santralları, sanayi tipi tarımsal işletmeler gibi devasa yapıların ilave yapı alanları, bu düzenleme ile küçük bir bedel karşılığında yasallaştı. İstanbul’un deprem gerçeği yok sayıldı. Maltepe’de ya da Kartal’da çöken binalar hepimizin malumu. Bu kaçak binaların da yapı kayıt belgesi almak için başvurduğunu göz önüne aldığımızda denetimsizliğin nasıl büyük bir tehdit oluşturduğunu görüyoruz. Boğaz’da ya da Çanakkale Yarımadası’nda da kaçak bir çok bina bu düzenleme ile aklanarak yasal hale getirildi.”

'PLANSIZ KENTLEŞMENİN ÖNÜ AÇILIYOR'

Şehir Plancıları Odası Başkanı Orhan Sarıaltun, imar affının şehir planlanmasına aykırı olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:

“1950’den bugüne 14 kez imar affı çıkarıldı. Bu af ile kamu taşınmazlarının yağmalanmasının önü açılırken, çarpık yapılaşmanın ve plansız kentleşmenin de önü açıldı. Bir yandan planlı kentlerden söz edilirken öte yandan seçim yatırımı olarak çıkarılan imar affı ile plansızlık dayatılıyor. Kaçak yapılara yapı ruhsatı verilmesi ile kentin ana omurgasını oluşturan imar planları yok sayılıyor. Af ile kaçak yapılar iskan alabiliyor, su-elektrik bağlatıyor, önceden alınmış yıkım kararları idari para cezasına çevriliyor. Normal şartlarda konut parselindeki bir çam ağacının Orman Bölge Müdürlüğü’nden izin alınmaksızın kesilmesi mümkün değilken, bu yönetmelik ile Kaz Dağları’na lüks villa yapımının önü açıldı. Birçok mera ve tarım alanına yapılan kaçak yapılar için davalar açtık. Şehir plancıları olarak önemsediğimiz bir başka husus da ülkemizin deprem bölgesi olduğu gerçeğinden yola çıkılarak planlama yapılması iken bu düzenleme ile bu da yok sayıldı. Yüzde 66’sı birinci ve ikinci derece deprem kuşağında olan Türkiye’de ciddi bir planlama yapılması gerektiğini savunurken deprem dayanıklılığı sorumluluğu kişinin beyanına bırakıldı. Herhangi bir belge, proje, imar, mühendis imzası olmayacak ve yapının denetlenmesi yapılmıyor. Devlet eliyle plansız ve güvenliksiz şehirler oluşturuluyor. ”

'RANT İÇİN KAÇAK YAPILAR TEŞVİK EDİLDİ'

Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhçu, özellikle de kıyı bölgeleri gibi rantın büyük olduğu yerlerde hummalı inşaat faaliyetleri olduğuna değinerek, şunları söyledi:

“İmar affı Türkiye’nin dört bir yanında büyük bir talan sebep oldu. Kıyılarda 5 yıldızlı oteller, tesisler, iş yerleri, lüks konutlar yapıldı. Rant yapılarının hepsi affedildi. Kapadokya ve Karadeniz yaylaları talan edildi. İmar affı düzenlemesinde tabiat ve kültür varlıkları ile ilgili hiçbir istisna getirilmedi. Bundan dolayı doğanın milyonlarca yılda ve insanoğlunun binlerce yılda ürettiği tabiat ve kültür varlıkları zarar gördü. Çayır ve mera alanları rant uğruna feda edildi. Planlama, projelendirme ve uygulama süreçlerinde mimarlık, mühendislik hizmeti almamış kaçak yapıları, inşa edenlerin beyanları ile yasallaştırmak bilim ve tekniği inkar etmektir. Kaçak yapılar teşvik edilerek, mimarlık ve mühendislik süreçleri uygulanamaz hale getirildi.”

10 MİLYON 79 BİN KİŞİ BAŞVURDU

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, “15 Haziran’da imar barışına başvuru süresi tamamlanıyor. Herhangi bir uzatma şu an için söz konusu değil. Bugüne kadar 10 milyon 79 bin vatandaşımız imar barışı sürecinden faydalandı. En fazla başvuru gelen iller arasında İstanbul 1 milyon 747 bin, İzmir 811 bin 452, Ankara 469 bin başvuruyla üçüncü sırada yer alıyor. Başvurularımızın bitmesine müteakip ödeme süremiz de 30 Haziran’da tamamlanıyor” diye konuştu.

(Burcu Cansu - BirGün)