Psikiyatrist Cemal Dindar: İlk yenilgi en ağırıdır

Psikiyatrist Cemal Dindar 23 Haziran'da İstanbul seçimleri ile noktalanan yerel seçim sürecini İleri Haber'e değerlendirdi.



02-07-2019 10:23

Özgür Yılmaz - @ozguryilmaz344

Psikiyatrist Cemal Dindar, 23 Haziran'da İstanbul seçimleri ile noktalanan yerel seçim süreci üzerine açıklamalarda bulundu.

Dündar seçim sürecinde AKP iktidarı ve muhalefetin tavrına ilişkin önemli tespitlerde bulundu.

'ÇATIŞMASIZLIK ÖZLEMİ, ADALET ARZUSU, BİRLİKTE YAŞAMANIN ONARILMASI İSTEĞİ...'

Öncelikle seçim üzerine sormak istiyorum. Sizce nasıl bir seçim sürecini geride bıraktık? Diğer seçim dönemlerindeki kadar gergin bir süreç miydi? 

Her iki seçimde de olması beklenilmeyecek ya da çok az rastlanılacak bir şeye hep birlikte tanıklık ettik. Toplumun çatışmasızlık özlemi, adalet arzusu, birlikte yaşamanın koşullarının onarılması isteği, kısaca toplumsal vicdan siyasi muktedirlerin vicdanından katbekat iyiydi. Genelde toplumun, hele de bizim gibi şura bura kırk yıldır neoliberal siyasetlere, uygulamalara uygun bir zemin için örgütsüzleştirilmiş, kitle niteliğine indirgenmiş bir toplumun vasatının birikmiş öfkeyi boşaltmak için çatışmalara doludizgin koşması beklenir. Şükür ki tüm o beka, varlık-yokluk söylemine rağmen böyle bir şey olmadı.

'SAĞCILIK SAHNESİNİN ÇÖKTÜĞÜNÜ SÖYLEYEMEYİZ'

Bir de 24 Ocak ve 12 Eylül 1980 tarihlerini başlangıç alırsak yine yaklaşık bu kırk yıldır içine kapatıldığımız sağcılık çıkmazının toplumu ketleyen nitelikleri bu seçimle birlikte daha da aşikarlaştı. Elbette bu sağcılık sahnesinin çöktüğünü söyleyemeyiz, bundan hala çok uzaktayız. Seçimi sol kazandı da diyemeyiz. Fakat sağcılık da elindeki her kozu hoyratça kullandı... bunu gördük.

'İLK YENİLGİ EN AĞIRDIR'

Muhalefetin milli gelirin yüzde 63’ünü üreten 21 büyük şehiri kazandığını görüyoruz. Bunun muhalefete bir moral üstünlük sağladığı söylenebilir mi? 

Seçim için ilk düşündüğüm söz "İlk yenilgi en ağırıdır" olmuştu. Muhalefetin herhangi bir konuda üstünlük kazandığının belirleyicisi bundan sonrası olacaktır. Fakat sözünü ettiğimiz kırk yılın yapısallaştırdığı Türk-İslam sentezinin maya olduğu siyaset sahnesi ilk kez böylesine kendi kendini taşıyamaz hale geldi. Üstelik ne ideolojik ne de iktisadi bir yeniden yapılanma olanağı da vaat etmiyor.

'SİYASET İMKANSIZ HALE GELMİŞTİ'

Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, hatta daha seküler bir çizgiden hareketle Ekrem İmamoğlu adları bu restorasyonun özneleri olarak belirmiş olabilirler. Ben kazanılmış olandan çok mevcut siyaset sahnesinin Türkiye'yi artık taşıyamaz hale geldiğini görmenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Asıl semptom bu: Türkiye'de bir süredir siyaset imkansız hale gelmişti, geliyor ve siyasetin yeniden nasıl imkanlı hale geleceği konusunda sermaye sınıfı da bir çıkışsızlık yaşıyor. 

Bir de sürece AKP tarafından bakmak gerekiyor. 25 yıldır yönettiği İstanbul’u kaybeden bir AKP var; AKP için İstanbul’un ciddi bir anlamı vardı. Bu yenilgi, o cepheyi nasıl etkiledi? 

Büyük şehir küçük şehir karşıtlığı biliyorsunuz bizde de bir dönem epey revaçta olan Amerikancı sosyolojideki merkez-çevre karşıtlığı terminolojisine yakındır. Bu nihayetinde İstanbul-Anadolu karşıtlığı olarak görülür. 2002'de AKP ilk kez iktidara geldiğinde solda bile 'Anadolu devrimi' benzeri adlandırmalar yapılmıştı. Anadolu'daki sermayenin, o zamanlardaki adlandırmayla Anadolu kaplanlarının kazanmasının gününün geldiği vurgulanıyordu herhalde. Bu karşıtlığı bir bilimsel çözümleme olarak kabul edecek miyiz? İstanbul'un kazanması karşıdevrim mi yani?

'TÜRK İSLAM SENTEZİNDEN UZAKLAŞTIĞINA DAİR BİR İŞARET GÖRÜLMÜYOR'

Eğer AKP ile özdeşleştirilen 'Anadolu devrimi'nin geldiği noktaya bakarsak şunu söyleyebiliriz; Anadolu mütedeyyinliği, dinin maya olduğu premodern dayanışma ruhu bitti, parayla, kapitalizm ile sorunu olmayan Weberci anlamda protestan ahlakıyla donatılmış yeni bir insan anlayışı onun yerini aldı. Merkez siyasette bu insan anlayışını eleştiren, karşısına alan bir siyasi özne var mı? Varsa, moral bir üstünlük için de hazır siyasi olanaklar, topraklar da var. Fakat devletin dünyadaki mevcut koşullarda kırk yıldır bu ülkeye içirilen ve resmi ideoloji haline gelen Türk-İslam sentezinden uzaklaştığına dair bir işaret görülmüyor. Mevcut siyaset sahnesinde yer alan her kimse o sahnede kalabilmek için öncelikle bu ideolojiye bi'at ettiğini bir şekilde göstermesi gerekiyor. 

'AKP'DEN ÇOK TAYYİP BEY'DEN SÖZ ETMEK YERİNDE OLUR'

Bir diğer merak uyandıran konu ise, AKP seçmeninin tavrıydı. AKP seçmeninin AKP’ye ve Erdoğan’a bakışı değişti mi sizce? 

Bizim anladığımız anlamda bir parti olarak AKP var mı epeydir? AKP diye bir partiden çok artık Tayyip Bey'den söz etmek daha yerinde olur. Bu bakışın değiştiğini söylemek için erken... Çünkü Tayyip Bey, Türkiye'nin yakın tarihinde Lider ve 'Yüce Millet' diyalektiğini başka herhangi bir liderle karşılaştırılmayacak güçte inşa etti. Onun varlığıyla bütünleşmiş bir kitlesi var ve hipnoid bir bağla liderlerine bağlılar. Fakat bu hipnoid bağın da giderek zorlaşan gündelik hayatın akıntısında ne denli sürdürülebilir olduğu ayrı bir konu ve zaman gösterecek. Şunu da söyleyebiliriz, seçimin böyle sonuçlanması herkesin hayrına olmuştur ve AKP tabanı da bunu görecektir, toplumsal sıkışmışlığı rahatlatmak konusunda belli ki hamleler gelecektir.  

'İYİ GELEN KAZANMAK DEĞİL, AKP VE MHP'NİN KAYBETTİĞİNİ GÖRMEKTİ'

Muhalefetin artık “kazanma” hissini tattığı söylenebilirse, bunun önümüzdeki dönem siyasal hayatta ne gibi yansımaları olabilir?

İzninizle bir şeyi tekrar edeceğim, kendini Millet İttifakı içinde görenlere iyi gelen 'kazanmak' değildi, AKP ve MHP ittifakının kaybettiğini görmekti. Kazanmak eylemi bundan sonrasının işi... Sözünü ettiğimiz yönetim anlayışında, insan anlayışında bir değişim olacaksa, yeni kurumlar yaratılabilecekse, yeni yaşama alanları yaratılabilecekse, işte o zaman bir şeyler kazanılmış olur. Çünkü o zaman on yedi yıldır hayatın kılcal damarlarına yayılmış olan bu yönetim anlayışına gerçekten kaybettiği gösterilebilir. Yoksa aynı popülizm havuzunda keyif süren ve ötekinin taklidine dönüşen kadrolar üretir muhalefet de... Partiler üstü, siyaseti kişiliğiyle özdeş hale gelmiş bir lider başta herkes için bir olanak olarak görünse de yakın dönem dünya tarihindeki örneklerine bakılırsa bir halk için  pek de hayırlara vesile olmuyor. Muhalefetin bu konuda da yeni bir yöntem bulması gerek!..