Prof. Dr. Özer'den bakan yardımcısının anlattığı politikanın şifreleri: 'Malımızı sudan ucuz, işçimizi ırgat yapma stratejisi'

Prof. Dr. Özer'den bakan yardımcısının anlattığı politikanın şifreleri: 'Malımızı sudan ucuz, işçimizi ırgat yapma stratejisi'

İktisatçı Mustafa Özer, Bakan Yardımcısı Nureddin Nebati tarafından açıklanan politikaları eleştirdi, "Malımızı sudan ucuz, işçimizi ırgat yapma stratejisi" dedi.

İleri Haber

İktisatçı Prof. Dr. Mustafa Özer, Hazine ve Maliyet Bakan Yardımcısı Nureddin Nebati tarafından tarif edilen politikanın şifrelerini anlattı. "Bu stratejiyi savunanların mallarımızı sudan ucuz, işçimizi de ırgatlaştırarak başarıya ulaşamayacaklarını anlamaları gerekir" değerlendirmesinde bulundu. 

Merkez Bankası faiz kararlarını, ekonomistlerin tüm itirazlarına rağmen AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan talepleri ile belirlerken; TL'nin döviz karşısında hızla değer kaybetmesi ve yüksek enflasyon ise yurttaşları derin bir yoksulluğa itiyor. 

"Ben ekonomistim" iddiasındaki Erdoğan krizlerin faturasını seçtiği isimlere keserken, Lütfi Elvan yerine Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine getirileceği iddia edilen Bakan Yardımcısı Nureddin Nebati ekonomiye dair açıklamalarda bulundu. Düşük faiz politikasını savunan ve bu şekilde üretim ve istihdam artışı sağlanacağını iddia eden Nebati, ekonominin gücünü koruduğunu söyledi. TL'deki değer kaybı için de "manipülatif bir dönem" diyen Nebati'nin ortaya koyduğu tabloyu, Prof. Dr. Mustafa Özer değerlendirdi.

'BİLİMSEL BİR GERÇEKLİĞİ YOK'

Nebati'nin tüm iddialarına madde madde yanıt veren Prof. Dr. Özer'in İleri Haber için yaptığı değerlendirme şöyle:

"Birincisi, gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) içinde sanayi sektörünün oranı yüzde 20’lerde. Kapasite kullanım oranı yüzde 80’lere ulaşmıyor. Bu oranlarla ve tamamen ithalata bağımlı bir sanayi koşullarında nasıl ihracat artışı, üretim ve istihdam artışı yaratacaksın?

İkincisi, politika faizi (Merkez Bankası Başkanı faizi de diyebiliriz) düştü. Bu, kredi faizleriyle aynı oranda düşüş yaratıyor mu? Yaratmıyor. Kaldı ki ikili para sistemi var: TL-Dolar.
Bu TL’ye dönük faiz. Biliyoruz ki makine, teçhizat, altyapı yatırımları vb. için gereken kredilerin hepsi dolar cinsinden kullanılabiliyor. Hangi faiz düşüşüyle bu faiz etkisini üretim için kullanacaksın?

Üçüncüsü, sanayinin dışa bağımlılığını azaltan bir hamle olmadan, sektörel planlamalar yapmadan ve planlı sanayileşme politikası izlemeden söylenenlerin hayata geçmesi mümkün değil. Bir yandan krediye dayalı büyüme stratejisi izleyeceksin, bir yandan da faiz ve kurla oynamaya dayalı hamleler yapacaksın. Bu ne yaman çelişkili. Zaten sanayi sektörünü bu dışa bağımlı ve verimsiz yapısından kurtarmadan ortaya çıkan büyümenin de istihdam dostu olması mümkün değil. Pandemi dönemi bize imalat sanayiinde bir kapasite sorunu olduğunu net bir şekilde gösterdi. Ayrıca, orta kaliteli, hantal ürünler üreten bir imalat sanayimiz var. Dahası, artan kurlarla esas istihdamın kaynağı olan hizmet sektörü zarar görüyor.  

Dördüncüsü, ülkenin risk primini (CDS) düşürmeden, enflasyonu dizginlemeden sürdürülebilir bir büyüme olmayacağını herkes biliyor. Enflasyon-devalüasyon döngüsü kırılmadan bu söylenenlerin hiçbir karşılığı olmaz. Bilimsel bir gerçekliği de yok.

Ve beşincisi, cari açık sorununun tabii ki çözülmesi gerekir. El parasıyla saadet olmayacağını en azından anlamış görünüyorlar. Ama anlamak çözmeye yetmiyor. Bu işler, palyatif piyasaya dayalı önlemlerle olacak iş değil. Kamunun öncülüğünde planlı bir sanayileşme hamlesine ihtiyaç var."

'İŞÇİLERİMİZİ IRGATLAŞTIRARAK BAŞARIYA ULAŞAMAYACAKLARINI ANLAMALARI GEREKİR'

"Bu stratejiyi savunanların mallarımızı sudan ucuz, işçimizi de ırgatlaştırarak başarıya ulaşamayacaklarını anlamaları gerekir" diye devam eden Özer, "Çin’in “önce zenginleş” politikasını terk etmesi, bu tür bir kapitalist büyümenin yarattığı bedelleri görmesi ve “ortak refah konsepti”ne geçmesi de bunun en iyi örneği. Bu tür politikalar, Çin örneğinde de görüldüğü gibi, Türkiye genelinde ve bölgeler arasında eşitsizlikleri artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Dahası, yalnız iktisat politikalarıyla çözülebilecek bir sorunumuz yok. Ekonomi kadar, eğitim, hukuk gibi birçok alanda eş zamanlı bir strateji izlemek zorundayız" ifadeleriyle sözlerini noktaladı.

NUREDDİN NEBATİ NE DEMİŞTİ?

Dün gece yarısı kişisel Twitter hesabından açıklamalarda bulunan Nureddin Nebati, "Düşük faiz politikamızı her uygulamaya yeltendiğimizde güçlü bir itirazla karşılaştık. Bu sefer bunu uygulamada kararlıyız" ifadelerini kullanmıştı.

Nebati'nin açıklamaları şöyle:

"Türkiye Ekonomi Politiğini tüm ezber ve önkabullerimizi bir yana bırakarak, bilimsel veriler ışığında netleştirelim ve bilgi karmaşasını ortadan kaldıralım. Türkiye ekonomisini sadece döviz kurunu baz alan dar bakış açısı yerine büyük bir pencereden değerlendirmemiz gerekiyor.

Sadece faiz ve döviz kuru ikilisini esas alan bir makroekonomik yaklaşım yerine düşük faiz yüksek üretim hacmine dayanan temel politika ekseninde yüksek istihdam, yüksek ihracat, düşük cari açık ve düşük dış borç hedeflenmektedir.

Düşük faiz avantajı ile birlikte ihracat artışından elde ettiğimiz geliri ithalatımızın en büyük kalemleri olan enerji, hammadde ve ara malı yatırımlarına yönlendireceğiz. Bu sayede hem enflasyon üzerindeki kur baskısını azaltacağız hem de istihdamın artmasını sağlayacağız.

Yakın ekonomik sürece baktığımızda 2019 yılında Çin’de başlayan Kovid-19 salgınına rağmen, IMF'ye göre, 2020 yılında G20’de büyüyebilen iki ekonomiden birisiyiz. Fakat herkesin bildiği gibi ekonomimizin en büyük sorunu cari açıktır. Bu da bizi hep dış borca bağımlı tutmuştur.

Küresel salgın sonucu tedarik zincirlerinin aksadığı bir dönemden geçmekteyiz. Bu durum küresel çapta emtia, enerji ve navlun fiyatlarının fahiş oranlarda işlem görmesine neden olmuştur. Yani enflasyon sadece ülkemizde değil, küresel çapta ortaya çıkan dönemsel bir sorundur.

Mevcut piyasa koşullarında politika faizinin enflasyonun altında tutulmasında herhangi bir sorun yoktur. Talep enflasyonunu azaltmak için faizlerin arttırılması gerekirken, küresel salgının neden olduğu arz enflasyonunu azaltmak için faizlerin düşürülmesi gerekmektedir.

Düşük faiz politikamız sonucu TL’ye yapılan manipülatif ataklar ekonomimize ciddi zararlar veremez. Örneğin; bankacılık sektörünün sermaye yeterlilik oranı yasal ve hedef oranın oldukça üzerindedir. Bunun yanında bankacılık kredilerinin geri dönüşlerinde hiçbir sıkıntı yoktur.

Son kur atağında reel sektörde türbülanslar yaşansa da ekonomimiz tüm gücünü korumaktadır. Nitekim yeni kurulan şirket sayısı geçen yıla göre artarken, kapanan ya da konkordato ilan eden şirket sayısı azalmaktadır. Karşılıksız çıkan çek oranları da tarihi dip seviyesindedir.

2013’ten beri düşük faiz politikamızı her uygulamaya yeltendiğimizde güçlü bir itirazla karşılaştık. Bu sefer bunu uygulamada kararlıyız.

Milletimizin bağımsızlığı için verdiğimiz mücadelede olduğu gibi, bugün de Milletimiz ile elbirliği içinde ekonomimizin bu bağımsızlık mücadelesinden de Allah’ın izni ile zaferle ayrılacağız.

Bu politikamıza yönelik manipülatif kur ataklarının olduğu bir dönemden geçiyoruz. Bunlarla mücadelede, tüm kesimlerin, bize dikte edilmiş “yüksek faiz, düşük enflasyon” politikasının yanlışlığını yapısal cari açık veren ülkemiz özelinde tekrar değerlendirmelerini öneriyorum.

Sonuç olarak, pandemi sonrası dönemde de ülkemiz genç nüfusu, kalifiye işgücü, modern lojistik altyapısı, gelişen teknolojisi ve düşük faiz ortamı gibi birçok cazip yatırım olanaklarıyla istikrarlı bir şekilde kalkınmasını sürdürecek ve pozitif ayrışmaya devam edecektir."