Prof. Dr. Hamzoğlu: 24 Haziran sonrası AKP beceriksiz ve mahçup

322 kelime 22 satırla yargılandıklarını anlatan Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, İleri’ye gözaltı ve cezaevi sürecindeki tanıklıklarını anlattı. Afrin açıklamasındaki endişelerinin haklı çıktığını ifaden Hamzaoğlu, 24 Haziran sonrası AKP iktidarını ise “beceriksiz ve mahçup” olarak nitelendirdi. Hamzaoğlu ile tutsaklık süreci, bundan sonraki planları, 24 Haziran ve Afrin operasyonu üzerine yaptığımız röportajı okurlarımıza sunuyoruz.



25-07-2018 08:52

Meryem Yıldırım / @meryem_yildrim

HDP'nin de içinde bulunduğu HDK bileşenlerine yönelik Ankara, İstanbul, İzmir, Diyarbakır ve Kocaeli'nde yapılan polis baskınlarda tutuklanan HDK Eş Sözcüsü Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu 5.5 aylık bir tutsaklığın ardından geçtiğimiz günlerde tahliye edildi.

Prof. Dr. Hamzaoğlu ile TSK’nın ÖSO ile birlikte düzenlediği Afrin saldırısına ilişkin yapılan açıklama gerekçe gösterilerek tutuklandığı 5.5 aylık cezaevi sürecini, Afrin operasyonunu ve gündemdeki gelişmeleri konuştuk.

‘MAALESEF GERÇEKLEŞTİ; AFRİN YAĞMALANDI, TALAN EDİLDİ’

Tutuklanmalarına gerekçe gösterilen Afrin açıklamasının haklılığının kanıtlandığını belirterek söze başlayan Prof. Dr. Hamzaoğlu, “Maalesef basın açıklamasında dile getirdiklerimiz gerçekleşti. Aralık 2017’de Afrin Türkiye’nin bekasının tehdidi olarak gündeme getirilmişti. Ardından 20 Ocak’ta operasyon başladı, sonra 11 Şubat’ta İstanbul’da İl Başkanları toplantısında AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ‘savaştayız’ diye açıklama yaptı. Giresun İl Kongresi’nde de ‘Partinin metal yorgunluğu Afrin operasyonu sayesinde biraz olsun azaldı’ diye açıklama yapıldı. Afrin’in iktidar tarafından hangi amaçla, ne şekilde operasyon yapıldığı gerçeğini 4 aylık bir süreçte görüyoruz” şeklinde konuştu.

“Beni üzen şey şu; Türk Tabipleri Birliği’nin 24 Ocak’ta yaptığı açıklamasında da esasen dile getirilen budur; savaş ölüm demektir, sakatlık demektir, savaş yerinden edilme demektir. Ve Afrin’e girildiği gün Afrin talan edildi, Afrin yağmalandı.”

‘HALEP’TEN KAÇAN AFRİN’DE SAVAŞA YAKALANDI’

“Halep’ten iç savaştan kaçıp göçerken, Afrin’i güvenli bulup buraya yerleşen Suriyeliler, bu operasyonla birlikte oradan göç etmek zorunda kaldı” diyen Hamzaoğlu şöyle devam etti: “3-4 yıldır savaşın dışında kalmış bir bölge, savaşa dahil oldu. Bunların olmaması için o basın açıklaması gerçekleştirilmişti. Hem kamuoyuna anlatmak hem de iktidara çağrıda bulundurmaktı amaç. Savaş karşıtıydı. Barış talep ediliyordu. Afrin’in başka bir devletin egemenlik alanı olduğu anımsatılıyordu.”

SUÇ DELİLİ: 322 KELİME İLE 22 SATIR, 7 PARAGRAF

322 kelime, 22 satır, 7 paragraf ile suçlandıklarını ifade eden Prof. Dr. Hamzaoğlu, “Bir de şu trajikomik;” diyerek devam etti:

“Konuşma metnimde hiçbir talebim yoktur; ne “suçsuzum” diye ne “tutukluluğum kaldırılsın, ne de “beraat istiyorum” diye. Çünkü iddianame adli değil, hukuki de değil. Suç aleti olsa bıçak olsa, ateşli silah olsa el koyuluyor kaldırılıyor. Eğer bu basın açıklaması suç aletiyse, halkları kin ve düşmanlığa yönelten, devlete hakaret içeren bir metinse kaldırılması lazım.”

‘DELİL OLARAK GÖSTERİLEN AÇIKLAMA HALA O SAYFADA TUTULUYOR’

“Hala web sayfasında o basın açıklaması aktif. Soruşturma savcısı ve mahkeme görevlerini yapmıyor, görevi ihmal var buna inanmayıp. Ben içeriği de esasen akıllarında bir suç unsuru oluşturmadığını düşündüklerini, sadece açmak zorunda kaldıkları için bu davayı açtıklarını düşünüyorum.”

Afrin açıklaması nedeniyle yargılamaya dahil edilen 9 kurumdan 12 temsilcinin tek iddianame kapsamında soruşturmaya dahil edildiğini ifade eden Hamzaoğlu, suçlamaya ilişkin ise önemli bir noktaya dikkat çekti:

‘SUÇ ALETİ TEK, İŞLEM KARMAŞIK’

“İddianamede kimin neden tutuklandığına dair hiçbir ibare yok, hiçbir delil ve tartışma yok. Tek bir suç aleti var; iki de suç var; terör örgütü propagandası ve devlete hakaret iddiası. Bu suçun tek aleti basın açıklaması. Ama bir arkadaşımız karakolda ifadesini verdi serbest bırakıldı, iki arkadaşımız bu olaylar biraz yatıştıktan sonra gitti ve bizi tutuklatan soruşturma savcısına ifade verdi, oradan serbest bırakıldı. Karmakarışık. Uygulama da karmaşık. Suç tek ise buna karşı yapılan işlemlerin hepsinin standart olması beklenir.

‘Ben niye içerideyim’in yanıtı yok iddianamede, hiçbir yerde geçmiyor. O bakımda sadece hukukiliği değil adli anlamda da tartışılacak bir metin hazırlamış durumdalar.”

TUTUKLANMASINDAKİ 3 ÖNEMLİ NOKTA

Hamzaoğlu, “Tutuklanma nedenleriniz arasında Barış Bildirisi imzacısı olmanızın ve çalışmalarınızın payı var mı?” sorumuza ise yanıtı net oldu:

“Ben devletin doğruluk tanımlarıyla ve hakikat arasındaki çelişki nedeniyle 3 tane ters düşmüşlüğüm oldu. Bir tanesi Dilovası. (Çevre kirliliğinin halk sağlığını tehdit ettiğine dair çalışmaları.)

Bir tanesi Barış Akademisyenleri’nin “Bu suça ortak olmayacağız” metni.

Üçüncüsü de Afrin. Bu da ilk ikisinin de hesabını görmek gibi bir durumdu gibi görünüyor.”

‘HAYRETE DÜŞMEDİM’

Hamzaoğlu ile, tahliye edildikten sonra 24 Haziran seçimlerini geçirmiş ve başkanlık rejimine adım atmış bir Türkiye’ye ilişkin gözlemlerini de konuştuk.

“Şubat’ta tutuklandığımda Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘erken seçimin adını anmak vatana ihanettir’ diye açıklama yapıyordu” diyen Hamzaoğlu, cezaevinden çıktıktan sonraki durumun ise kendisi için çok sürpriz olmadığını vurguladı.

Hamzaoğlu bunun nedenini de şöyle açıkladı:

“Değişen hiçbir şey yok. Referandumda zaten hangi metnin uygulamaya gireceğini zaten okumuştum 16 Nisan’da. Hiçbir değişiklik olduğunu düşünmüyorum beni hayrete düşüren.”

‘24 HAZİRAN SONRASI AKP BECERİKSİZ VE MAHÇUP’

AKP’nin 24 Haziran sonrası icraatlarını “beceriksizlik” olarak nitelendiren Hamzaoğlu’nun gerekçesi ise şöyle:

“Beceriksizliklerine şaşıyorum. Rektörün profesör olmasına gerek yok deyip, iki gün sonra değiştirmeli. Bu kadar aleni beceriksizlik olmaz. Ya da paralı askerliğe gerek yok deyip, onu yapmak, sonra bu uzun oldu deyip 28 günden üç haftaya indirmek gibi basiretsizliklerinin gündeme gelişiyle ilgili ben açıkçası sorun yaşıyorum. Çok mahcuplar kamuoyuna.”

GÖZALTI SÜRECİ: BAŞKENTİN GÖBEĞİNDE HİÇBİR HUKUKSALLIĞI OLMAYAN BİR GÖZALTI MERKEZİ

Röportaj konuğumuz hayatı toplum sağlığı mücadelesiyle geçmiş bir hekim olunca, Hamzaoğlu ile cezaevinde de bu konuda yerinde durmadığını düşündüğümüzü belirterek, tutsaklar için cezaevi koşullarının ne durumda olduğunu sorduk.

Hamzaoğlu, tutsakların sorunlarıyla birlikte ‘kritik’ olduğunu belirttiği bir diğer duruma dikkat çekti: Cezaevi çalışanları.

Sincan Cezaevi’nin Yüksek Güvenlikli kısmında kalan Hamzaoğlu’nun cezaevi koşullarına ilişkin sorumuza verdiği yanıtlar şöyle:

“İstanbul’da iki gece tutulduktan sonra Ankara’da Terörle Mücadele Şubesi’nin nezarethane olarak kullandığı bir kapalı spor salonuna attılar. 15 Temmuz asker kalkışmasından itibaren kullanılmış. Maalesef hukukçularımız, insan hakları çalışanlarımız burayı yeterince ele alamamışlar. Fırsatları olmamış anladım kadarıyla. Ben oradayken avukatlara görüşmeye uygun olmadığı, hekimlerle darp edildi muayenesine uygun olmadığına ilişkim hep tutanaklar tutturmaya çalıştım hekimlere özellikle. Ve yaşam koşullarıyla ilgili tutanaklar tutturdum. Ve bu daha sonra TTB, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hakları Derneği ve SES tarafından raporlaştırıldı. Arkadaşların da katkısı oldu ve Ankara tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu tarafından yayınlandı o rapor.

Ona bir halk sağlığı uzmanının halk sağlığı gözlem raporu diyebiliriz ona. O gündeme gelince TTB Merkez Konsey’den aynı yerde gözaltında kalmış arkadaşlarımız da içeriği geliştirdiler ve 21. yüz yılda, Türkiye’nin başkentinde hiçbir hukuksallığa uymayan, halk sağlığını bozacak bütün normları içinde barındıran, bir gözaltı merkezi olarak kayda geçti.”

CEZAEVİ ÇALIŞANLARININ KOŞULLARINA DİKKAT ÇEKTİ

“Tutukluluğumu geçirdiğim yerle de ilgili gözlemlerim var. Her yerdeki çalışanlar gibi, emekçiler gibi cezaevinde çalışan emekçiler de zor durumda” diyen Hamzaoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Oralarda da yüreği soğumamış insanlar var. Çalışma koşulları çok kötü ve çok zor. Bu boyutuyla da ele alınması gerekiyor. İşçi sağlığı ve iş güvenliği dediğimizde nasıl ki kamu çalışanları için de geçerlidir diyoruz, oraları da göz ardı etmememiz lazım. Oralara bir de canlarımızı, dostlarımızı, yoldaşlarımızı emanet ediyoruz.”

‘FIRTINADAN KOPUP CEZAEVİNE DÜŞEN ÇİÇEKLER MUTLU EDİYORDU’

“Tutsaklar için ise koşullar her zaman zor. Yaşamı değiştiriyorlar. Kapalı alanın üstü bile tel örgülü. Gökyüzünü sade bir şekilde göremiyorsunuz. 8’e 4’lük bir dikdörtgen prizmanın içinde yaşatıyorlar sizi. Her yer beton. Yukarıdan ben serçeler gelsin diye her gün yemek su bırakıyordum insanileştirmek için orayı. Üç hafta sonra serçeler gelmeye başladı. Onların varlığıyla yürüyüş yapıyordum. Fırtına olduğu zaman ağaçlar kopan çiçekler geldiğinde mutlu oluyordum. Onları koleksiyon yapıyordum, dosyama koymuştum. Dışarıdan bir yaşam geldi diye, çünkü her yer beton. Böcekler, arılar düşüyordu içeriye onlarla uğraşıyorduk, yaşamdan bir örnek diye…”

‘9 ŞUBAT’TA TUTUKLANDIM, 10 ŞUBAT’TAN KALDIĞIM YERDEN DEVAM EDİYORUM

Hamzaoğlu, “Bundan sonraki planınız neler?” sorumuza “Ben 9 Şubat’ta gözaltına almışlardı. Çıktığım gün benim için 10 Şubat. Yani hayata kaldığım yerden devam ediyorum” yanıtını verdi.

AKADEMİK MÜCADELE VE HALK SAĞLIĞI ÇALIŞMALARI DEVAM EDECEK

Profesör, akademik çalışmalarına ilişkin programının neler olduğuna dair sorumuza ise yine halk sağlığı mücadelesiyle dolu bir programla yanıt verdi:

“Akademiye dönme ile ilgili mücadelem devam ediyor. Onun dışında, açık akademik eğitimler devam edecek. 2017 Kocaeli İli Hava Ölçüm Verileri üzerinden bir sunum hazırlamıştım, ona son halini verip Kocaeli Dayanışma Akademisi’nde sunacağım.”