Özgür Derya yazdı | Online bilet konserler: Bir çare arayışı mı yatırım fırsatı mı?

"Müzik özelinde bu salgın süreci boyunca zor günler yaşadık. Daha zor günler kapıda gibi duruyor. Salgın yetmedi, bütün ülke çapında emekçilere, muhaliflere uygulanan baskı politikaları, gittikçe artan gericilik, yobazlık bu zorluğu daha da katmerlendiriyor. Ama diğer yanda barış isteyen, özgürlük isteyen, daha hakkaniyetli ve düzgün bir dünyada yaşamak isteyen, sokaklarda dans etmek isteyen, şarkı söylemek isteyen insanlar var ve sayıları hiç de az değil..."



12-07-2020 00:44

Özgür Derya 

Pandemi süreci boyunca gündelik hayatın sekteye uğramasından, ekonomik faaliyetlerin neredeyse durma noktasına gelmesinden en çok sanat, eğlence, yeme- içme alanında faaliyet gösteren işletmelerin, buradan hayatını kazanan insanların etkilendiği uzun süredir yazılıp çiziliyor.  Garsonuydu, ocakçısıydı, aşçısıydı şöyle bir dokunulup geçiliyor yazık oldu filan diye. Asıl dert müzisyenler, tiyatrocular, bir sanat ürünü ya da emeği ortaya koyup buradan hayatlarını kazanan insanlar bundan sonra ne yapacak? Diğer bir yandan bu süreci evlerinde geçirme şansı yakalayan insanlar, hatırı sayılır derecede etkinliği on-line olarak takip etme şansına sahip oldular. Hem yurt içinde hem yurt dışında bir sürü kurum gösterilerini ücretsiz olarak erişime açtı ve insanlar opera, bale, konser, film, tiyatro vs. sanatsal etkinlikleri daha önce hiç olmadığı kadar geniş bir ölçekte ve zenginlikte takip ettiler. Bu kısmı güzeldi şüphesiz ama herkesin kafasında aynı soru vardı: Bu tekerlek bundan sonra nasıl dönecek?

Bu tekerleğin bu salgın ortaya çıkmadan önce nasıl döndüğünü Anıl Aba hocam, 4 Ağustos 2019 tarihinde Birgün Pazar’da yazdığı “Türkiye’nin ‘müzik festivali’ tekeli: Milyon Yapım” adlı yazısında epeyi etraflıca ortaya koymuştu. Aynı zamanda yazdığı diğer birkaç yazıyla müzik “endüstrisinin” ekonomi politiği hakkında oldukça detaylı, kapsamlı bir görünümünü, bu endüstrileşmenin nasıl bir tekel olduğunu ve eşitsiz, haksız kazançlarla aktivitelerini sürdürdüğüne dikkat çekmişti. Yazılarında tartışmaya açık, müzik endüstrisine yönelik spekülatif olarak okunabilecek noktalar olması, kullanılan kışkırtıcı dil, bir dizi tartışmaya da kapı araladı. Ama her şeye rağmen ekonomi alanında akademik çalışmalar yapan bir akademisyenin, bu konunun ekonomi-politiği hakkında soldan birtakım yaklaşımlar gerçekleştirmesi, bu işin nasıl bir tekelci bağımlılık ilişkileri üzerinden yürüdüğünün, müzisyenin ve emeğinin nasıl “şeyleştirildiğinin” ortaya konulması önemliydi. Noktasına dokunmadan alıntılıyorum:

 “aslında tekelleşme eğilimi eğlence endüstrisinin tamamına yayılmış durumda. Menajerler, mekân sahipleri ve sponsorlar da #yüzdeyüz bir şekilde işin içinde… Hepsi aralarında paslaşıp kartel gibi hareket ediyorlar. Vapurda tırnak makası satar gibi grup satıyorlar. Mesela, bir mekân konser için grup arıyor diyelim. Bir menajer “X grubunu (misal) 20 bine ayarlarım” diyor. Gidiyor başka bir menajere “bana şu grubu 18 bine bağla” diyor. O da gidiyor ötekiyle 16 binden anlaşıyor. Gruba da veriyorlar 14 bin lira kaşe parası… Hani Show TV’de “patatesin kilosu tarlada 1 lira, manavda 8 lira” haberleri var ya, aynı o muhabbet işte. Buradaki manav mekân sahibi, aradaki komisyoncu menajerler, patates de müzik grubu oluyor.”

Uzunca bir süre daha kalabalık festivaller, geniş katılımlı konserler yapılamayacak gibi görünüyor. Kulüplerde, barlarda yapılan canlı müzik performansları da eski canlılığında olmayacak belli ki. Bu yüzden bu aktivitelerin üzerinden yürüyen tartışmaların detayına girmek şimdilik anlamsız. Yalnız bu pandemi süreci, diğer birçok üretim- tüketim alanı gibi, eğlence sektörünün de nasıl bir güvencesiz emek ve insan sömürüsü üzerine kurulduğunu, kanunsuz, kuralsız, çok küçük bir topluluğun önemli paralar kazandığı, diğer büyük kalabalıkların karın tokluğuna çalıştığı bir alan olduğunu insanların yüzüne çarptı. Konser veremeyen, mekanlarda çalamayan müzisyenlerin ne sırtını yaslayabileceği bir kurumsallık vardı ne sosyal güvence ne de gidip dertlerini anlatabilecekleri bir merci. Öylece kalakaldılar ortada hizmet sektöründen hayatını kazanan milyonlarca emekçi gibi. Hala da onlar yoklarmış gibi, aslında hiç olmamışlar gibi davranıyor yönetim erki.

Müzikle karnını doyuran insanlar yarın ne yiyeceğim, öbür gün kiramı nasıl ödeyeceğim diye düşünedursun, bu sektörün ağababaları salgın sonrası dönemde tekerleğin nasıl döneceğine epeyi kafa yormuşlar belli ki. Öyle ya, bu pastanın büyük lokmasını midesine indiren onlar. Yakın geleceğe bir projeksiyon yapmışlar, oradaki riskleri ve fırsatları değerlendirip, kendilerince bir pozisyon alma derdindeler. Buraya kadar her şey normal. Ekonominin verili ilişkileri içinde doğal olarak bireyler de kurumlar da belli çıkarımlar yapıp bunun üzerinden yakın, uzak birtakım planlar yapacak ki hayat devam edebilsin. Muhtemelen dünyada bu normal dışı durum için ne tür çözümler üretiliyor, buna da bakmışlar. Bulunan çözüm, salgın süresince bolca yapılan canlı müzik yayınlarını biletli bir şekilde organize etmek. Bu da normal, birileri koşulları analiz etmiş, böyle bir ekonomik önerme ile ortaya çıkmış, tutar ya da tutmaz sonuçta neden böyle bir şey yaptın diye sorgulamak da anlamsız. Ama benim aklımdaki sorular başka bir minval üzerinde oluştu. Geçtiğimiz birkaç hafta Mor ve Ötesi grubunun solisti Harun Tekin gazeteler, haber siteleri, sosyal medya platformları epeyi bir mecra dolaşıp bu önermeyi uzun uzun sanki bir sosyal dayanışma projesiymiş gibi anlattı. Belli ki, bir tanıtım/halkla ilişkiler çalışması gibi organize edilmişti bu mülakatlar. Görüşme yapanların hiçbiri ters ya da sorgulayıcı yönde, Harun Tekin’i zora sokabilecek sorular sormadı. Bütün mülakatlarda verilen mesaj şu idi: “Parasız müzik olmaz, müzik bedava yapılmaz” hatta canlı müzik, konser performanslarını ekonomik yönden şu üç ana başlığa bağladı Harun Tekin: Devletin ya da belediyelerin himaye ettiği konserler, sponsorların finanse ettiği konserler, biletli konserler. Canlı konserler için uygulanan bu ekonomik modeller, dijital ortamda yapılan işlere neden uyarlanmasın?

Güzel fikir. Peki madem konu ekonomiden açıldı soralım: Bütün bu ekonomide dönen paranın miktarı nedir, bunun ne kadarını organizatör, menajer, yapım şirketi ne kadarını müzisyen ne kadarını sahne emekçisi, ışıkçı, biletçi vs. almaktadır? Bu işin herhangi bir yerinde emek veren insanlarla düzgün, hakkaniyetli sözleşmeler yapılmakta mıdır örneğin, bu insanların sağlığı, çalışma koşulları gözetilmekte midir? Canlı performans işini mekândan alıp dijital ortama aktardığımızda, fiziksel mekânda kurulmuş olan ve emek sömürüsü, güvencesizlik üzerinden yürüyen bağımlılık ilişkilerinin aynılarının dijital ortamda kurulmayacağının bir garantisi var mıdır? Misal bir organizasyon şirketi sosyal medyada paylaştığın müzik videolarını sileceksin, platformlardan canlı yayın yapmayacaksın vs. koşullar dayatırsa bundan müzisyenleri koruyacak olan ne? Harun Tekin dayanışma göstermeye teveccüh ettiği müzik “emekçilerinin” bu haklarını gözetmek, bu sıkıntılarını dillendirmek için ne öneriyor, on-line konserlerine bilet almamızı mı?

Konuyu Harun Tekin özelinde fazla kişiselleştirmek istemiyorum. Sonuçta iyi müzisyendir, güzel besteler yapmıştır, toplumsal meselelere hassasiyet göstermiştir, seven, ilgi gösteren insan dinler, şarkıları geniş kesimlere hitap edebilmiştir vs. Harun Tekin olmalıdır ve müzik yapmaya devam etmelidir burada sıkıntı yok. Benim sorunum, bütün bunları yaparken neyi temsil ettiği, kimin adına söz aldığı, hangi kesimin dilini konuştuğu. Emek adına, emekçiler adına söz alan bir insan emekçilerin diliyle konuşur, dayanışmanın diliyle, kolektivizmin diliyle. Ben bu konuyla alakalı dört beş söyleşisini okudum, izledim, çoğu zaman ulusal haber kanallarında yayınlanan bir ekonomi programı/söyleşisi izliyormuşum hissine kapıldım. Tüketici, sektör, ekonomik model, maddi değer… bunlar toplumsal sorunları kendine dert edinmiş bir rock şarkıcısının lisanında kendine bu kadar yer bulabilir mi?

Müzik özelinde bu salgın süreci boyunca zor günler yaşadık. Daha zor günler kapıda gibi duruyor. Salgın yetmedi, bütün ülke çapında emekçilere, muhaliflere uygulanan baskı politikaları, gittikçe artan gericilik, yobazlık bu zorluğu daha da katmerlendiriyor. Ama diğer yanda barış isteyen, özgürlük isteyen, daha hakkaniyetli ve düzgün bir dünyada yaşamak isteyen, sokaklarda dans etmek isteyen, şarkı söylemek isteyen insanlar var ve sayıları hiç de az değil. Önceki yazılarımda da belirtmiştim, günümüzde müzik yapmak isteyen genç insanların hem müzik üretmek hem de bunları paylaşmak için olanakları daha fazla ama nedense özgüveni daha az. Verili piyasa koşullarına, bizi köleleştiren bağımlılık ilişkilerine, kendine mecbur bırakmak isteyen tekelci piyasaya mahkum değiliz. Daha zor koşullarda da hep beraber üretmenin, bölüşmenin, insanlarla paylaşmanın, bu şekilde hayata tutunmanın yollarını bulduk, yine bulacağız. Belki el yordamıyla, belki acemiliklerle, belki bata çıka ama bulacağız.

NOTLAR:

Anıl Aba’nın ilgili yazıları:

Türkiye’nin ‘müzik festivali’ tekeli: Milyon Yapım- https://gazetehayir.com/turkiyenin-muzik-festivali-tekeli-milyon-yapim-anil-aba-birgun/

Dijital tekel savaşları: Spotify vs Apple Music- https://www.birgun.net/haber/dijital-tekel-savaslari-spotify-vs-apple-music-284598

Spotify’ın “satılık” müzik listelerini keşfetmeye hazır mısın?!- https://www.birgun.net/haber/spotify-in-satilik-muzik-listelerini-kesfetmeye-hazir-misin-266854

Bu tür festivallerde çalışmış bir festival emekçişi ile yapılan bir röportaj işin emek sömürüsü kısmını kavramak adına fikir verebilir: https://haber.sol.org.tr/emek-sermaye/muzik-festivalleri-tartismasini-emekcisinden-dinleyin-her-isi-yaptik-268266