Özgün bir düşünür ve eylem insanı: Hikmet Kıvılcımlı

Özgün bir düşünür ve eylem insanı: Hikmet Kıvılcımlı

Marksist teorinin sorunları ile Türkiye’nin özgül koşullarını birlikte ve iç içe ele alarak hem Marksizm’i geliştirme hem de Türkiye’nin tarihsel yapısını ve mevcut konumunu değerlendirerek devrim ve sosyalizm stratejisi geliştirme konusunda özgün çabaları olan Hikmet Kıvılcımlı sosyalizm tarihinde mücadeleci ve çalışkan kişiliği ile de örnek bir figürdür.

Ufuk Akkuş

Türkiye sol tarihinde oldukça tartışmalı ve önemli bir isim olan Hikmet Kıvılcımlı; o zamanki İzmir “Hizmet” gazetesinin 29 temmuzlu haberine göre 1929 yılında İzmir’de açılan TKP (Türkiye Komünist Partisi) Davası ile tutuklanma ve yargılamayla 4 yıl 6 ay hapse mahkum  edildiğinde büyük bir soğukkanlılıkla “Hepimiz çıkarken kızıl bir profesör olacağız.” demiş ve gülmüştür. 1902 yılında Kosova’nın Priştine kentinde doğan ve  69 yıllık ömrünün 22 yılını cezaevlerinde çalışarak ve üreterek geçiren Kıvılcımlı; hapishaneleri üniversiteye çevirmiş, içeride ve dışarıda 100’e yakın eser yazmıştır.

Ahmet Kale’nin hazırladığı, Kıvılcımlı’nın devrimci mücadele ile geçen yaşamı ve marksizmin yanı sıra Türkiye sosyalist birikimine katkılarından derlediği yazıları, anıları ve onun için yazılanlardan oluşan makaleleri derlediği çalışması Kıvılcımlı’nın dünyasına giriş için önemli bir pusula işlevi görüyor.

Türkiye sol tarihine teorik katkılarının yanı sıra sosyalist hareketin de içinde yer alan Kıvılcımlı, askeri tıbbiyede okurken tanıştığı genç komünistler aracılığı ile TKP’ye katılır ve 1925 yılında gençlik sorumlusu olarak MK’ye (Merkez Komite) seçilir. Kendi deyişiyle imamın arkasındaki en sadık cemaat iken Kafirun suresinden materyalizme atlar. 1925 yılında Şeyh Sait İsyanı bahanesiyle çıkarılan Takriri Sükun Kanunu ve o kanunla kurulan İstikal Mahkemeleri’nce tutuklanır ve 10 yıl kürek cezasına çarptırılır. Af Kanunu ile kısa süre içinde çıkar ancak tutuklanmalar ve hapishaneler ömrü boyunca yaşamının doğal durakları olur.

1954 yılında Vatan Partisini kurar ve 1957 yılında seçim faaliyetlerine katılarak sosyalistlerin sesini duyurur. Seçim çalışmasında İstanbul’un Eyüp ilçesinde yaptığı mitingteki “Eyüp Konuşması”ndan sonra tekrar tutuklanır. Vatan Partisine kapatma davası açılır ve üç yıl süren yargılama sonucu parti beraat eder. Eyüp Konuşması’nda İslamiyet Dönemi’ndeki mülkiyet ve faiz karşıtlığı sosyalizm açısından değerlendirilir. Bu tarihi konuşmada İslam’ın tarifi, o dönemdeki sınıfsal yapı ve İslam’ın temelinde ilkel komünal öğelere ilİşkin değerlendirmeler yapar. Kitabın son kısmında, Kıvılcımlı için yazılanlar bölümünde, bir makalesi yer alan Necmi Erdoğan, Eyüp Konuşması’nda Kıvılcımlı’nın asıl yaptığı şeyin İslami birtakım referanslara araçsal veya retorik atıflarda bulunmanın da ötesinde kendisini İslam geleneğinin içine yerleştirmek, İslam’ı sahiplenmek ve sosyalizmi İslami bir dille kurmak olduğunu söyler. Dinin Türk toplumuna etkileri konusunda pek çok yazı kaleme alan Kıvılcımlı, 1938 Yavuz Davası’nda; kendi deyimiyle Kuran-ı Kerim’i satır satır izleyerek özenle temiz ettiği “İslam Tarihinin Maddesi” kitabının yok edildiğini söyler. Kalan artıklar ise daha sonra “Allah – Peygamber -Kitap” başlığıyla toplanmıştır. Türkiye solunun tarihinde, İslam sorununa ilişkin kapsamlı bir siyasi analiz geliştirmeye çalışan tek figür olan Kıvılcımlı; marksist teori, diyalektik materyalizm, Türkiye işçi sınıfının varlığı, sosyalist partilerle ilişkilenme tarzı, devrim stratejisi ve taktiği, gençliğe yazılar, tarih yazıları,  siyaset - ordu ilişkisi, Osmanlı tarihinin maddesi, finans kapital gibi pek çok konuda yazı, makale ve kitap kaleme almıştır. Ayrıca Türkiye’deki sosyalist çevrelerin ve önemli figürlerin neredeyse tamamı hakkında sert eleştirilerde bulunmuştur. Kıvılcımlı, Marksizm’i ele alırken onun softalarına karşı tavır alır ve ezberci zihniyeti eleştirir. Ona göre marksizm, ezberlenmiş formüller yığını değil; olayların özgün dilini keşfetme yaratıcılığıdır. Kıvılcımlı, Marksizm’in Türkiye koşullarına uygun tarihsel ve sosyolojik analizini yapmıştır. Yani Marksizm – Leninizm’i; kendi ülkesinin tarihini, ekonomi politikasını ve sınıf ilişkilerini orijinallikleri içinde araştırmıştır.  

1935 yılında Marksizm Biblioteği Yayınlarını kuran Kıvılcımlı, yayınevinin kapatılması üzerine Emekçi Kütüphanesini kurar. 1965 yılında da Tarihsel Materyalizm Yayınlarını kuran Kıvılcımlı 1967 yılında da haftalık Sosyalist gazetesini çıkarmaya başlar. Kıvılcımlı’nın yaşamı aynen kendi sosyalist tanımlamasındaki gibidir. Ona göre sosyalist; belirli bir ülkenin belirli savaşının tümü içinde teoriyi ve pratiği yaşamış insan demektir.

Türkiye’de tekelci kapitalizmin var olduğu ve finans kapital zümresinin tefeci - bezirganlar ile kaynaşarak egemen olduğu görüşü ilk kez 1935 yılında Kıvılcımlı tarafından dile getirilmiştir. Lenin’in “Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması” çalışmasını referans alarak “Emperyalizm: Geberen Kapitalizm” kitabında; Türkiye’den de bolca örnek vererek finans kapitalin ülkemizde hakim konumda olduğunu işler. Emperyalizmin tekelci kapitalizm olduğunu ve finans kapitalin ana karakteristiğinin bütün büyük kapitallerin birleşerek bir senteze varmalarıdır. Finans kapital bankalar ve endüstri arasında basit bir iş bölümü demek değildir. Tersine bu iki sektörde kurulan tekellerin kaynaşmasıyla oluşan bir bileşimdir, sentezdir. Türkiye’yi emperyalist sistemde yer alan ancak kendisi emperyalist olmayan bir ülke olarak değerlendirdiği söylenebilir. Türkiye’nin ekonomisinin tekelci yapıda olması ve yeryüzünün emperyalist devletlerce zaten paylaşılmış bulunması da Türkiye’nin sermaye ihracı yapmasını güçleştiren etmenler olarak ortaya çıkmıştır. (Akif Ulaş Bigiç, Kıvılcımlı’da Finans Kapital, Praksis, Sayı:6 Bahar 2002, S. 109-111)

Kıvılcımlı’nın Marksizm’e katkılarından bir diğeri de Tarih tezidir. 1970 yılı sonunda çeşitli kitaplarda geliştirdiği Tarih Tezini Marx’ın antik tarihi ile karşılaştırma çabasına giren Kıvılcımlı, bu çabayı “Toplum Biçimlerinin Gelişimi” ve “Tarih-Devrim-Sosyalizm” kitaplarında analiz eder. Kıvılcımlı’ya göre; Marx’ın  antik tarih hakkındaki araştırmaları, bütün teorik derinliğine rağmen, tamamlanmamış bir eserdir. O zamanki verilerle tamamlanmasına da imkan yoktu. Kıvılcımlı’ya göre; bir ülkenin tarihi gereği gibi bilinmedikçe, o ülkenin gerçekliği iyi kavranamaz, İnsancıl düşünce ve davranışın özü gerçeklik ise, gerçekliğin kökü tarihtir. Tarihi unutmak, teori ve pratiğin kökünü kurutmak olur.

Kıvılcımlı, tarihi gelenek ve göreneğimizi de üretici güçler arasında sayar ve söz konusu geleneğin bir yönü eşit kankardeşliğine dayalı ilkel komünal toplumun izlerini barındıran popüler dinsel gelenektir. Diğer yönü ise Osmanlı topraklarına ait devlet sınıflarının devleti kurtarmaya çalışmasının oluşturduğu devrimici gelenektir. Necmi Erdoğan, Kıvılcıml’nın söz konusu geleneğin ikinci yönüne verdiği  önem dolayısıyla; 27 Mayıscılarla ilişki kurmaya çalıştğını, İkinci Kuvayimilliyeciliğimiz progamı ekseninde yeni bir anayasa taslağı sunduğu ve 12 Mart’ı “Ordu Kılıcını Attı” diye olumlu karşıladığını söyler.  

Ahmet Kale; Hikmet Kıvılcımlı kitabında Kıvılcımlı’nın seçme yazılarında, anılarından ve onun hakkında yazılan bazı metinlerden yola çıkarak onun Türkiye sol tarihine teorik katkılarının yanı sıra sosyalizm mücadelesindeki yerini ortaya koymaya çalışıyor. Sol çevrelerce yeterince ele alınmayan Kıvılcımlı’ya ve onun işlediği konulara giriş babında kılavuzluk yapıyor.  

Kıvılcımlı’nın tarih üzerine yaptığı uyarısını biraz değiştirerek bitirelim. Tarihsel kişilikleri ve değerlerimizi unutmak teori ve pratiğin kökünü kurutmak olur. Yalnız, Metin Çulhaoğlu’nın 2018 yılında Marksizm sempozyumunda Marksizm’in güncellenmesi gerektiği şeklindeki önerisini Kıvıcımlı için de söylememizin geçerli olduğunu düşünüyoruz. Kıvılcımlı’nın yeni veriler doğrultusunda güncellenmesi gerekiyor. 

KÜNYE:Hikmet Kıvılcımlı Kitabı - Seçme Metinler ve Üzerine Yazılar, Hazırlayan: Ahmet Kale, Dipnot Yayınları, 2017, 528 sayfa.