Otuz yıllık sürgün: Rojhilat

“Milliyetçilik, etnisiteyi halkla ilişkilendirmekte kalmaz, halkla iktidar arasında da bağ kurar. Ama eğer milliyetçilik bir siyasal meşruiyet ilkesi olarak entnisitenin temelini oluşturuyorsa, eğer milliyetçi mücadele sürecinde haklar ve iktidar arasında kavramsal bir ilişki oluşmasına hizmet ediyorsa, buradan, bu sürecin sonucunun da milliyetçilik tarafından belirlenmek zorunda olduğu ortaya çıkar.”



11-07-2021 02:01

Nursel Çelen

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kürt coğrafyasının dört parçaya bölünmesi, günümüze kadar devam eden etnik bir çatışmanın yolunu açmıştır. Söz konusu dönemden itibaren bu coğrafyalarda yaşayan Kürtler merkezi hükümetlerle değişik şekillerde mücadele etmişlerdir. Türkiye ve Irak’taki Kürtlerin mücadele tarihlerinin bilinmesine rağmen Suriye ve İran’daki Kürtlerin mücadele tarihleri literatürde yeteri kadar tartışılmamıştır. İran’daki Kürt Cumhuriyeti’nin doğuşu ve yıkılışı, 1978-79’daki devrimci konjonktürde Kürt hareketinin yeniden canlanması gibi milliyetçi dönüm noktaları, son yıllarda tarihçilerin, sosyal ve siyaset bilimcilerin dikkatini çekmiştir. Ancak arada kalan 30 yıllık sürgün dönemi ise yeteri kadar ilgi görmemiştir. Bu doğrultuda Abbas Vali’nin Dipnot Yayınları’ndan Mayıs ayında çıkan “Sügünde Kürt Milliyetçiliği – İran’da Kürt Milliyetçiliğinin Unutulan Yılları” adlı yeni kitabı bu boşluğu dolduran bir kaynak niteliğindedir.

Bu kitap İran Kürtlerinin, Doğu Kürdistan’da (Rojhilat) yaşayan 12 milyon nüfusa sahip etnik-dilsel topluluğun 1947-1979 arası dönemini tarihsel olarak incelemektedir.  Yani Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin yıkıldığı tarihten, İran İslam Devrimi’ne kadar olan bu otuz yıllık dönemde sürgündeki Kürt milliyetçiliğinin İran’daki durumunu ele almıştır.

Bu çalkantılı otuz yıla, Kürt toplumu ile egemen iktidar arasındaki ilişkiler damgasını vurmuştur. 22 Ocak 1946 yılında İran’da kurulan Kürt Cumhuriyeti, kısa ömürlü olmasına rağmen (11 ay) İran Kürtlerinin modern tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. Rojhilat’da (Doğu Kürdistan) ve Ortadoğu’nun diğer Kürt bölgelerinde ulusal kimliğin ve demokratik siyasal kültürün gelişmesine katkı sağlamıştır. Kürt ulusal kimliği, Pehlevi mutlakiyet yönetimi altında oluşmuş ve Kürt Cumhuriyeti dönemide de gelişmiştir. Bütün bu dönem boyunca Kürt kimliğini oluşturan unsurlar, öncelikli olarak da Kürt etnisitesi ve dili, egemen iktidarla karşı karşıya gelişlerin yaşandığı siyasal alanın sınırlarını belirlemiştir. Cumhuriyet’in yıkılması ise Kürt halkının siyasal alandan silinmesi anlamına gelmemektedir. Tam tersine halk kavramı kamusal söylemde belirgin bir milliyetçi biçimle yeniden oluşmuştur.

Vali, 1950’lerde ikinci Pehlevi yönetimi döneminde “tekrar düzenlenen mutlakiyetçilik” kapsamında halk/ulus kimliğinin iyice pekiştirildiğini söyler. Bu söz konusu kimliğe ilişkin ulusal ve demokratik halkların tanınmasının sürekli talep edilmesi sayesinde oluştuğunu ifade eder. Sonraki otuz yılda, 1953 darbesinden 1978-79 yıllarındaki devrimci kırılmaya kadar olan dönemde genel olarak İran’da özel olarak da Kürdistan’da popüler siyasette bir gerileme ve popüler siyasete yönelik baskılar artmıştır. Kraliyet reformlarının hayata geçtiği 1962’deki sözde Beyaz Devrim’den önceki kısa bir dönem haricinde, İran’da popüler demokratik siyasetin varlığına dair neredeyse hiç bir belirti olmadığını anlatılır. Halk ancak, ülke genelinde protestoların yeniden başladığı devrimci kırılma sırasında, bir takım haklara sahip olduğunu dile getirip bu hakların tanınmasını isteyerek ve adalet talep ederek ulusal siyasi alanda yeniden ortaya çıkmıştır.

Kürt Cumhuriyeti’nin yıkılmasından sonra egemen düzenin restorasyonu, İran Kürdistanı’nda “sürgün milliyetçiliğinin” ortaya çıkışına da işaret etmektedir. İran’ın Kürt bölgesi, özellikle de Mukriyan bölgesindeki kent merkezleri, milliyetçi siyasette yeni bir eğilimin ortaya çıkışına tanık olmuştur. Kürt siyasi aktivistleri, özellikle de Kürt Cumhuriyeti döneminde milliyetçi bir siyasi eğitimden geçmiş, kentli küçük burjuva kökeninden gelen nesiller, yurtdışına çıkmanın yollarını aramaya başlamışlardır. Restorasyon sürecinde egemen gücün baskısının artmasına tepkisel bir cevap olmuş ve farklı hız ve yoğunluklarda 1979 devrimine kadar devam etmiştir. Ancak yeni kurulan teoratik rejimin uyguladığı daha sistematik yoğunlaştırılmış şiddet ve baskı, kısa süre içinde sürgün milliyetçiğini tekrar alevlendirmiştir.

Vali, milliyetçi siyasetin sürgünde ortaya çıkışının, Kürdistan’da egemen güce karşı silahlı direnişin de başlangıcı olduğunu söyler. Bu muhalefetin modern/millliyetçi biçimi, niteliksel bakımdan farklıdır. Silahlı muhalefetin modern-öncesi/ geleneksel biçimlerinin aksine, Cumhuriyet’in yıkılmasından sonraki silahlı direniş, halkın, siyasete katılımıyla ve siyasi olarak temsil edildiği kurumlarıyla, siyasal bir güç olarak doğuşuyla yakından ilişkili olduğunu anlatır. Çoğunlukla soylu ailelerin ve mualif aşiret liderlerinin önderlik ettiği silahlı muhalefetin yerini, halkı temsil ettiklerini iddia eden modern siyasi örgütlerin egemen güce karşı silahlı direnişi almıştır.

Son olarak dokuz bölümden oluşan bu kapsamlı araştırmada bir dizi birincil ve ikinci kaynaktan yararlanılmıştır. Vali, temel kaynakların birincisinin bu dönemde sürgündeki Kürt milliyetçi hareketinin önde gelen kimi siyasi şahsiyetleriyle yapılan kapsamlı görüşmeler olduğunu söyler. İkinci olarak 1947’den 1978’e kadar olan dönemde, sürgündeki siyasal partilerin ve örgütlerin yayınlarından yararlanmıştır. Üçüncü kaynak olarak ise broşür, kitapçık ve dergiler de dahil çeşitli, Avrupa ülkelerindeki siyasi aktivistlerin yayınlarından yararlandığını ve bu yayınların çoğunun Londra Üniversitesi Doğu ve Afrika Araştırmaları Okulu Kütüphanesi’nde, Kongre Kütüphanesi’nde ve özel koleksiyonlarda bulunan yayınlar olduğunu ifade eder. Bu durum kitabın çok yönlü bir çalışmanın eseri olduğunu bize hatırlatır. Bundan dolayı İran Kürtleri konusunda akademik niteliğe sahip olan bu kitap özellikle bu konu ile ilgilenenler için iyi bir kaynak niteliği taşımaktadır.

 

KÜNYE: Sügünde Kürt Milliyetçiliği – İran’da Kürt Milliyetçiliğinin Unutulan Yılları, Abbas Vali, Çev. Zeri İnanç, Dipnot Yayınları, 2021, 319 sayfa.