Ödemişli tarım işçisi kadınlar: Benden âlâ emek veren mi var? Emeğimin karşılığını almak istiyorum

Ödemişli tarım işçisi kadınlarla, 8 Mart mesajlarını konuştuk. Kadınların heyecanları kadar yaşadıkları ve mesajları ortaktı.



04-03-2019 08:57

Nesli Güney- İzmir

Türkiye'de ve dünyada, kadınların en önemli mücadele günlerinden biri olan 8 Mart'a sayılı gün kaldı.

Türkiye özelinde, kadınların AKP/Saray iktidarının saldırılarıyla karşı karşıya kaldığı, kazanılmış hakların her gün yeniden tartışmaya açıldığı öte yandan ekonomik krizle birlikte geçinmenin giderek zorlaştığı bir tablodan söz etmek mümkün.

İleri Haber olarak, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'ne kısa bir zaman kala, İzmir'in Ödemiş ilçesinde tarımcılık yaparak hayatını kazanan kadınlarla söyleştik.

Buluştuğumuzda oldukça heyecanlı görünen Fatma ve Meryem'in heyecanı kadar yaşadıkları da ortaktı.

ÖNCE TARIM İŞÇİLİĞİ SONRA HAYVANCILIK

Fatma, 41 yaşında, oğlu ve eşiyle birlikte hayvancılık yaparak geçinmeye çalışıyor. Aslen Mardinli olan Fatma, İzmir'e göç etmek zorunda kaldıktan sonra tarlada çalışmaya başlıyor.

Kendi anlatımıyla, geç evlendiğini  (24 yaşında) söyleyen Fatma, evlenmeden önce de tarlada gündelik işçi olarak çalıştığını  belirtiyor. Evlendikten sonra Ödemiş'e yerleşen Fatma şimdi hayvancılıkla geçinmeye çalışıyor. 

OĞLU DA KENDİYLE BİRLİKTE ÇALIŞMAK ZORUNDA KALINCA OKULU BIRAKIYOR

17 yaşında oğlu olan Fatma, eşinin hastalığından dolayı oğlunun kendisiyle birlikte çalışmak zorunda kaldığını söylüyor. Eşinin ağır romatizmal rahatsızlıklarından dolayı bazen gün boyu evden çıkamadığını anlatan Sultan, oğlunun kendisine yardımcı olup geçinebilmek için ortaokuldan sonra okulu bırakmak zorunda kaldığını da ekliyor.

Hayvancılıktaki ağır kriz ve tarımın bitirilmesinden sonra geçimlerini nasıl sağladığını sorduğumuz Fatma, “Eşim hastalanmadan evvel durumumuz daha iyiydi, en azından oğlan okuyordu” diyor. Şimdiyse yalnızca Kurban Bayramı döneminde hayvan satabildiklerini bununla da Bağkur borcunu bile zor ödediklerini söylüyor. Bağkur ödemelerine gelen zammı hatırlatan Fatma, onu bile zor ödediklerini ama ödeyemezlerse de eşinin tedavi olamadığını söylüyor.

AKP'nin her fırsatta sağlık sistemindeki değişiklikleri büyük müjdelerle pazarlamasının aksine Fatma'nın anlattıkları, eşinin hastalıktan dolayı çalışamamasına rağmen emekli de edilmemesi yönünde oluyor.

SUYU, ELEKTİRİĞİ OLMAYAN EVDE HAYAT SÜRMEYE ÇALIŞIYORLAR

Öte yandan, eşinin annesiyle elektrik ve su olmayan bir evde kaldığını söyleyen Sultan, oğluyla sabah gidip akşam evine dönmek zorunda kaldığını anlatıyor. Evin tapusu olmadığı için elektirik ve suyun bağlanamadığını ifade eden Sultan, “Ekmek paramız, kaynağımız orada el mecbur her gün gidip geliyoruz” diyor.

8 MART MESAJI: BENDEN ÂLÂ EMEK VEREN Mİ VAR?

“Evlenmeden önce gündelik işçilikte daha rahattım aslında ama herkes gibi bende nasibim gelince evlendim dedim ama ne bileyim  işte...”  diyen Fatma'nın 8 Mart mesajı ise şöyle oluyor:

“Benden âlâ emek veren mi var, sabah kalkıyorum buradaki evin işi, köydeki evin işi...Herkese yemek yap, koyunlara keçilere bak; elime geçen hiçbir şey yok. Bağkur borcunu bile ödeyemiyoruz. Benim istediğim borcumu ödeyeyim, emeğimin karşılığını alayım.”

'YAĞMURDAN KAÇARKEN DOLUYA TUTULDUM' DİYEN MERYEM

Konuştuğumuz bir diğer kadın ise 34 yaşındaki Meryem... Meryem de Diyarbakır'dan Ödemiş'e çalışmak için göç etmiş.

13 yaşında evlendirilen, 14 yaşında anne olmak zorunda kalan Meryem, hikayesini “yağmurdan kaçarken doluya tutulmak” olarak anlatıyor. Babasından gördüğü şiddetten kaçmak için eşiyle evlendiğini söyleyen Meryem, eşinin de kendisini fiziksel ve psikolojik şiddete maruz bıraktığını anlatıyor. Biri kız biri oğlan iki çocuğu olduğunu söyleyen

Meryem, 10 yaşından beri tarlalarda çalıştığını ifade ediyor.

'BAŞIMIZI YERE EĞEMEZSİN' BASKISI

Şiddete rağmen neden eşiyle birlikte kaldığını ise şöyle anlatıyor Meryem:

“Benim yaşadığım sevgi değil, korku da değil. Korkmuyorum aslında ama ailem ben evlendikten sonra benimle 8 yıl konuşmadı. Şiddete uğradıktan sonra abimin yanına gittim, beni geri eve gönderdi. Sonra da 'yüzlerini bir kez yere eğmişim, şimdi ayrılarak bir kez daha eğemezmişim' dedi. Aile içinde böyle şeyler olurmuş, katlanmam gerektiğini söyledi.”

Öte yandan, eşinin 5 ay önce kaza geçirdiğini, çalışamadığını anlatan Meryem, oğlunun da haftasonları kendisiyle tarlaya geldiğini söylüyor.

TARLADA ÇALIŞMA KOŞULLARI: ÜCRETLER GERİ ÇEKİLİYOR, KOMİSYONLAR DAYIBAŞINA GİDİYOR

Şimdilerde de tarlada günlük ücret karşılığı çalışarak geçinmeye çalışıyor Meryem. Dayıbaşı (komisyoncu) usulü çalıştığını, dayıbaşının kendilerine iş ayarladığını, işin ücretinden de ona para verdiğini anlatıyor.

“Tabii her zaman iş olmuyor, en çok yazın oluyor. Mesela şimdi yaz patatesini toplayana kadar iş olmaz “ diye de ekliyor.

'Çalışma koşullarını' ise şöyle anlatıyor Meryem:

“ Günlük 75 lira yevmiye alıyoruz, bunun 10 lirasını dayıbaşına veriyoruz. Elimize geçen 65 lira.. Aslında asgari ücret zammından sonra ücretlerimiz 100 liraya çıkarılacaktı, 20 lirasını dayıbaşına verecektik. Ama tarla sahipleri bir araya gelmiş, anlaşmış. 75 liraya geri çektiler ücretlerimizi. Aydın'da 100 liraya çalıştıran yerler olduğunu duyduk ama oraya gitsek de komisyoncunun bize 65 lira verip üzerini kendine alacağını öğrendik. Biz iki saat yolu tıkış tıkış, üst üste gittiğimizle kalacağız anlayacağınız.”

'İTİRAZ EDERSEN YA EN KÖTÜ İŞİ VERİRLER YA DA BİR DAHA ARAMAZLAR'

Tarla sahiplerinin tutumuna kimsenin itiraz edip etmediğini soruyoruz Meryem'e. “Ben bir iki kere itiraz ettim” diyor. Sonrasını ise şöyle ifade ediyor:

“Hem paramızı eksik veriyorlar, hem bazen daha fazla saat çalıştırıyorlar. İtiraz etsen, dayıbaşı ya seni bir daha hiç çağırmıyor, ya da en kötü, en ağır işlere çağırıyor. Hatta patronlar araba göndermezse dayıbaşları yol parası bile bizden alıyorlar. Yemeğimizi, çayımızı, suyumuzu hep kendimiz götürüyoruz. Doğru düzgün mola yok, fırsat bulduğumuz  da anca çayımızı sigaramızı içebiliyoruz”

'KİRA, FATURA, MASRAFLAR HEP BENİM ELİME BAKIYOR'

5 yıl önce traktörün altında kaltığı bir kaza geçiren, kamurga kemikleri kırılan ve hala bunun ağrılarını yaşadığını söyleyen Meryem, eşinin hastalığından sonra evin bütün masraflarının da onun eline baktığını anlatıyor. “Kira, fatura, evin masrafları, çocuklar her şey benim elime bakıyor. Pazara bile gidemiyoruz artıki her şey çok pahalı” diyen Meryem, “Şimdi de sağ kolum tutmuyor, bazen ağrılarım çok oluyor ama mecburum çalışmaya” diye de ekliyor. Eşinin sigortası üzerinden hastaneye gittiklerini, onun da 5 aydır çalışmadığı için 1 ay sonra sigortasının biteceğini söyleyen Meryem, ondan sonrasında ise ne yapacaklarını bilmiyor...

'ONLARIN BİZİ GÖRDÜĞÜMÜ VAR DA BİR ŞEY BEKLEYELİM?'

Sigortasız/güvencesiz nereye kadar böyle geçinmek zorunda olduğunu kendi de bilmeyen Meryem, AKP'den ise hiçbir şey beklemiyor. “Onların bizi gördüğümü var, biz onların umrunda değiliz ki onlardan bir şey bekleyelim” diyor. Artan patates fiyatlarının kendilerinin çalışmasını da etkilediğini söyleyen Meryem, “Patatesin fiyatını uçurdular, onun fiyatı uçunca patronlar bize etmediğini bırakmadı. Bizim sesimizi duyan yok” diye de ekliyor.

'BENİ HİÇ TANIMAYAN AMA BENİMLE KONUŞMAYA GELEN KADINLARDAN GÜÇ ALDIM'

Meryem'in 8 Mart mesajı ise şöyle oluyor:

“Valla ben 8 Mart'ı televizyonlardan falan biliyordum. Şimdi siz gelip anlatınca anlamını öğrendim. Artık etkinliklere, eylemlere katılmaya çalışırım. Burada beni hiç tanımayan ama benimle konuşmaya gelen kadınların benim yanımda olması çok güzel. Bundan güç aldım.”