O şarabi eşkıyalar

O şarabi eşkıyalar

Hüseyin Olgun “Cevahir” adlı kitabında 1968’in ve sosyalist mücadelenin önemli figürlerinden olan Hüseyin Cevahir’in hayatını, dönemin siyasal ve kültürel yapısı ile birlikte ele alıyor. Dönemin tanıklarının anlatımları, gazete ve dergiler, röportajlar, kitaplar, mektuplar ve savcılık iddianamelerinden oluşan bilgilerle Cevahir’in ve devrimci öğrenci gençliğinin sınıf mücadelesi içindeki rolü, kendi içindeki kopuşlarının yanı sıra devrimci gençliğin devletin ideolojik ve baskı aygıtlarına karşı mücadelesi ayrıntılı bir şekilde aktarılıyor.

Ufuk Akkuş

Türkiye sosyalist hareketinde 1960’lı ve 1970’li yıllar, işçi sınıfı hareketinin gelişkin olmasının yanı sıra dünyadaki genel sol yükselişin de etkisiyle sosyalist düşüncenin kitleselleştiği ve yükseldiği yıllardır. Bu dönemde sistemi alt ederek iktidarı alacak birleşik ve etkin bir sosyalist hareketin olmamasında en önemli etkenin solun onlarca fraksiyona bölünmüş dağınık yapısı olduğu genel kabul görmüş bir düşüncedir. Bu düşüncede doğruluk payı bulunmakla birlikte devrimi gerçekleştirmede farklı teorik ve pratiklerin, farklı bakış açılarının bu dağınık yapıyı zorunlu kıldığını, ayrıca devletin ideolojik aygıtlarının gücünün etkilerini de göz önünde bulundurmak gerekir. Dönemin sosyalistleri sadece devletin baskı ve ideolojik tutumuyla mücadele etmemişler, devlet güçleri ile birlikte hareket eden faşistlerin baskı ve katliamlarına da karşı koymuşlardır. Evet dünya değişmiştir ve artık farklı mücadele biçimleri geliştirmek gerekmektedir. Ancak dönemin devrimci gençliğinin hangi koşullarda mücadele ettiği, hedefleri, yoldaşlık ilişkileri, zaafları, yanılgılarının unutulmaması ve oradan dersler çıkarılması, hala geleceğin güzel dünyasını kurma gibi bir hedefi olanlar için elzemdir.

Hüseyin Solgun, “Cevahir” adlı bu ilk kitabında Hüseyin Cevahir’in hayatına ve mücadelesine odaklanarak hem dönemin siyasi ve kültürel yapısını hem de sosyalist gençlerinin hülyalarını ve mücadelelerini anlatıyor. Tunceli/Mazgirt’in Muhundu Şöbek köyünde Hazreti Ali soyundan geldiğine inanılan baba Mansur Ocağından Cevahir ailesinin ilk çocuğu olarak 1945 yılında dünyaya gelen Hüseyin Cevahir, çocukluğunda bile Seyyid torunu olmasını başkalarına karşı bir üstünlük olarak kullanmamıştır. Musa Kaplan’ın “Fevzi Özkan 3 yoldaş” kitabında Cevahir’in akrabalarının anlatımına göre; Cevahir çocukluğunda bile hep yardımseverdi. Gösterilen ihtimama karşı kendini sorumlu hisseder, elinden geldiği kadar köyün yoksul çocuklarına yardım ederdi. İlkokula gitmeye başladığında Demokrat Parti iktidardaydı. Büyükleri açısından bu önemli bir değişimdi; Türkiye’deki çoğu insan gibi Mazgirt yöresinde yaşayanlar da ülkeye özgürlük geldiğini sanmış ve umutlanmışlardı. Cevahir, gaz lambası ışığında ders çalışırdı. O da diğer yaşıtları gibi okuma yazmayı değil aynı zamanda okuma yazma dili olan Türkçeyi de okulda öğrenmişti. Daha ortaokul yıllarında dünya klasiklerini okumaya başlayan Cevahir’in edebiyat ilgisi kısacık yaşamı boyunca sürmüştür. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini kazanmasıyla Cevahir’in İstanbul günleri başlamıştır. Yüzmeyi iyi bilen ve yaşamdan zevk alan Cevahir için iki İstanbul vardır: bir yanda plajlarıyla, eğlence mekanlarıyla, şatafatlı zengin semtleriyle bir İstanbul öte yanda yokluk ve gecekondularıyla bir başka, çok başka bir İstanbul. Politik eğilimi Cevahir’i TİP ile buluşturur. 1966 yazında Çorum Belediyesi’nin işten attığı temizlik işçileri protesto için Türk-İş’e bağlı Genel İş başkanı Abdullah Baştürk öncülüğünde 27 Temmuz 1966’da 260 km’lik Çorum Ankara yolunu yürüyerek 3 Ağustos’ta Ankara’ya vardılar. Ankara’da adalet bulamayan işçiler seslerini duyurmak için 15 Ağustos’ta İstanbul’a yürümeye başladılar. TİP bir grup olarak yürüyüşe katılmak istedi, ancak yürüyüşe öncülük eden Genel İş buna izin vermedi. Aralarında Deniz Gezmiş’in de bulunduğu TİP’li gençler yürüyüş kolunun İstanbul’a varmasından itibaren korteje girilmesine izin verilmese de Taksim Meydanı’na kadar yürüyüşe destek verdiler. Hüseyin Cevahir’in de TİP’li gençler içinde yer aldığını Hüseyin Işık’ın anılarından anlıyoruz.

Cevahir artık kadavra görmek istemediği, bu yüzden yemek yiyemediği ve sosyal-siyasal faaliyetlerle yeterince ilgilenemediğinden Ankara’ya gidip Mülkiye’de okumak ister. Cevahir, Ziya Öztan’a yazdığı mektupta İstanbul’dan ayrılma gerekçesini şöyle anlatır: “Bir kızı seviyordum, arkadaştık; sonra anladım ki yakın bir başka arkadaşım da onu seviyor… Baktım sevdiğim kız da bana değil ona daha çok ilgi gösteriyor… Ne yapacağımı bilemedim. Ama aynı şehirde duramazdım artık. Bıraktım İstanbul’u, geldim Ankara’ya. Başka türlü yapamazdım.”

Sonrasında Mülkiye’de Deniz, Mahir, Ulaş gibi dönemin önemli figürleri ile birlikte mücadelesi başlar. MDD hareketinin yayın organı Aydınlık dergisinde politik yazılar yazan Cevahir, edebiyatla ile de ilgisini koparmamış ve Yeni Eylem, Yorum gibi dergilerde edebiyat yazıları kaleme almıştır.

Gün Zileli’nin aktarımıyla “Cevahir’in bir insan olarak gelecek kuşaklar için hem edebiyatçı hem entelektüel kimliğini ortaya çıkararak tanıtmak çok anlamlı olacaktır. Çok zengin edebiyat birikimi vardı; sanatın her dalıyla ilgilenir, özellikle şiiri çok severdi. Cevahir, Aragon, Neruda şiirlerini ezbere okurdu. Sadece şiir değil elbette. Marx dışı literatürü okumak önemlidir. Edebiyat ve felsefe kitaplarını: Malraux, Sartre, Camus… Ne çıkarsa okurdu. Fransa’da ortaya çıkan ”Nouveau Roman” akımını da Eugene Ioonescu’yu, Natoli Sarot’u da Claude Simon’u da takip ederdi. Rahatlıkla söyleyebilirim ki Fransa’da bile Cevahir gibi edebiyata ilgi gösterenler az sayıdaydı ve Avrupalı entelektüellerle kıyaslanabilecek bir düzeydeydi.”

TİP içinde MDD’ci gençlerle birlikte TİP’i devrimcileştirmek için mücadele eden Cevahir ve arkadaşları Mehmet Ali Aybar, Sadun Aren ve Behice Boran’ı oportünistlikle suçlayarak onları partiden atıp yönetimi ele geçirmek ister.

Cevahir ile birlikte hareket eden Mahir Çayan Dev-Genç kongresinde; Milli Demokratik Devrim stratejisinin devrim stratejisi olduğunu, bu devrimci savaşın gereklerinin bir gençlik örgütü (Dev-Genç) tarafından asla yerine getirilemeyeceğini, bunun bir Parti örgütlenmesi içinde çözümlenmesi gerektiğini söyler. Milli Demokratik Devrim'in ancak halk savaşıyla gerçekleşeceğini söyler ve Mihri Belli ile yollar ayrılır. O döneme kadar MDD hareketinin ideolojik önderliğini yapan Mihri Belli’den kopuş tarihsel açıdan son derece önemlidir. Kısa süre önce TİP yönetimini devrimcileştirmeye çalışan ve bunda da başarılı olamayınca da legalite sınırlarını zorlayan başka bir Parti kurulmasını tartışan devrimci gençler illegal parti ve silahlı mücadele konularını tartışma platformundan çıkarıp “nasıl hayata geçiririz” durumuyla karşı karşıya kalmışlardır. Ve sonra illegal faaliyet dönemi başlar. Ses getirecek bir eylemle Partinin kuruluşunu ve varlığını göstermek isteyen Mahir, Cevahir ve arkadaşları İsrail Başkonsolosu “Elrom’u”  kaçırır ve karşılığında tutuklu bulunan tüm devrimcilerin derhal serbest bırakılması, Türkiye Halk Kurtuluş Cephesinin 1 No’lu bülteninin 7.30, 13.00, 19.00 ve 22.45 TRT haber bültenlerinde 3 gün devamlı ve eksiksiz anons edilmesi ve süre doluncaya kadar polisin ve diğer zabıtanın hiçbir takibe girişmemesi ve aleyhte yayın yapılmaması istenir. Süre bu ültimatomun verildiği tarihten itibaren 3 gündür. Şartlar yerine getirilmezse derhal “Efraim Elrom” kurşuna dizilecektir. Sıkıyönetim Komutanlığı’nın emirleri ile apartman sahiplerinin beyanname vermesi ve genel arama kararının çıkarılmasının etkisiyle Elrom öldürülür. Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir 30 Mayıs 1971’de sığındıkları İstanbul/Maltepe’deki apartmanın 1. Katını güvenli bulmadıkları için en üst kattaki Binbaşı Dinçer Erkan’a ait dairenin kapısını kırarak içeri girmişler, Binbaşının eşi ve oğlunun dışarı çıkmasına izin vererek kızı Sibel Erkan’ı evde alıkoymuşlardır. 51 saat süren direniş sonucunda Cevahir öldürülür, Mahir intihar girişiminde bulunur ve yaralı olarak yakalanır.

Hüseyin Solgun, “Cevahir” kitabında; iddianameler, anılar, mektuplar, gazete haberleri, yayımlanan röportajlar, kitaplardan ve dönemin tanıklarının aktardıklarından oluşan bilgilerle Hüseyin Cevahir’in kısa yaşamını tarihsel süreç içinde anlatır. Zamanın ruhunu yansıtan bu hayat öyküsünden dersler çıkarmanın yanı sıra dünü ve geleceği anlayarak geleceği kurmayı düşünenler açısından aydınlatıcı bir metin olduğunu düşünüyoruz.

KÜNYE: Hüseyin Solgun, Cevahir, Ayrıntı Yayınları, 2020, 496 Sayfa.

 

DAHA FAZLA