Niteliksizlik üzerine



21-02-2020 07:56

Zafer İlken

Cornell Üniversitesi'nde görevli iki psikolog Justin Kruger ve David Dunning’in bir makaleleri “Journal of Personality and Social Psychology”nin Aralık 1999 sayısında yayınlandı. Kruger ve Dunning bu makaleleriyle açıkladıkları teorileri ile 2000 yılında Nobel ödülü kazandılar. Teori özetle “Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır“ demekte ve şu bulgulara ulaşmaktadır:

- Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler. Çünkü bu bile bir nebze nitelikli olmayı gerektirir.

- Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedirler. Gerçek nitelik değerlerinin neleri kapsadığından habersiz oldukları için sahip oldukları bazı yetileri nitelik ve üstünlük olarak değerlendirirler.

- Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.

- Bu insanların nitelikleri belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.

Kruger ve Dunning daha sonra bu teorilerini öğrenciler üzerinde test ettiler. Öğrencilere çeşitli sorular sordular ve ardından testin sonucunda ne kadar başarılı olacaklarını tahmin etmelerini istediler. En başarısızların (yani sadece yüzde 10 ve daha az doğru cevap verenlerin), testin yüzde 60’ına doğru cevap verdiklerini savladıkları ortaya çıktı. En iyilerin (yani en az yüzde doksan doğru sonuç alanların) en alçakgönüllü denekler olduğu ve soruların yüzde 70’ine doğru cevap verdiklerini düşündükleri görüldü.

İki psikoloğa göre yetersiz kişi, kendi kapasitesini değerlendirmekten ve eksikliğini teşhis etmekten acizdir. Ama asıl vahim olan, bu “yetersizlik ve haddini bilmeme” durumu, iş açısından karşı konulmaz bir itici güç oluşturur ve kariyer açısından artıya dönüşür. İşinde çok iyi olduğuna inanan “yetersiz “, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymaz, aksine bunu bir “hak” olarak görür.

Bu teoriye tamamlayıcılık anlamında şu konuları eklemek de olasıdır: Eğitim ile niteliklerin artırılması, yönetenler açısından sakıncalar doğurur; bu şekilde nitelik kavramını sorgulamaya başlayacak kişi, bilgiye ulaşma konusunda istek duymaya başlar, olup biteni sorgulama sürecini yaşar ve zekasıyla orantılı olarak öğrenme ve nitelik kazanma sürecine girer. Bu, niteliksiz insanları yöneten, onlara gereksinim duyan ve hegemonyalarını devam ettirmek için onların olduğu gibi kalmalarını isteyen yönetenler için büyük bir tehlikedir. Bu nedenle de onları eğitimsiz bırakmayı ya da yalan yanlış bilgileri önemli şeyler gibi aktarmayı tercih ederler; tamamen asılsız, mesnetsiz bilgilerle ve haberlerle onları oyalar dururlar. Bu amaçla medyayı da sonuna kadar kullanırlar. Ülkemizde bir rektör yardımcısının söylediği  “ben halkın cahil olanını tercih ederim “ anlamındaki bir cümle bu durumu açıklayan en güzel örnektir.

Bütün bunlardan, yönetenlerin eğitimli ve nitelikli insanlardan oluştuğu gibi bir sonuç çıkarılmasın. Yönetenlerin cahil ve niteliksiz olduğu bir yerde durum daha da vahimdir. O zaman bir üst akıl çıkar ve kendi emperyal emellerini hayata geçirmek için elindeki tüm olanakları kullanır. İşte şimdi Türkiye’de olan da tam budur.