Neşe felsefesi

Neşe felsefesi

Bir duygu ancak ve ancak kendisinden daha güçlü bir duygu tarafından kısıtlanabilir veya ortadan kaldırılabilir. Yani bir nefreti, ıstırabı ya da korkuyu sırf muhakeme ederek değil; bir sevgi, sevinç, umut yeşerterek ortadan kaldırabilirsiniz. O halde aklın rolü, bizi kedere boğan olumsuz duygudan daha güçlü bir olumlu his uyandırabilecek şeyi veya kişiyi tespit etmektir.

Ufuk Akkuş

Okumaya başlar başlamaz Spinoza’ya vurulduğunu söyleyen Frederic Lenoir, "Spinoza Mucizesi" adlı kitabında bu felsefenin kendinde bir ayna etkisi yaratarak kendi tasavvurundan bir şeyler bulduğunun ve kendisini henüz keşfedemediği yeni yollara sürüklediğinin ve çok yerinde yeni sorular sormaya yönlendirdiğinin altını çiziyor.

Spinoza’nın temel eseri "Etika"yı pek çok kez okuduğunu ve bazı pasajların hala anlaşılmaz gelmesine karşın her okuyuşta sürekli zihnini canlandırdığını onu coşturduğunu bazen bakışını değiştirerek daha iyi yaşamasına yardımcı olan yeni bakış açıları kazandırdığından bahseden Lenoir’a göre Spinoza felsefesi siyasi, dini, antropolojik, psikolojik ve ahlaki alanlarda gerçek bir devrim yaratmıştır.

Lenoir, kitabında; insanın hayatını değiştiren felsefecilerin başında gelen biri olarak gördüğü Spinoza’nın öz yaşam öyküsü ve felsefi düşüncesini ana hatlarıyla sade bir dille özetliyor.

1632 yılında Hollanda’da doğan Baruch Spinoza, ilk eğitimini sinagoga ait bir Yahudi okulunda almış; burada Kitab-ı Mukadddes’i İbranice okumayı, Yahudi şeriatını ve Talmud tartışmalarını öğrenmiştir. Daha sonra ilahiyatla, yeni bilimlerle ve çağdaşı Rene Descartes’ın düşüncesi başta olmak üzere felsefe ile tanışmasını sağlayan liberal Hristiyan çevrelere girmiştir. Entelektüel gelişiminde en büyük etken ise lise hocası Franciscus Van den Enden ile karşılaşmasıdır. Latince hocası ona sadece Latince değil; antik tiyatro vasıtasıyla klasik kültürün temelleri, ilahiyat, fizik ve felsefe kültürü de öğretmiştir. Felsefe alanında derinleşen Spinoza’nın sorgulamaları Yahudi cemaatinden aforoz edilmesine neden olur. Tanrı, peygamber, hurafeler ve dini düşüncenin kötüye kullanımı konusunda eleştirel bakış açıları ortaya koyan Spinoza’ya göre her türlü hurafelere eğilimli olanlar dünya nimetlerini en ölçüsüzce arzu edenlerdir. Hurafelerin kitleleri yönetmenin en iyi yolu olduğunu ve çok sık din kisvesine büründüğünü vurgular. Kutsal metinleri, iktidarlarını pekiştirmek ve insanlar üzerinde hakimiyetlerini artırmak için kullanan dini otoriteleri sert bir dille suçlar: “Dini, kutsal ruhun öğretilerine riayet etmektense insan icadı şeylerin savunulması haline getiren hatta insanlar arasında sevgiyi değil, ateşli bir Tanrı sevgisi kisvesi altında kavgayı ve nefretin en zalimini yaymakta kullanan, ancak küstah bir hırs olabilir.”

Lenoir, kitabının ikinci bölümünde Spinoza’nın beş bölümden oluşan Etika kitabının planını takip ederek kilit mefhumları açıklayarak, kendisine parlak gelen önermeler yardımıyla onlardan ne gibi hayat dersleri çıkarabileceğimizi ortaya koymaya çalışır.

Tanrının doğasını ve özelliklerinin tartışıldığı birinci bölümde Spinoza; Tanrı derken mutlak anlamda sonsuz varlığı yani her biri kendisinin ezeli-edebi ve sonsuz özünü ifade eden sonsuz sıfatlardan oluşan bir tözü kasteder. Tanrıyı bir töz olarak tanımlarken hem tanımı hem de varoluşu itibariyle kendine yeten bir varlığı kastetmektedir. Bu özerk, yani eşsiz varlık aynı zamanda sonsuzdur. Gerçekliğin tamamını kucaklar. Hiç bir şey onun dışında var olamaz. Burada Lenoir, Spinoza’nın Tanrı doğa eşleştirmesi vurgusunun yanlış yorumlandığını belirtir. Yani Spinoza’nın ateist bakış açısına sahip olduğuna dair yorumları eleştirir. Ancak kitabın sonunda Spinoza konusunda uzman

olan Robert Misrahi’nin bu konudaki son derece zarif ve gerçekçi eleştirisinin (Lenoir’in cevabı da zerafet dolu) yanı sıra pek çok Spinoza yorumcusunun görüşleri bunun aksini söylemektedir.

İkinci bölümde, Tanrı’dan insana geçilir. Spinoza bu bölümde; bilginin imkanı, varlığın gücü, duyguların doğası konularını mercek altına alır. “Her şey var olma gücü uyarınca varlığını sürdürmeye gayret eder. Doğamızla uyumlu olan karşılaşmalar kudretimizi artırır, uyumlu olmayanlar ise azaltır.” Spinoza, kudretin azalmasını keder, çoğalmasını ise sevinç olarak niteler. Yani sevinç daha eksik bir halden daha eksiksiz bir hale geçmek, keder ise eksilmedir. Buradan Spinoza etiğinin hedefine geliyoruz: “Akıl sayesinde hayatını kederi azaltacak sevinci ise ebedi saadete ulaşana dek artıracak şekilde düzenlemek.”

Üçüncü bölüm; hisler, duygular üzerinedir. Spinoza’ya göre her duygu arzunun bir ifadesidir. Eyleme gücümüzü artıranlar sevincin, azaltanlar ise kederin kipi olur. Dalga geçmek, yargılamak, şikayet etmek, tiksinmek yerine onları doğanın değişmez yasalarına dayanarak çözmeye, nedenlerini anlamaya çalışmalıyız.” Spinoza bu yüzden insan davranışlarını yargılamama çağrısında bulunur. Çünkü insanları harekete geçiren derindeki nedenleri anlamadıkça davranışları da anlayamayız. Spinoza bizi, insan davranışlarını yargılamayacağımız bir insanlık modeli inşa etmek yerine, insanı olduğu gibi kabul etmeye ve davranışlarını sadece bunları güdüleyen derin nedenler uyarınca yargılamaya davet eder.

Dördüncü bölümde; Spinoza’nın kilit kavramlarından olan “conatus” kavramı çerçevesinde arzu, irade ve özgürlük konuları analiz edilir. Conatus, var oluşumuzu sürdürüp büyütmek için sarf ettiğimiz gayrettir. İrade de, arzu da bu yolla açıklanır. Sadece zihne atfedildiğinde bu gayret “irade” adını alır. Hem bedene hem de zihne atfedildiğinde Spinoza buna “iştah” der ve “arzu” denen şeyin de kendinin bilincinde olan iştahtan ibaret olduğunu belirtir.

Arzu insanın özüdür. Doğası conatus vasıtasıyla onu sürekli arzulamaya iter. Lenoir’in vurgusuyla; her arzu, sevinç arayışı yani yaşama gücümüzü artırma arayışıdır. Keder ise varlık gücümüzdeki azalmayı ifade eder. Doğamızla uyuşmayan kötü bir karşılaşmadan veya tutkudan yani kontrolümüz dışındaki bir dış nedenin etkisindeki kötü yönlenmiş karanlık bir arzudan doğar. Çoğunlukla bize edilgen geçici sevinçler ve hatta kederler getiren tutkularımızın hakimiyetinde yaşarız. Spinoza’nın önerdiği yol; yaşama gücümüze, arzularımıza, duygularımıza yaslanmak ve onları aklın muhakeme gücüyle destekleyerek, kusurlu ve uygun olmayan fikirler yerine gerçek bilgiyi geçirmektir.

Beşinci bölüm; iyilik kötülük meselesine odaklanır. Spinoza, bu konuda Platon’dan beri devam eden felsefe geleneğinden kopuş göstermiştir. “Bir şeyi iyi olduğu için arzu ettiğimiz” fikrini öne süren idealist felsefe geleneğinin aksine “arzu ettiğimiz şeye iyi deriz” anlayışını gündeme getirmiştir. Spinoza’ya göre aşkın ve evrensel bir iyilik, kötülük yoktur. Varlığımızı korumamıza yarayan, bize yararlı ya da zararlı gelen, başka bir deyişle eyleme kudretimizi artıran veya azaltan şeylere iyi veya kötü deriz. Hem kendimiz için iyi olanı yapmanın, hem de başkalarına yararlı olmanın yolu ahlaki veya dini talimatlara usulca boyun eğmekten değil, aklın kılavuzluğunda kendi gücümüzü artırmaktan geçer. Aklın kılavuzluğunda yaşamak aynı zamanda insan özgürlüğünü de sağlayacaktır. Özgürüz, çünkü akıl sayesinde dış nedenlerin etkisi altında değil, kendi doğamızdan yola çıkarak hareket ederiz. Spinoza özgürlüğü, bir yandan zorunluluğun kavranması, öte yandan insanın kendini tutkulardan kurtarması olarak tanımlar.

Frederic Lenoir, “Spinoza Mucizesi” kitabında Spinoza’nın bütün yapıtlarında yer alan önemli kavramlara dikkat çekiyor ve onun temel kitabı “Etika” üzerine ayrıntılı değinilerde bulunuyor. Lenoir’in akıcı, sade anlatımı ve Aslı Sümer’in güzel çevirisiyle Spinoza felsefesinin ana hatları ile gözden geçirildiği kitap Spinoza’yla iyi karşılaşma niteliğinde bir izlek sunuyor.

Künye: Spinoza Mucizesi, Frederic Lenoir, Çev. Aslı Sümer, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2021, 140 Sayfa.