Neoliberal politikaların bilinçaltına dair bir öykü

Neoliberalizm bizlere “distopyası olmayan” fakat ütopyalar kurmamıza da izin vermeyen, üretimin devamı için tüm duygu hallerinin hiç edilip sürekli mutluluk ve heyecan talep edem bir toplum modeli tarifliyor. Belki de bu nedenledir ki acı çeken toplumlar; acıyı duyumsamakta ve buraya cevap üretmekte narkoz etkisinde kalmış bir şekilde atıl kalıyor.



22-12-2019 00:01

Dilan Ayyıldız

İnsanın hafızası unutmaya dayalı bir anlatıya sahiptir. Hatta öyledir ki neyi unuttuğumuzu bilmenin mümkünlüğünden de çoğu zaman söz edemeyiz. Çünkü beynimiz deneyimlediğimiz süreçleri filtre ederek bunların sadece bir kısmının hatırlanabilir kalmasına izin vermektedir. Hal böyleyken bilinçli bilginin kendisine getirilen büyük bir sınırlılık söz konusudur.

Peki unutulan bu anlatının devamı nereye akar gider? Freud bu soruya 19. Yüzyılın ortalarında “bilinçaltı” kavramıyla cevap üretmiştir. Deneyimlediğimizi hatırlamadığımız bilginin depo alanıdır bilinçaltı. Fakat tüm bu bilgiler öyledir ki; bizim farkında olmaksızın tüm karar süreçlerimizi, tüketim alışkanlıklarımızı ve daha birçok şeyi etkilemektedir. Byung-Chul Han, Psikopolitika kitabında deneyimlediğimizin farkında bile olmadığımız bu bilgi yığınının bizzat bizler tarafından gönüllü olarak neoliberal politikaların nasıl kucağına bırakıldığını ve neoliberalizmin iktidarını nasıl şekillendirdiğini tartışmaya açıyor.

Bütünsel olarak değerlendirildiğinde neoliberalizmin kendinden önce gelen politikalardan farklı olarak kısıtlamak, zapturapt altına almak ve baskılamak yerine özgürleştirmek, serbest bırakmak ve haz almaya dayalı bir politika olduğunu keşfetmeye başlıyoruz. Tam bu noktada aslında neoliberalizmin özgürlüğü ve haz alma kavramlarını birer baskılama aracı olarak şekillendirdiğini görüyoruz. Kitapta “dijital panoptikon” olarak kavramsallaştırılan, kişinin her şeyi yapabilme ehliyetini eline aldığı ve bunu yaparken kendine dair kendinin bile farkında olmadığı tüm  bilgileri, verileri herkesin kullanımına açtığı ve böylelikle uygulanan politikaların bir kıskaç gibi kişiyi içine hapsettiği bir model tarifi görüyoruz. Bu dijital panoptikonlar içerisinde kimse sizi durdurmaya kalkmaz, hareket alanınızı engellemez ve acıya yer yoktur. Tam tersine olumlamak üzerine kurulu bu dünyada hoyratça tüm benliğinizi ortaya koyarsınız. Ve öyledir ki tüm benliğinizi ortaya koyma özgürlüğü, sizin unuttuklarınızın dahi başkaları tarafından hatırlanıyor oluşu özgürlükten belki daha değerlisini, özgür iradeyi ve bilinçaltınızın taleplerini elinizden alıyor.

Yeni iktidar teknikleri artık görünen ile değil görünmeyenin anlattıklarıyla var oluşunu inşa ediyor. Bu noktada yazarın Foucault’nun biyopolitikasına da eleştiriler yönelttiğini görüyoruz. Biyopolitikanın, yani fiziksel dünyanın, bedeni ele geçirme gayesinin geride kaldığı bunun yerine artık ruhun, bilinmeyenlerin yani psikopolitikanın önem kazandığı bir görüşün yerleştiğini anlıyor ve kavrıyoruz. Bu süreçte kişilerin duyguların silikleştiği, heyecanın duygulanmak ile eşdeğer görüldüğü bir insan perspektifi çıkıyor karşımıza. “Heyecanlanmayan insan; duygulanmayan, duygusu olmayan insandır” mottosu iktidar modelinin başat unsuru haline geliyor.

Neoliberalizm bizlere “distopyası olmayan” fakat ütopyalar kurmamıza da izin vermeyen, üretimin devamı için tüm duygu hallerinin hiç edilip sürekli mutluluk ve heyecan talep edem bir toplum modeli tarifliyor. Belki de bu nedenledir ki acı çeken toplumlar; acıyı duyumsamakta ve buraya cevap üretmekte narkoz etkisinde kalmış bir şekilde atıl kalıyor. Fakat en büyük handikap da tam olarak burada başlıyor olsa gerek. Yazarın bu iktidar tekniklerinin alt edilişine dair umutsuzluğunu görsek de biz bugün biliyoruz ki acıyı duyumsayanlar hala var. Ne kapitalizmin yarattığı heyecanlar ne de zahiri mutluluklar acıyı duyumsamamız önünde engel teşkil ediyor. Kapitalizmin kendisinin var ettiği ama unutmamızı istediği acılarımız, yine kapitalizmin yarattığı heyecanlardan çok daha büyük. Çünkü bugünlerde dünyanın dört bir yanında ayaklanan halklara, sokak direnişlerine şahit olduğumuz günlerden geçiyoruz. Önerilen kabullenişe bugün itiraz sesleri yükselmeye başladı bile. Narkozun dozu ne kadar yüksek olursa olsun artık bu narkoz acıyı dindirmeye de unutturmaya da yetmiyor. Tüm bu politikalar sadece gelecek olmakta olanı geciktiriyor. Öyleyse acımız isyan olsun…

KÜNYE: Psipolitika,Byung-Chul Han, Çev. Haluk Barışcan, Metis Kitap, 2019, 104 Sayfa.