Nafaka bir mağduriyet mi?: Avukatlar manipülasyonu anlattı

İleri Haber'e konuşan avukatlar, kendilerini "Nafaka Mağduru Erkekler" olarak tanımlayan grubun iddialarını çürüttü. Avukatlar, nafakanın süresiz olduğu algısının bilinçli olduğunun altını çizerken, tartışmalarının esas nedeninin kadınların kazanılmış haklarına yönelik olduğunun altını çizdi.



24-05-2019 08:54

Nazlı Eda Piyade

Bir süredir kamuoyunu meşgul eden, İYİ Parti'nin yasa teklifiyle yeniden gündeme gelen "süresiz nafaka" tartışmalarını avukatlara sorduk. 

İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Avukat Şükran Eyüpoğlu, İlerici Kadınlar Meclisi üyesi Avukat Yelda Koçak ve Avukat Selin Nakıpoğlu, önce inisiyatif olarak kurulan daha sonra dernekleşen ve kadınların nafaka hakkının elinden alınması için çeşitli manipülasyonlar yaratan " Nafaka Mağduru Erkekler" toplamının iddialarını değerlendirdi. Avukatlar nafaka hakkı üzerinde başlatılan tartışmanın, esasında kadının kazanılmış haklarına yönelik bir saldırı olduğunun altını çizerken,"Tüm bu saldırıların temelinde kadın-erkek eşitliğini ortadan kaldırmak yatıyor" yorumunda bulundu.

Avukatlar, kendilerini nafaka mağduru olarak tanıtan erkeklerin iddialarının aksine nafakanın süresiz olmadığını, nafaka alacaklısının maddi durumunda bir düzelme olduğunda karşı tarafın dava açarak nafakayı ortadan kaldıracağını belirtti.

Öncelikle kamuoyunda "yoksulluk nafakası" olarak bilinen nafakanın şartları nelerdir bunu konuşarak başlayabiliriz. Kendilerinin "nafaka mağduru" olduğunu iddia eden bir grup erkeğin iddiaları, "yoksulluk nafakasının" sonsuz/ süresiz olmasından doğan bir mağduriyet olduğu yönünde. Nafakanın süresiz olmadığına yönelik çeşitli açıklamalar yapıldı fakat bu dezenformasyon inatla yayılmaya devam ediyor. Sizce neden? Yani tam olarak neye dayanıyor 'süresiz' olduğu iddiası?

Şükran Eroğlu: "Yoksulluk nafakası" Medeni Kanun'un 175. Maddesi'nde düzenlenmiştir. Bu maddede, "Boşanan taraflardan biri, diğer taraftan daha az kusurlu olması halinde süresiz nafaka talep edebilir" denilir. 

Yani yasada, mutlak suretle 'süresiz nafaka' verilmesi üzerine bir düzenleme yapılmamıştır. Daha sonrasındaysa Anayasa Mahkemesi, bu maddenin sosyal devlet ilkesiyle bağdaşması gerektiğini, kadının boşanmakla maddi zorluğa düşebildiğini öngörerek nafakanın süresiz olmasına karar vermiş, Yargıtay'da buna dair içtihatlar oluşturulmuştur. Kamuoyunda nafaka tartışmalarının, "süresiz nafaka" olarak geçmesinin nedeni budur.
Fakat yine yasal düzenlemelerde, süresiz nafakanın da koşulları belirlenmiştir. Eğer nafaka alacaklısı; ölürse, evlenirse, evlenmeden bir başkasıyla birlikte yaşamaya devam ederse, maddi durumunda bir değişiklik olursa (gelir durumunun değişmesi, iş bulması, miras kalması vb.) nafaka borçlusu dava açarak nafakanın kaldırılmasını ya da azaltılmasını talep edebilir.

Öte yandan, mahkeme tüm nafakanın bir defada toptan ödenmesine de karar verebilir. Yani kanun aslında birçok hak ve yetki tanıyor. Bunları kullanmak yerine nafakanın tamamının kaldırılması talep ediliyor.

176. maddede hangi koşullarda verileceği düzenliyor. "Hayasızca yaşam tarzı" deniyor. Hakimin yorumu eril. O maddeyi koyarken o maddenin ataerkinin kadının bedenini denetleyici bir bakışla karar verileceğini görüyorsun.

Selin Nakipoğlu: Nafaka düzenlemesinin yapıldığı 176. maddede "hayasızca yaşam tarzı" gibi bir ifade geçiyor. Bu ifade ile kadınların nafaka hakkı ellerinden alınabiliyor. O madde, ataerkinin kadın bedenini denetleyici yaklaşımı, hakimin eril yorumu bilinerek ekleniyor. 

'AFAKİ SÖYLEMLERİNE KARŞILIK YANITLARIMIZIN HEPSİ SOMUT BİR KARARA DAYANIYOR'

Bir diğer başlık, 'yoksulluğa düşecek taraf' zaten Yüksek Mahkeme'nin içtihatlarıyla ortaya çıkıyor. Hukuk Genel Kurulu'nun 1998 senesinde aldığı kararda, "Yeme, giyinme, kültür-sanat, zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayamayacak olanların" yoksul kabul edilmesi hüküm altına alınıyor. Yani aslında, önce inisiyatif olan daha sonra  "Nafaka Kaldırılsın Derneği" adı altında konuşanların afaki söylemlerine karşı bizim söylediğimiz her şey bir somut karara dayanıyor.

'YOKSULLUĞA DÜŞEN TARAF NEDEN KADINLAR? DİYE SORULMASI GEREKİYOR'

Burada, neden kadınların boşanmayla yoksulluğa düştüğüne bakılması gerekiyor. "Yoksulluğa düşen taraf neden kadınlar" sorusuyla birlikte toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin irdelenmesi gerekiyor. Fakat bu dernek bu sorulara yanıt veremiyor.
Ülkemizde neden kadınlar boşanmayla yksulluğa düşüyor buna bakılması gerekiyor. Burada bahsedilen nafaka 200-300 lira. O para bile benim kadın müvekkilim için çok önemli hali geliyor. Bu ülkenin gerçekliğini görmüyor mu?

'ÇALIŞTIRILMAYAN, ERKEN YAŞTA EVLENDİRİLEN, YOKSULLAŞTIRILAN TARAF KADINLAR'

Devam ettirilen bir başka dezenformasyon ise nafakanın koşulsuz olarak kadına verildiği yönünde. Kadınlar hangi koşullarda nafaka alıyor? Nafaka düzenlemesi nasıl ilerliyor?

Yelda Koçak: Az önce de bahsettiğimiz gibi aslında kanunun dili nafaka konusunda kadın ve erkeğe eşitlikçi bir dil kullanmış, yani kanunda mutlaka kadının alacağı söylenmiyor. Ancak nesnel durum, ülkenin toplumsal yapısı çok yüksek oranda kadınların nafaka aldığını ortaya koyuyor. Neden kadınlar nafaka alıyor? Çünkü erken yaşta evlendirilen, okutulmayan,  çalıştırılmayan taraf kadınlar. Ülkenin yoksul toplamı kadınlar. Doğal olarak boşanmayla yoksullaşan taraf kadınlar oluyor.
Bakın bu dezenformasyonu yaratanların çok büyük çoğunluğu, evlilik içerisinde kadınların çalışmasına izin vermeyen, çalışsa bile gelirine el koyan, kız çocuklarını okutmayan, okuldan alıp evlendiren toplam. Bu toplam şimdi de arsızca kalkıp kadınlara yoksulluk nafakası bağlanıyor diyor. Niye kadınlara? Sen yoksul olsan sana da bağlanır. 
Mahkeme kararlarına bakalım, kadının durumu daha iyiyse kadın da erkeğe nafaka ödüyor. Fakat bu örnekler o kadar az ki. Ülkemizdeki toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ekonomik yansıması o kadar derin bir uçurum ki...
Sanki sadece kadınlar alıyormuş gibi davrananlar aslında kendi kusurlarından fayda elde etmeye çalışıyor. 

Eroğlu: TÜİK'in verileri de bunları destekliyor. Çalıştırılmayan, ekonomik yönden  güçsüz bırakılan, çocuğa bakan taraf hep kadın. Ayrıca boşanınca da çocuk kadına veriliyor. Şimdi, çocuklu bir kadının, belli bir yaştan sonra, hem de daha önce hiç çalışmamışsa iş bulması da çok zor. Zaten işverenler, bir kadro için erkek söz konusuysa kadını değil erkeği tercih ediyor. Bu kadın nasıl devam edecek hayatına?

'ÜNLÜLERİN ALDIĞI NAFAKALARI MAHKEME HÜKMETMİYOR'

Bir yandan da sürekli ünlülerin aldığı nafaka miktarları örnek gösteriliyor, nafaka ödeyen tüm erkeklerin böyle yüksek miktarlar ödediği yönünde bir algı oluşturuluyor..

Eroğlu: Bu noktada önemli bir ayrım var. Sürekli örneklerini verdikleri ünlüler yani o yüksek miktarları alanlar anlaşarak boşandılar. Aldıkları nafaka miktarı, mahkemenin takdiri değil, kendilerinin anlaşarak hazırladığı bir sözleşmeyi mahkeme yalnızca onaylıyor. Adli Yardım Bürolarımıza başvuran kadınların boşanma davasında gördüğümüz en yüksek rakamsa 300 lira, yani mahkemenin hükmettiği en yüksek rakam.. Ve çoğunlukla bu rakamı bile tahsil edemiyoruz. Ama kadınlar, "Bu erkek bir daha karşıma çıkmasın, canıma kastetmesin, rahat bıraksın" diye nafaka borçlusunu icraya bile vermiyor.

Nakipoğlu: Maddi güçleri ölçüsünde yapılan bir protokolü, nasıl babasının okutmadığı, kocasının çalıştırmadığı kadını nasıl aynı kefeye koyuyorlar?
Koçak: Bunlara ek olarak, Türkiye'deki çok zengin insan sayısıyla, asgari ücretle ya da asgari ücretin en fazla 2-3 katıyla yaşamaya çalışan insan sayısına bakıldığında dezenformasyon ortaya çıkıyor. Nafaka aslında en çok emekçi kadınların, yoksul kadınların sorunu. Okutulmayan, dar gelirli, yoksul kadın sayısı çok daha fazla.
Öte yandan, eğer ülkemiz 6284 no'lu kanunun, tarafı olduğu İstanbul Sözleşmesi'nin yükümlülüklerini yerine getirip bir istatistik hazırlamış olsaydı, biz de kaç tane kadına hangi miktarda nafaka bağlandığını daha net ortaya koyardık ve bu 
manipülasyon da ortadan kalkardı.

Nakipoğlu: 2018 yılında, devlet ve Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ortak bir toplantı yaptı. Katılan STK'ların kadın haklarıyla hiçbir ilgisi olmadığı yalnızca muktedire yakın olduğu ortadayken, şu soruya da yanıt veremediler: "Hangi veriye dayanarak, hangi nafaka sayılarına bakarak 'nafaka mağduriyeti' sonucuna varıyorsunuz?"

Bir de kadınların istihdam sorununa çözüm olarak belediyelere bağlı İSMEK kurslarını öne sürülüyorlar. Kadınların mesleği yoksa, meslek edindirme kursları var deyip örnek olarak İSMEK'teki pastacılık, terzilik, ebru ustalığı gibi alanları gösteriyorlar...

'KADINLARIN HAKLARINI KORUYAN YASALARA SALDIRI, NAFAKA İLE BAŞLIYOR'

Aslında uzun bir süredir kadınların kazanılmış haklarına yönelik saldırıların söz konusu olduğunu biliyoruz. Bugün "nafaka düzenlemesi" olarak önümüze gelen bu değişikliğin devamı gelecek midir sizce?

Eroğlu: Çok uzun süredir çok bilinçli bir şekilde; 6284 no'lu kanunun aile yapısını bozduğu, yoksulluk nafakasının erkeklerin hayatını gasp ettiği, İstanbul Sözleşmesinin Türkiye yapısına uygun olmadığı gibi kampanyalar yürütülüyor.
Bunların hepsi kadının haklarını koruyan yasalar ve bu saldırılara nafaka ile başlanıyor. Çünkü, 'kutsal aile' diye bir kavram çıkardılar. Ne olursa olsun ailenin devam etirilmesi diye bir şey var. Bunların hepsi belli bir hedefe gitmek üzere kurgulanıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğini eğitimden, iş hayatına her alanda uygulamak zorunda olan hükümet, bunu müfredattan çıkarıyor. 
Devlet olarak imza atılan bir sözleşmenin tam aksi uygulanıyor. Bunların hepsi elde edilen hakların kaybedilmesi riskini barındırıyor.

Nakipoğlu: Medeni Kanun'la kazanılmış haklara saldırı devam edecektir. Buna nafaka ile başlandı. Çünkü ne zaman ki mesele erkeklerin cebine uzanıyor o aman sorun çıkıyor. Örneğin, "Edinilmiş mallara katılım" ile ilgili de bir değişiklik yapılacağı konuşuluyor. Halbuki bu hüküm yürürlüğe girerken de, Meclis tutanaklarındaki ifadeyle "Malları karılara mı yedireceğiz" diyerek tarih koydular. Yani ne zaman ki konu ceplerine uzanıyor o zaman sorun oluyor. 

Koçak: Bu saldırıların çıkış noktası, "Kadın erkek eşit değildir" yaklaşımı. Bu yaklaşımı, kanun altına almak için peyderpey değişiklikler yapılıyor. 
Medeni Kanun'a dair saldırılar, uluslararası sözleşmelerden imza çekmeler, 6284'ü uygulamaya yönelik dirençlerin kaynağı, kadın-erkek eşitliğinin ortadan kaldırılmasına yöneliktir.

Şunu da söylemek gerekiyor, tüm bu saldırıları yapanlar; "Kadın neden erkeğe bağlı yaşasın ki?" gibi bir yanılsama da yaratmaya çalışıyor. Her fırsatta "Kadınların en büyük kariyeri anneliktir" deyip kadınları istihdam alanının dışına iten bir hükümet varken kurulan bu söylem, karşı tarafın kadın düşmanlığına su taşıyan bir söylemdir.

Kadın örgütlerinin, İYİ Parti'nin teklifiyle yeniden gündeme getirilen nafaka düzenlemesinin şiddete maruz kalan, boşanmak isteyen kadınları daha zor durumda bırakacağına yönelik öngörülerini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eroğlu: Kadınların şiddete maruz kalmasına yönelik istatistiklere yansıyan rakam yüzde 39. Şikayet edilemeyen, fiziksel şiddetin yanı sıra psikolojik, ekonomik, sosyal ve cinsel şiddete maruz kalan kadınların çok daha yüksek oranda olduğunu da biliyoruz. 

İSVİÇRE ÖRNEĞİ

'Nafaka mağduriyeti' gibi iddiaları ortaya atanlar, "Medeni Kanun'u İsviçre'den aldık, orada da nafaka yok" gibi bir savunma yapmaya çalışıyor. İsviçre'de bir kadının okumaması, çalışmaması, çocuğuna bakılmaması mümkün değil. Orada kadın zaten nafakaya tenezzül etmiyor.

Koçak: Nafaka hakkının, devletin sosyal devlet yükümlülüklerini yerine getirmeden değiştirilmesi şiddet döngüsü içindeki evlilik içerisinde kadının tutulması anlamına gelir. Boşandıktan sonra nafaka hakkı da elinden alınan kadının, iş bulabilme imkanı yoki çocuğunu gönderebileceği ücretsiz bir kreş hakkı yok, boşanmış ya da şiddete maruz kalmış kadınların kamu kurumlarında/ büyük kurumlarda öncelikle işe alınmasını sağlayacak bir zorunluluk yok. 

Hali hazırda süren, aile obdusmanlığı, arabulucuk, karakola başvuran kadının geri gönderilmesi aslında muhafazakar aile yapısını korumaya dönük hamlelerken nafakanın kaldırılması da buraya hizmet edecek. 

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde neredeyse son sıralarda yer alan Türkiye'de, tam da bu eşitsizlikten kaynaklı olarak genellikle kadına verilen nafakaya yönelik saldırıların aksine bu eşitsizliği gidermek adına neler yapılmalıdır?

Eroğlu: Devlet, toplumsal cinsiyet eşitliğini hayata geçirmek zorundadır. Öncelikle kadınların siyasetteki temsiliyetinin sağlanması gerekir. Kadınların Meclis'teki temsiliyeti yüzde 18'lerde, yerellerde, belediyelerde ve kamu kuruluşlarında kadınlar yok denecek kadar az. 

Devletin bir kadın politikası olması gerekiyor. Fakat, devletin bir Kadın Bakanlığı yok. Aile ve Kadın Bakanlığı'nı dahi aldılar, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yaptılar, şimdi bir Aile, Sosyal Politikalar ve Çalışma Bakanlığı yaptılar. Dolasıyla kadın tamamen yok. 

Oysa sosyal devletin bütün gereklerinin bir an önce hayata geçirilmesi gerekir. Yardımlar, işgücüne katılım, kadınların öncelikli istihdamı, çocuklar için kreş ve eğitim imkanları gibi.. Yani devletin üzerine düşen görevleri yaparak başlamasından bahsedebiliriz.

'BU İKTİDAR KADINLARIN EŞİT YURTTAŞLIK HAKLARINA GÖZ DİKİYOR'

Koçak: Toplumsal cinsiyet eşitliğinin hayata geçmesi gerekiyor evet ama bunu sağlayabilmek için, ücretsiz, laik bilimsel eğitim sunan, kadınların istihdam oranını artırabilen bir hükümet gerekiyor. Yani bu saldırıların bu hükümet döneminde olması elbette tesadüf değildir. Bu iktidar haklarımızı gasp etmeye çalışıyor, çünkü bu iktidar, kadınların eşit yurttaşlık haklarına göz dikiyor. 

4+4+4 eğitime son verilmesi, ev içi emeğin kadınların omzundan alınması gerekirken, çocukların okula devam edip etmediğinin bile kaydının tutulmadığı kesintili eğitime devam ediliyor, ev içi emeğin yanı sıra yaşlı ve çocuk bakımını da kadınların omzuna yükleniyor ve bunun karşılığında sadaka gibi ufak bir miktar ödeniyor.
Altını çizmek gerekir, bu iktidar döneminde bakanından, milletvekiline, futbol federasyonundaki adama değin herkes kadın aleyhinde, kadını aşağılayan bir dille konuşuyor. Kadın düşmanı siyaset üreten bir hükümetle mücadele etmekle kadın hakları mücadelesi vermek bu noktada örtüşüyor.

Nakipoğlu: 2007 8 Mart'ında dönemin Başbakanı "En az 3 çocuk" dedi, sonra o söylem zamanla "5 çocuk" oldu, 2010 yılında Dolmabahçe'de kadın örgütleriyle yapılan bir toplantıda ise "Ben kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum" dedi. 

Bu laf bürokrasinin tüm işleyişinde domino etkisi yarattı. Tüm değişiklikleri, böyle böyle, alıştıra alıştıra yaptılar. Boşanma Komisyonu'nu bizim önümüze getirdiklerinde büyük bir tepki verdik şimdi peyderpey yapıyorlar. Kadınların kazanılmış haklarına göz dikmek, kadınlara büyük bir kötülüktür. 

ÜCRETSİZ EMEK SÖMÜRÜSÜ

Yapılacaklar konusunda kadınların maruz kaldığı ekonomik hak ihlallerinin de üstünden geçmek gerekir. Dünyadaki fakirlik oranını araştıran bir şirketin yaptığı araştırmaya göre, Küresel Eşitsizlik Raporu'nun Türkiye sayfasında erkekler kadınlardan yüzde 50 daha fazla servete sahip olduğu, küresel ölçekte kadınların erkeklerden yüzde 23 daha az kazandığı ortaya kondu. Yine aynı araştırmaya göre, tüm dünyada ücretsiz ev emeği tek bir şirket bu şirket tarafından yapılıyor olsaydı bu şirketin yıllık cirosu 10 trilyon dolar olacaktı. Bu rakam, Apple'ın yıllık cirosunun 43 katına denk geliyor. Ücretsiz emeğin piyasa değeri bu ve bu yüzden kadınları evde tutmak istiyorlar.