Naciye Babalık yazdı | Mustafa Sarıbaş için... O bir sıra neferiydi



27-08-2021 09:01

Naciye Babalık

Başladı işe
Bitirdi işi...
Başlarken avaz avaz bağırmadı.
Bitirdi ve:
— Gelin seyredin, diye
dört yanı çağırmadı.
O milyonların milyonda biridir.
O bir sıra neferidir.
Damarlarındaki bilmem hangi soyun kanı değil.
O bir yarış hayvanı değil.
Yüzü herkesin yüzüne benzer.
Su içer ağzıyla
ayaklarıyla gezer...
Onun için; başlıyan, biten, başlıyan iş var,
sorgu soruş yok...
Gidiş var.
Duruş yok...
O milyonların milyonda biridir.
O bir sıra neferidir...

İşte Mustafa Sarıbaş yoldaş, tam da Nazım’ın şiirinde resmettiği gibi bir sıra neferi’dir. Örgütlü yaşama gençlik yıllarında sol hareketle DEV-GENÇ içerisinde başlar. 1967 yılında üniversiteyi terk ederek Malatya’da gençlik örgütlenmesine girer ve öğretmen okulu çıkışlı olduğu için öğretmenliğe başlar. 15 yaşından itibaren işçi sınıfının, emekten yana savaşımında aktif olarak yer alır. TÖS, TÖB-DER öğretmen örgütlerinde hem bir militan hem de yönetici olarak çalışırken 1975 yılında depo tayini yöntemiyle İstanbul’a sürgün edilir.   

Bu arada, İstanbul’a gelmeden önce çalıştığı köyde aynı köyden 70 yaşlarında parti üyesi demirci Halil ile tanışır. Sivas cam atölyesinde ve daha öncede İstanbul’da demir yollarında çalışmış, emektar bir komünisttir. Onunla dostluğu süresince Türkiye Komünist Partisi’nin Bizim Radyo üzerinden yayınına ulaşır ve radyoyu izlemeye başlar. Atılım gazetesiyle de tanışır.      

TALİP ÖZTÜRK İLE TANIŞMA

İstanbul’da ilk gittiği yer Aksaray’daki öğretmen örgütü TÖB-DER’dir. İlk tanıştığı kişi Talip Öztürk’tür. Şimdi bu tanışma kısmını sevgili Mustafa yoldaştan dinleyelim: 

"Yeni geldiğimi anlamış olduğundan yanıma geldi. Güzel bıyıklarıyla güzel bir selam verdi tanıştık. Hiç siyasetten bahsetmedi. Kendi siyasal düşüncesinden bahsetmedi. Daha sonra okulum belli oldu. Eyüp’te bir okula tayınım çıktı. Şair Abdulkadir Bulut ile ayni okulda çalıştık. İşte o süreç içerisinde TÖB-DER’e gelip gittikçe Talip Öztürk ile ilişkilerimiz daha da sıkılaştı."

Bir gün yine Aksaray TÖB-DER’de Erhan isimli bir arkadaşı ve Talip Öztürk ile oturup sohbet ettikleri bir sırada Mustafa yoldaş, "Talip Öztürk’e Birlik Dayanışma hareketinden arkadaşlar var mı?" biçiminde bir soru yöneltir. Talip Öztürk bıyığının altından her zamanki o güzel muzip gülüşüyle, "ilk tanıştığın insanla başlayabilirsin" deyince çok duygulanır. "Tabii benim içimde daha böyle sıcak. Çünkü o insan yaklaşımı, o ilk günkü insan yaklaşımı, hiç unutamamıştım ben. Ondan sonra dostluğumuz başladı bizim. Arada bir oturur bire bir sohbet ederdik. Parti bağlamında Talip ile hiç ilişkim olmadı."

Mustafa yoldaş, bu büyük ustayı daha yakından gözlemleme olanağını bulmuştur. [Derneğe yeni gelen tüm öğretmenleri tarardı.  Mutlaka onlarla, benle olduğu gibi iletişim kurardı. Zaman içerisinde diri, canlı, görevini ihmal etmeyen kişiliği ile ideolojisini özdeşleştirmiş bir insan olarak Talip’i tanıdım. Başka TKP'li arkadaşlarda Birlik Dayanışma hareketi içerisinde vardı. Ama Talip Öztürk’ün hani derler ya Anadolu'da ‘adam da şeytan tüyü var’ öyle bir kişiydi. Gelen insanlar Talip Öztürk’le sohbetten haz alırlardı. Hatta diğer farklı düşünceden insanlar Talip Öztürk’le sohbet ederlerdi. Ama o onlarla asla ideolojik tartışmalara girmezdi. O insanlarla ilişkilerini insani düzeyde kurardı. Çok önemli bir şeydi insan örgütlenmesinde. Ben ondan çok önemli bir şey öğrendim. Hayatım boyunca da uyguladım. Hiçbir insanı ötelemedim. Hiçbir insana sert davranmamaya çalıştım. Bu en güzel yöntemiydi onun. İnsan kazanmanın, insanlara güven vermenin en güzel yönü. Talip’in şu sözünü hiç unutmam: 'Her insanın içinde iyi bir yan vardır. Önemli olan iyi yanı bulup çıkarmaktır.']

Mustafa yoldaş, yıllarca süren devrimci savaşım içinden gelmiş bir insandır, ama partili değildir ve partili olmak için büyük bir çaba içinde savaşıma katılmaktadır. Sivas’ta çalıştığı köydeki demirci Halil Hoca "gidersen İstanbul’a sen kısa sürede partili olursun" demiş, referans vermiştir. Bilen dönemidir ve daha sonra Alibeyköy, Eyüp, Bayrampaşa, Gaziosmanpaşa yörelerinde çalışmalara katılır. Sürekli kendini Talip Öztürk ile özleştirmektedir. [Tabii o benim hocamdı ama demek ki çok şey öğrenmişim. Bende insanlarla çok güzel ilişki kurar, kopartmam. O insanın yapısına uygun davranırım. Ama bunu yaparken de asla kendi ideolojimi onunla olan ilişkime, ilişkimi de onun kuyruğuna takmam. Öyle bir yapım var. İlişkimi kurar, arkadaş düzeyine getirmeye çalışırım. Bu da Talip Öztürk’ün büyük meziyetlerinden biriydi. Çok konuşmazdı. Genellikle karşısındakini dinler ne diyecekse sona doğru bırakırdı. Vurucu ve etkili konuşması ile karşısındakinin güvenini kazanırdı. Karşısındakini ikna ederken onun düşüncelerini sabırla dinler. Ona değer verir sonra kendisi dayatmacı değil düşüncelerini çok yumuşak bir dille ifade ederdi.]

Son olarak Talip Öztürk’ün katledildiği gün Aksaray TÖB-DER binasında birliktedirler. Saat 11.30 gibi okullarına gitmek üzere çıkarlar. Fatih’teki itfaiye durağına kadar yürürler. Talip Öztürk, Ahmet Rasim’deki okuluna yürüyerek gitmektedir. Mustafa yoldaş, Alibeyköy Orta Okulu üçüncü sınıfının fen bilgisi dersine yetişecektir. Minibüse biner. Biraz geç kalmıştır ve derse girer girmez nöbetçi öğrenci sınıfa gelerek, müdür beyin kendisini çağırdığını söyler. Müdür Mustafa Bildik rengi atmış bir durumda ve arkadaşları da oradadır. Mustafa yoldaşın, "İki dakika falan geç kaldım derse, TÖB-DER’ de Talip ile beraberdim" açıklamasına yanıt verilmeyince, bu acılı sessizlik karşısında, "Bir şey mi oldu?" diye sorar. Müdür yutkunarak, "Talip Öztürk’ü vurmuşlar!" deyince dünyası yıkılmıştır. Önceden de arkadaşları vurulmuştur, ama Talip, yarım saat hatta yirmi dakika önce birlikte olduğu insan, artık yoktur!

Mustafa yoldaş can evinden vurulmuştu. Bu yiğit insan, bu babayiğit, bu dünya komünist hareketi ve Türkiye Komünist Partisi'nin değerli varlığı, Türkiye Öğretmen hareketinin yaratıcı militanı, Birlik ve Dayanışma Öğretmen hareketinin kurucusu, Dünya Barış Derneği'nin Türkiye'deki sevgi ve barış güvercinine nasıl kıymışlardı!!! Kandan beslenen yaratıklardan onu koruyamamışlardı. Partisini suçladı ve yıllarca bu ezikliği bu acıyı yaşadı. Kalbinin derinliklerindeki bu acıyla örgütlü mücadeleye karar verildiğinde yoldaşlarıyla birlikte en önde yerini aldı. Bir taraftan da sevgili yoldaşının gerçek dostları arasında her yıl onun kabri başındaki anma toplantılarına katılarak ve özlem içinde seslendi. En çok onlarla mutluydu ve son yolculuğuna kadar ilişkilerini sürdürdü. Bu koca yürekli adamın yaralı kalbi ise bu maraton koşusuna dayanamıyor, sık sık onu uyarıyordu. Son yıllarda bu babayiğit güzel insan birkaç defa kalp ameliyatı için yüzündeki güzel gülümsemesiyle kendini değerli doktor yoldaşının ellerine bıraktı. Her defasında ölümü yenerek aynı gülümseme ve inancıyla ayağa kalktı. Bu son uyarıyı da bu badireyi de yener diye umutla inanarak bekleyen yaşamının değerli kadınına, sevgili çocuklarına ve eskimeyen, yıpranmamış bir bağlılıkla onu bekleyen gerçek yoldaşlarına bu defa sıcak tebessümüyle veda ederek yıldızlar dünyasında kendisini bekleyen Deniz yoldaş ile Orhan Tok yoldaşın yanına katıldı.

Silin gözyaşlarınızı ölümü unutun

Yiten mi var acınalım

Bir yıldız daha çoğaldı gökyüzü

Bir soluk daha derinleşti rüzgâr

Yer altında güller bir başka kokar.

Menekşeler bir başka beyazdır toprağında...

*Deniz, Mustafa Hayrullahoğlu yoldaşın parti adıdır.

**Orhan Tok, Talip Öztürk yoldaşın parti adıdır

***Şiir dizeleri, 16 Kasım 1987 yılında Mustafa Hayrullahoğlu yoldaş için parti üyesi Ahmet Ümit yoldaşın yazdığı "Deniz'i Anımsamak" şiirinden alınmıştır.