Mustafa Çevikdoğan’la sokaktaki çığlıktan öykülere

Mustafa Çevikdoğan’la sokaktaki çığlıktan öykülere

“Çevikdoğan bunun aksine gerçek, doğru ve iyi taklidi yapanları ifşa ediyor sanki. -mış gibi yapılmasına bir genel itiraz tüm öykülerde kendini hissettiriyor. Okuru yıpratmıyor, sosyal mesaja zorlamıyor; iyi budur, kötü budur, doğru budur demiyor.”

Şilan Geçgel

Vakti zamanında yazar Mustafa Çevikdoğan’ın ilk öykü kitabı olan Temiz Kâğıdı’nı böyle kayda düşmüşüz İleri Kitap’ta. Yazar, -mış gibi yapmayan karakterleriyle tekrar aramızda.

Mustafa Çevikdoğan’la ikinci öykü kitabı Geçecek Zaman üzerine söyleştik.

Temiz Kâğıdı’ndan sonra Geçecek Zaman isimli öykü kitabınızla tanıdık sizi. Her iki kitabınızda da birbirinden güzel birçok öykü yer alıyor. Kitabınızın sonunda Geçecek Zaman’daki öykülerin nerede, nasıl yazıldığına dair kimi bilgileri paylaşıyorsunuz okurla. Ancak yine de sormak isterim; nasıl ve nerede yazıldı bu güzel öyküler, kitaplaşma süreci nasıl gelişti?

Teşekkür ederim. Kitap için bir takvim yapmadım. Öyküler kafamda başıyla sonuyla tamamlanmadan harekete geçmiyorum. Bu da bazen yıllar alıyor. Şüphesiz yazarken de değişiklikler, eklemeler oluyor ama kervan yolda düzülür mantığıyla hareket etmiyorum. Yola çıkmadan önce kervanın tüm konaklarını, olası kayıplarını, kazançlarını ve hedeflerini belirlemiş oluyorum. Bu aşamayı geçen metinlerin bir bütün olabileceğini gördüğümde de kitap haline getiriyorum. Bütünden çok, bütünü oluşturan öyküleri önemsiyorum. Her öykünün kendini savunabilmesi lazım. Hiçbiri, diğerinin kredisiyle kitaba girmemeli. Herhangi bir beklentim olmadığı için şu zaman mutlaka kitap çıkarmalıyım diye bir düşüncem de yok. Hepsi zamanı geldiğinde oluyor bir şekilde.

 

Genellikle öykü kitapları, isimlerini, kitapta yer alan öykülerin isimlerinden alıyor. Ancak Geçecek Zaman’da, bu isimde bir öykü yok. Kitabın ismi neden Geçecek Zaman oldu?

Temiz Kâğıdı da böyleydi. Güzel bir ifade bulduğumda öykünün, kitabın isminde kullanmakta beis görmüyorum. Hatta bazen çok iyi bir söz grubu yakalayıp keşke bu isimde bir öykü yazsam dediğim oluyor. “Geçecek Zaman” ismi de yıllar önce notlarıma eklediğim bir ifade. Başka bir sebeple notları karıştırırken karşıma çıktı, çok hoşuma gitti. Dosyadaki öykülerin de ortaklaştığı bir isim olabileceğini düşündüm ve bunu koydum. Zamanla da toplam için ne kadar iyi bir özet olduğuna inanmaya başladım.

 Öykülerinizi okuduğumda, aslında sıradan olan her şeye bir itirazınız olduğu hissine kapıldım. Sahaftan alınan bir kitabın içindeki notu okuyup geçmek; âşık olunan kadının karanlıktaki evini ardımızda bırakıp şehrin ışıklarına karışmak veya üzümü ye bağını sorma diyerek elimize gelen bulmaca şifrelerini kenara atmak mümkünken bizim Geçecek Zaman karakterlerimiz gündelik hayatın sıradanlığına bir itiraz halinde sanki? Yoksa Geçecek Zaman’ın karakterleri huzursuzluktan mı beslendi?

Bazen bir tweet, bir Tiktok videosu, bir sokak röportajı yüzlerce sayfalık araştırmalardan daha etkili olabiliyor. Bu sorunuza da sokaktan bir amcanın söylediği bir cümleyle cevap vereceğim: “Bizi her şey sinirlendirir çünkü paramız yok.”

Karakterler bir şeylere itiraz ediyor çünkü ben itiraz ediyorum, çevremdeki herkes itiraz ediyor. İtirazı olmayan yazmasın zaten. Her ne kadar yazarlar sıradan insanı anlattıklarını söylemeyi sevseler de öyküye, romana kahraman olmuş bir karakter artık sıradan olamaz. Benimkiler bunu baştan kabul ettiler. Tabii ki rutinin içinden sıyrılmak isteyen insanları anlatıyoruz. Tüm rutinimiz, rutinlikten sıyrılma çabası olduğundaysa saf rutini anlatacağız muhtemelen. Böyle bir ülkede, böyle bir dünyada yaşayıp günlük güneşlik, zülfüyâre dokunmayan metinler yazamayız.

 

Okurlar, öykülerinizi okurken bir yandan da sizin iyi bir okur olduğunuzu düşünecek bana kalırsa. Siz kendinizi bir okur olarak değerlendirirseniz şayet; okuma temponuz nasıldır, hangi türde kitaplar okursunuz, olmazsa olmaz dediğiniz öykücüler kimlerdir?

Yaşlanmanın en kötü yanlarından biri bu soruya verecek farklı bir cevap bulamamak. İşi okumak olan insanlar olarak gençliğimizde kitaplara öyle bir açgözlülükle, hesapsızca saldırıyoruz ki bir noktadan sonra yeni bir şey bulmak güçleşiyor. Haliyle okuma temposu düşüyor. Tabii ki dünyada edebiyat bitmiş değil, harika kitaplar hâlâ yazılıyor ama bir yaştan sonra bünyeye bulaşan muhafazakârlık, eski müziklere, eski kitaplara hapsediyor sizi. – Bu biraz acımasız oldu. Yüzlerce yıllık kanondan süzülenler ile henüz sınanmamış metinleri kıyaslamak doğru değil. İlla isim anmam gerekirse yine yıllardır saydığım isimleri sayarım. Çehov, Esendal, Flannery O’Conner, Haldun Taner, Dino Buzzati, Cortazar her zaman döneceğim, her zaman şaşıracağım isimler.