Mussolini'ye neredeyse suikast düzenleyen İrlandalı aristokrat kadın: Violet Gibson



10-05-2021 00:57

Yazar: Josh Jones

Çeviren: Başak Çetinbülüç

1926'ya kadar, Benito Mussolini gücünü şiddet yoluyla pekiştirdikten, İtalya'yı bir polis devletine dönüştürdükten ve büyüyen diktatör Adolf Hitler için bir model oluşturduktan sonra Avrupa'nın en popüler liderlerinden biri haline gelmişti. Mussolini, Roma Katolik kilisesinden aldığı onayın yanı sıra, dünya çapındaki basından, ünlülerden ve hükümetlerden de pozitif dönüt almıştı. Bunların hiçbiri bir zamanlar İrlandalı sosyetik ve koyu bir Katolik olan Violet Gibson için önemli değildi. Nora McGreevy'nin Smithsonian'da yazdığına göre, Mussolini'nin durdurulması gerektiğini biliyordu ve bunu neredeyse gerçekleştirecekti; 1926'da gözaltına alınmadan, İngiliz makamlarına teslim edilmeden ve sonraki 29 yıl boyunca bir akıl hastanesine gönderilmeden önce, bir kurşunla burnunu sıyıracak kadar yaklaştı, "Onun hikayesi neredeyse tamamen unutuldu."

Gibson, Dublin ve Londra arasında, İrlanda'da üst düzey bir adli şahsiyet olan babası Lord Ashbourne öncülüğündeki zengin bir ailede yetişti. Kraliçe Victoria Mahkemesi’nde sosyeteye ilk kez tanıtıldı ve Avrupa aristokrasisi arasında büyüdü. Sık sık hasta olan, aynı zamanda zihinsel sağlık sorunlarından mustarip bir çocuktu ve histeri teşhisi koyulmuştu. Belki de Gibson'ın hayatındaki dönüm noktası, İtalyan faşist diktatöre yönelik suikast girişiminden önce 1902'de Katolikliğe geçtiği dönemdi.

1920'ler boyunca Gibson, hastalığının ataklarına maruz kaldı ve erkek kardeşinin ölümünden sonra hastaneye kaldırıldı, "keder, kayıp ve fiziksel hastalığın getirdiği bitkinlik ile bunalmıştı". Ayrıca güncel olayları da yakından takip ediyordu ve Mussolini’nin iktidara gelmesi onu dehşete düşürmüştü. Stonor Saunders, "Onun için İtalya, idealleştirilmiş değerlerin yeridir" diyor. Gibson, 1925'te ilk olarak kendini göğsünden vurmak için kullandığı bir tabanca ile İtalya'ya gitti. Olay sonrası hayatta kaldı, kendisi yerine Mussolini'yi öldürmek için bir plan yaptı. Belki de önemsiz olarak görülen bir karaktere uyduğu için ona yaklaşmayı başardı.

Stonor Saunders, “Bu, tarihin tüm onurunu elinden aldığı bir kadın” diyor. “Kendisinden, birçok metinde ve her türlü insanlığı reddeden kitaplarda gerçekten korkunç klişeler dizisi olarak bahsediliyor. Evde kalmış İrlandalı bir kadından ibaret görülüyor." Lynam’ın belgeseli, Stonor Saunders’ın kitabı ve şu anda film festivallerinde gösterilmekte olan yeni bir belgesel sayesinde Violet Gibson’ın çok daha fazlası olduğu görülüyor; o kararlı bir Katolik ve anti-faşistti, Mussolini’nin hayatına yönelik dört girişimden en başarılı olanındaki rolüyle neredeyse tarihi değiştirdi. O sırada elli yaşındaydı ve 1956'da öldüğü kurumda 30 yıl daha yaşadı. Personel arasında Il  Duce'yi öldürmeye çalıştığına inanan yaşlı kadın olarak tanındı. Olayı kimse hatırlamıyordu, kendisi susturulmuştu ve tarihsel kayıtlardan silinmişti.

Şu anda ise, medyanın ilgisine ek olarak, Gibson'ın onuruna Dublin'de bir anı plaketi dikme girişimleri hızla devam ediyor. Ama neden bu kadar uzun süre göz ardı edildi? Dublin Belediye Meclisi üyesi Mannix Flynn, BBC'ye, kadınlara nadiren tarihsel olaylardaki rollerinden dolayı haklarının verildiğini söylüyor. "Bazı garip nedenlerden dolayı Violet Gibson bir tür utanç haline geldi, dışlandı, utancı gizlemek için deli olduğu iddia edildi." Gibson’ın ailesinin bunda parmağı vardı, güçlerini hemen İtalya'dan salıverilmesi ve Britanya'ya dönmesi için pazarlık yapmak için kullandılar. Ama aynı zamanda Britanya'da ve dünya genelinde faşist bir diktatörü mutlu bir şekilde kucaklayan güçler için utanç kaynağı oldu.

Kaynak: Openculture