Mülteciler

"Kendi aramızda bile bu geçmiş hakkında konuşmuyoruz. Bunun yerine belirsiz bir gelecekle başa çıkmak için kendi yolumuzu bulduk. Herkes nasıl plan yapıyor, arzuluyor ve umut ediyorsa, biz de öyle yapıyoruz." Hannah Arent, "Biz Mülteciler"



24-02-2019 01:12

Berna Naldemirci

Dünya gündemine, kitlesel olmadığı zaman düşmeyen, düştüğünde ise mülteci olma kimliğini, ev sahibi topluluğun belirlediği bir hale geliyor. Nguyen’in öyküleri bu bağlamda bakış açımızı toplumsal bir olgu olarak kabul ettiğimiz yardıma muhtaç mülteci algısından, bireysel hikayeler ile göç etmek zorunda kalan kişilerin biricikliğine çeviriyor. Dilini, sokaklarını bilmedikleri bir şehirde; belki de bir daha hiç dönemeyecekleri ülkelerinin, geride bırakmak zorunda kaldıkları eşyaların, sevdiklerinin yokluğu ile çatışan karakterlerle karşılaşıyoruz. Yabancı bir ülkede kendilerini yeniden var etmek zorunda kalırken inşa ettikleri kimlik ise ayrı bir çatışma unsuru olarak beliriyor.

Pulitzer ödüllü Sempatizan’ın yazarı Viet Thanh Nguyen, “Mülteciler” isimli kitabında hikayelerini; yaşadıkları topraklardan, kurdukları yaşamlardan hayatta kalabilmek amacıyla göçen ve dilini-alışkanlıklarını bilmedikleri, çoğu kez davetsiz misafir olarak algılandıkları bir başka diyarda kendilerini yeniden var etmeye çalışan insanların yaşadıkları ikilemler etrafında kurguluyor. Yazar, mülteci olma halini, aile ve kimlik çatışmalarını hem anlatı içerisinde aşina olduğumuz düzlemde tutarak okuyucuyu bildiğimiz bir hikâyeye doğru çekiyor hem de hikâyenin içine ustaca yerleştirdiği imgelerle okuyucuyu kendi sorgulamaları ile baş başa bırakıyor.

Mülteci meselesi, dünya gündeminde sınırların anlamını düşündürten bir tartışma konusu haline geldi. Dünyanın çeşitli yerlerinde birçok insan, iklim değişikliği, savaş, kaynakların eşitsiz dağılımı vb. sebeplerle göç etmek zorunda kalıyor. Dünya gündemine, kitlesel olmadığı zaman düşmeyen, düştüğünde ise mülteci olma kimliğini, ev sahibi topluluğun belirlediği bir hale geliyor. Nguyen’in öyküleri bu bağlamda bakış açımızı toplumsal bir olgu olarak kabul ettiğimiz yardıma muhtaç mülteci algısından, bireysel hikayeler ile göç etmek zorunda kalan kişilerin biricikliğine çeviriyor. Dilini, sokaklarını bilmedikleri bir şehirde; belki de bir daha hiç dönemeyecekleri ülkelerinin, geride bırakmak zorunda kaldıkları eşyaların, sevdiklerinin yokluğu ile çatışan karakterlerle karşılaşıyoruz. Yabancı bir ülkede kendilerini yeniden var etmek zorunda kalırken inşa ettikleri kimlik ise ayrı bir çatışma unsuru olarak beliriyor. Nguyen, çoğu öyküde imgeleri kurguyu güçlendirecek şekilde kullanıyor. Örneğin; “Savaş Yılları” isimli öyküsünde, fotoğraf ve çocuk olma imgeleri, hafıza ve kimlik meselesini düşündüren bir uyaran olarak karşımıza çıkıyor ve öykünün akışında tasvir edilen sert anne imajının kökenini anlayabiliyorsunuz.

“Fotoğrafı olmayınca annem de küçük bir kız çocuğu olmamış gibiydi, hatta kendi zihninde bile.” (2019:60)[1]

“Savaş Yılları” isimli öyküde hafıza meselesini öykünün akışına yerleştirirken “Beni İstemen Çok Hoşuma Gider” isimli öykü de direkt alzheimer olan bir mültecinin geriye doğru dönüşünü, hatta bir anlamda yok oluşunu kullanıyor. Unutmak ve hatırlamak, mülteci halini simgeler önemli bir kontrast oluyor.

8 hikâyeden oluşan kitapta, bazen mülteci olma halini, kaçak bir gemi yolculuğunda birinci kuşaktan deneyimleyen bir kız kardeş ile bazen de bilmediği bir ülkede ölüm korkusuyla boğuşan bir baba ve onun, doğduğu değil yaşadığı yere ait olma çabası içerisindeki kızı ile karşılıyorsunuz. Bu bağlamda aile teması, Nguyen’in öykülerinde göze çarpan bir çatışma olarak yer alıyor. Ailelerin parçalanışına, birbirlerinden ayrı düşmelerine, çatışmalarına tanık oluyorsunuz. Yazar, aile ve kimlik temalarını birbirinin içine geçmiş bir düzlemde sunuyor okuyucuya. Ana karakterler, aileleri ile çatışırken, toplumun mülteciler üzerinde kurduğu algı ile de çatışıyor. Genç karakterler, nostaljik bir şekilde, kültürlerini kaybetmemeyi dikte eden ailelerinin yanında içine düştükleri yeni bir yaşantının, kimliğin ortasında kalıyorlar. Otoriteyi yıkmak başka bir anlam kazanıyor. Nguyen’in “Öteki Adam” isimli öyküsünde, ailesini birkaç kamp hayatı öncesi geride bırakmış, onlardan haber alamayan ana karakterimiz, Amerika’da eşcinsel bir çiftin yanına taşınıyor. Sosyo-ekonomik açıdan kendini Amerika’da var etmeye çalışırken, kökleri ile karşılaştığı yeni deneyimlerin karmaşasını yaşıyor.

Yazar, kitaptaki bazı öykülerde- “Amerikalılar”, “Beni İstemen Çok Hoşuma Gider”- ebeveynlerin bakış açısını kullanırken çoğu öyküde ebeveynlerini gözlemleyen çocukların bakış açısını kullanıyor.  “Organ Nakli” ve “Kendinden Başka Biri” isimli öykülerde ise ana karakterler, mülteci olma halini deneyimleyen kişiler olarak karşımıza çıkmıyor. Yazar, kurgunun içerisine, emekleri sömürülen kayıtsız işçileri ya da vatandaşlık alabilmek için Amerikalı bir erkekle evlenmeyi bekleyen kadınları yerleştirerek mültecileri, göçmenleri görünür kılıyor. Öykülerin merkezinde duygusal çatışmalar olsa da bu tip yerleştirmelerle ahlaki çatışmalar da kurguda beliriyor.

Hafıza, aile ve kimlik; göze çarpan temalar olsa da Nguyen mülteci olma deneyimini anlatırken bilinçaltına atılmış gizli travmaları da kullanıyor. David Lowery’nin “Ghost Story (2017)” isimli filmindeki gibi yazarın “Kara Gözlü Kadınlar” isimli öyküsünde de beliren hayaletin varlığını anlayamıyorsunuz. Niye hikâyenin içinde bir hayalet var ve neyi bekliyor? Öykü çözümlendikçe anlıyorsunuz ki; aile bireylerinin göç yolculuğu sırasında yaşadıkları travma yıllardır sessizce pusuya yatmış bekliyor ve sesli bir şekilde yankı bulmadığı müddetçe arafta kalan hayalet huzur bulmuyor. Bu noktada, öykünün aile hafızasına yönelik kurgulanışını, mülteci olma halinin aslında kolektif bir hafıza oluşu olarak da okuyabiliriz. Benzer travmaları; farklı arka planlarla yaşayan, bastıran, yüzleşen ya da deneyimleri ile başa çıkabilen kişiler şeklinde de çeşitlendirebiliriz. Bu kolektif hafıza ile de kitapta öyküleri güçlendiren imgeleri- “Yeni Saygon” mahallelerini, anadillerine, yemeklerine tutunmak isteyen, kendi içine kapanan toplulukları- daha rahat seçebiliriz.

Son olarak, bir öyküden diğerine geçerken, anlatıcıların ve bakış açılarının aynı tema etrafında sürekli değişmesinin de okuma zevkini arttırdığını söyleyebilirim. “Amerikalılar” isimli öyküde, mülteci olmaktan ziyade, uzun süre orduda görev yapmış bir savaş pilotu, Vietnam’a ülkeleri içinde yerinden edilmiş kişilere yardım için giden ve oraya kendini ait hisseden kızı ile bir çatışma içine giriyor. Bir taraf savaşın yıkıcılığını temsil ederken diğeri iyileştirici bir öğe olarak karşımıza çıkıyor. Kendini hayatı boyunca hiç güçsüz hissetmemiş baba karakteri, misafir olduğu ve yabancı olduğu bir ülkede kızına kızmış şekilde tek başına yürüyüşe çıktığı vakit, kendini bir hiç gibi hissediyor. “Kara Gözlü Kadınlar” daki anne karakteri gibi yabancı bir yerde olmayı ölüm olgusu ile eşleştiriyor. Biri yok olma korkusu ile yüzleşirken diğeri cenazesine kimsenin gelemeyeceği ve kimsenin kendisini hatırlamayacağı hissiyle yüzleşiyor.

“Şimdiyse muhtemelen olmaması gereken bir yerde, dünyanın yanlış tarafında, panik ciğerlerini suyla doldururken öleceğini biliyordu.”[2] (2019: 126)

Peren Gülmez tarafından çevrilen ve Kafka yayınevinden çıkan öykü kitabının Türkiye’de de mülteci olma haline dair ipuçları verdiğini söylemenin de önemli olduğu aşikâr. Vietnam’dan Amerika’ya göç etmek zorunda kalan karakterlerin öyküleri, farklı coğrafyalarda olsa bile değişmiyor. Öyküler özünde, karakterlerin göç öncesi sahip oldukları ve yeni kurdukları yaşantıları arasında gidip gelişleri, göç yolunda kaybettikleri-sevdikleri, statüleri, umutları-, bilmedikleri bir yere gelmenin korkusuyla içine kapanmalarının üzerine kurulu. Şehrin çeperlerine çekilen, kendi kimlikleri ve kültürleri etrafında yeni mahalleler oluşturan, ayrımcılıkla yaşamın her alanında mücadele etmek zorunda kalan, Giorgio Agamben’in tabiri ile kurban edilebilir ama öldürülemez bedenleri, görünmeyen emekleri ile inşaatlarda/tekstil atölyelerinde günlük hayatlarımızın parçası olan 4 milyona yakın Suriyeli mültecinin gerçekliğini de bu bağlamda bizlere hatırlatıyor. (2001: 112) [3]

KÜNYE: Mülteciler, Viet Thanh Nguyen, Çeviri: Peren Gülmez, Kafka Yayınları, 2019, 176


[1] Nguyen, Viet Thanh- Mülteciler, Kafka Yayınları 2019

[2] Nguyen, Viet Thanh- Mülteciler, Kafka Yayınları 2019

[3] Agamben, Giorgio- Kutsal İnsan: Egemen İktidar ve Çıplak Hayat, Ayrıntı Yayınları, 2001.