Moskova’da Yanlış Anlama

Fransız çift Nicole ile Andre’nin, Moskova gezisini anlatan uzun bir öyküden oluşan kitap hem çiftin iç dünyalarına, hem de Avrupalı gözüyle Sovyetler Birliği’ne büyüteç tutuyor. Daha çok Nicole perspektifiyle tanıklık ettiğimiz olaylar, yazar tarafından özellikle iletişim teması ile başlatılıyor.



05-09-2014 10:13

Deniz Dalyan - İleri

Simone de Beauvoir’ın 1965 yılında yazıp, 1968 tarihli derlemesi La Femme rompue (Yıkılmış Kadın) içerisinde yayımlamayı düşünüp vazgeçtiği, Fransa’da ilk kez 1992 yılında, Roman dergisinde okuyucuyla buluşan Moskova’da Yanlış Anlama, geçen ay Yapı Kredi Yayınları tarafından Aysel Bora’nın çevirisiyle dilimize kazandırıldı.

Nicole ve Andre tekrar Moskova’da
Fransız çift Nicole ile Andre’nin, Moskova gezisini anlatan uzun bir öyküden oluşan kitap hem çiftin iç dünyalarına, hem de Avrupalı gözüyle Sovyetler Birliği’ne büyüteç tutuyor. Daha çok Nicole perspektifiyle tanıklık ettiğimiz olaylar, yazar tarafından özellikle iletişim teması ile başlatılıyor.

Nicole ile Andre olgun bir çift, Nicole 60’larında, Andre de ondan aşağı yukarı on yaş daha büyük. Ancak ikisi de sağlıklarına, görüntülerine özen gösteriyorlar. Andre’nin Cezayir savaşından beri mücadele etmediğini anlıyoruz. Ona göre 62’den beri dünyanın içinde bulunduğu durum, mücadelenin boşa gitmesi, Fransız solunun iktidarsızlığı, artık yalnızca can sıkıcı konular.

Andre ve Macha ile SSCB’ye Dair 
Andre’nin ilk eşinden olan kızı Macha da bu gezide önemli yer tutuyor; Sovyetler Birliği’nde yaşayan Macha, aktif, baskın ve mücadeleci bir anneye sahip bir kadın olarak başarılı bir profil çiziyor. Babası Andre’ye büyük bir aşkla bağlı ve onunla vakit geçirmekten büyük zevk alıyor. Bunun yanında Nicole’e karşı da oldukça nazik ve içten. 63’teki ziyaretlerinde Moskova’da Macha sayesinde pek çok yere rahatça girebildikleri halde Kırım’a girmeyi başaramıyorlar, çünkü yabancılar alınmıyor. Bir ya da iki yıl sonra yaptıkları bu gezide ise daha çok güçlükle karşılaşıyorlar. Bir bozulma gözlemliyorlar, boş yere uzun süre bekletiliyorlar, pek çok yere gidemiyorlar. Hikâyenin atmosferi bürokrasinin koyu grisiyle (neredeyse Kafkavari diyeceğiz) boyanmış oluyor. Macha ve Andre, bürokratizm üzerine açıkça eleştiriler içeren ironik anekdotlarla, SSCB ve barış, sosyalizmin yarına nasıl uzanacağı, hükümetin tüketim ürünlerini geliştirmek için harcadığı büyük çaba gibi konularda tartışmalar yürütürken, Nicole, 63’teki gelişlerinden bu yana iki katına çıkan taksilerin bile sağlayamadığı – belki de kendisine bir türlü yeterli gelmeyen-  “konfor”u düşünürken aslında kendi yaşlılığıyla hatta çöküşüyle yüzleşiyor. Evindeki masasında duran gülleri düşünüp burada hiç gül görmediğine ve neredeyse on gündür müzik dinlememesine hayıflanması da dikkat çekici.

Gençlik ve Yaşlılık 
Nicole, Macha’nın yanında kendini daha da yaşlanmış hissediyor. Macha’nın sürekli genç olduğunu söylemesi de kar etmiyor. Andre’ye benzerliğine rağmen Macha’nın onun kızı olduğunu zaman zaman unutması, onları bir arada gördüğünde bu genç kadını kıskanması, bunu belli edememesi, Macha’yı çok sevdiği için Andre ile yalnız kalma isteğini dile getirememesi Nicole için gerginliğin daha da artmasına sebep oluyor. 60 yaşında emekli bir öğretmen olarak bir daha giremeyeceği okul kapısını düşünmek de onu hüzünlendiriyor. Yaşlılığıyla yüzleşirken aslında hiç kabullenemediği kadınlığın şimdi tamamen yok olmasıyla onu nasıl katılaştırdığını hissediyor. Bir kocaya ve çocuğa sahip olmak uğruna gerçekleştiremediği hayalleriyle yüzleşiyor. Macha’ya baktığında ise bütün ideallerini gerçekleştirebilecek güçte bir kadın görüyor:

“…Annesi Nicole için zengin bir evlilik, inciler, kürkler hayal ediyordu. Ve savaş başlamıştı. ‘Kızlar yapabilir.’ Nicole öğrenimine devam etmiş, kaderini yeneceğine ant içmişti. Büyük gürültü koparacak bir tez hazırlayacak, Sorbonne’da kürsü sahibi olacak, bir kadının beyninin erkek beyninden aşağı kalmadığını kanıtlayacaktı. Bunların hiçbiri gerçekleşmemişti. Ders vermiş, aktif biçimde feminist hareketlerde yer almıştı. Ama tıpkı öteki kadınlar- sevmediği kadınlar- gibi kocasının, oğlunun, yuvasının onu esir almasına izin vermişti. Macha herhalde kimseye kendini yedirmezdi. Yine de kadınlığını rahatça kabul ediyordu: kuşkusuz on beş yaşından beri kadınların aşağılık kompleksine sahip olmadığı bir ülkede yaşadığı için. Macha açıkça kimseden aşağı olmadığına inanıyordu.” (s.49)

Eleştiri mi? Eleştireni Eleştiri mi?
Onca eleştiriye rağmen SSCB’de yaratılan kültürün Fransa’da yaratılan kültüre üstün taraflarının da içtenlikle anlatıldığı hikâyenin asıl sorunsalı olan yanlış anlaşılmaya doğru böyle bir psikolojik gerilim atmosferiyle seyretmesi ve yanlış anlaşılma ile atılan düğümün yazara has bir gerçekçilik ve durulukla çözülmesi, metnin SSCB’ye bakarken kendi koşullarının kısır döngüsünden kurtulamayan Avrupalı aydın konformizmine de bir eleştiri olduğunu söyleyebiliriz.