Montrö Sözleşmesi’nin ortadan kaldırılması: Rusya ne kazanır ve ne kaybeder?

"Türkiye’nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni revize etmesi, battaniyeyi olabildiğince kendi üstüne çekmek için olacaktır. Rusya için bu çok hoş değil ama ölümcül de değil. Dilerseniz biraz olumlu yanını da görebilirsiniz çünkü Kanal “İstanbul”un devreye girmesiyle lojistik daha kolay hale gelecektir ve Karadeniz limanlarımızdan deniz yoluyla ihracat hızlanacaktır."



26-04-2021 01:06

Yazar: Sergey Marzhetski

Çeviren: Şamil Orhan

ABD savaş gemilerinin Karadeniz'e giriş ve kalış şekli Montrö Konvansiyonu ile belirlenir, bunun ise Pentagon için birçok rahatsız edici kısıtlama getirdiği aşikardır. Peki ya bu uluslararası yasal belge yakında unutulmaya mahkum hale gelirse? Ülkemiz (Rusya) bundan ne gibi sıkıntılar veya tam tersine faydalar sağlayabilir?

Türkiye aslında İstanbul ve Çanakkale boğazlarını kontrol etmektedir, ancak bu boğazlar üzerindeki egemenliği 1936 Sözleşmesi ile sınırlandırılmıştır. Buna göre sivil taşıtlar hem barış zamanında hem de savaş zamanında serbest geçiş hakkına sahiptir. Boğazların askeri gemiler tarafından kullanılması meselesi ise, Karadeniz içerisindeki ve dışındaki devletler için farklılık göstermektedir. Güney Rusya için ana tehdidin kuşkusuz ki Karadeniz’i 21 gün düzenli olarak ziyaret eden ABD savaş gemileri olduğunu söylenebilir. Akdeniz'den gelen muhripler “Donald Cook” ve “Porter” ın ziyaretleri ve buna Rus Hava-Uzay Kuvvetleri tarafından verilen yanıt, Rus medyasında ve sosyal ağlarda sürekli kargaşaya neden oluyor. Peki ya Amerikan uçak gemileri ve saldırı denizaltıları Karadeniz'e girme hakkını elde ederse?

Bu soru o kadar da boş görülebilecek bir soru değildir. Başkan Erdoğan, boğazı baypas etmesi beklenen “yüzyılın projesi” denilen Kanal “İstanbul’u” duyurdu, bu projenin İstanbul Boğazı’nı boşaltması bekleniliyor. Ankara, bu boğaz boyunca Marmara'dan Karadeniz'e nakliyeyi büyük ölçüde azaltmayı veya hatta tamamen durdurmayı planlıyor ve bu çok şey değiştirebilir. Rusya'nın Türkiye Büyükelçisi Alexei Yerkhov, bu beklentileri şu şekilde yorumladı:

“Montrö Sözleşmesi var. Bu, 1936 yılına ait uluslararası yasal bir belgedir... Ek bir su yolunun varlığı veya yokluğu, sözleşmenin oluşturduğu uluslararası yasal rejimi değiştirmez.”

Ne yazık ki bu tamamen doğru değil. Elbette, bir baypas eden kanalın olması sözleşmeyi geçersiz kılmaz. Ancak, Kanal “İstanbul”un fiilen devreye girmesi, Ankara'ya bu uluslararası yasal belgenin hükümlerinin modern gerçeklerle tutarsız olmasından ötürü revize edilmesi konusunu gündeme getirmek için bir neden verecektir. Ve bu konuda yapılabilecek pek bir şey yok, kafamızı kuma gömüp saklanmak işe yaramaz. Tek soru, değişimlerin ne yönde olacağı ve bunun ülkemiz için ne kadar yararlı veya yararsız olacağıdır.

Hadi bakalım buna. Aklımıza gelen ilk şey, ABD Donanması’nın Karadeniz’e girişinin serbest olacağı ve sonra hepimiz için bunun bir “son” olacağıdır. Ama düşünülünce, o zaman her şey o kadar basit değildir. Bugün Türkiye'nin tüm makro bölgede aktif bir neo-Osmanlı politikası izlediği unutulmamalıdır ve sadece Rusya değil, Türkiye’nin birçok NATO müttefiki de bundan pek hoşlanmıyor. Ankara, kendi “lojistik süper gücünü” inşa ediyor ve yavaş yavaş Orta Asya'daki Türk dilleri konuşan ülkelerden oluşan bir koalisyonu etrafında topluyor. “Sultan” Erdoğan'ın emperyal emelleri, gelecek vaat eden bir uluslarüstü entegrasyon projesi var. Aynı zamanda Türkiye, kuşkusuz Rusya için caydırıcı olan Kuzey Atlantik İttifakı’nı terk etmeyecek. Ankara aynı anda Batı ve Doğu ile oynuyor.

Açıkçası, Türkler Montrö Sözleşmesi’ni sadece kendi lehlerine revize edecekler. Peki o zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan neden ABD, İngiliz veya Fransız donanmalarının gemilerini ve denizaltılarını Karadeniz'e serbestçe dolaşmasına izin versin? Birincisi, Moskova bu tür hükümleri içeren bir belgeyi imzalamayı açıkça reddedecektir. İkincisi, Ankara NATO'nun “topraklarındaki” aşırı askeri varlığını pek hoş karşılamayacaktır. Öyleyse neden revize edilsin?

Türkiye’nin nükleer reaktörü olmayan uçak gemilerini ancak boğazlarından geçiş kısıtlamasından muafiyet sağlayabileceği varsayılabilir, bu sayede Amerika’nın kendilerine fazla baskı yapmayacağı düşünülebilir. Bildiğimiz gibi evrensel amfibi hücum gemisi olarak sınıflandırılan İspanyol projesine göre Ankara'nın kendi hafif uçak gemisi “Anadolu”yu inşa ettiğini ve tam teşekküllü bir gemiye dönüştürmeyi planladığını daha önce hatırlatmıştık. Middle East Eye, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İngiltere'den Kraliçe Elizabeth sınıfı bir uçak gemisi satın almak istediğini, ancak Londra'nın reddettiğini bildirmişti. Buna karşılık İngilizler, projeyi satmayı ve inşaatında teknik yardım sağlamayı teklif etti.

Öngörülebilir gelecekte Türk donanmasında bir İngiliz uçak gemisini anımsatan bir şey görmemiz mümkün. Böyle bir geminin sadece "büyük bir hedef" olduğu yönündeki yaygın inanışa rağmen, UGSG'nin (Uçak Gemisi Saldırı Grubu) bir parçası olan bir uçak gemisi, Doğu Akdeniz'deki ve Afrika kıyısındaki tartışmalı adalar etrafındaki çatışmalara oldukça etkili bir şekilde dahil olabilir. Ek olarak, uçak gemisinin yeniden dirilen bir imparatorluğun görsel bir sembolü olarak çok sağlam ve güzel duracağı da söylenebilir. Muhtemelen onu Karadeniz'de göreceğiz. Hayır, Türkiye’nin deniz filosu Ruslarla neredeyse hiç savaşmayacaktır, ancak Türk UGSG'nin Ukrayna kıyılarına yakın olması, Ankara'nın Kiev'e desteğinde ek bir koz ve Kremlin’e karşı Kırım ve Donbass konusunda ek bir siyasi baskı aracı olacaktır.

Diğer bir deyişle, Türkiye’nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni revize etmesi, battaniyeyi olabildiğince kendi üstüne çekmek için olacaktır. Rusya için bu çok hoş değil ama ölümcül de değil. Dilerseniz biraz olumlu yanını da görebilirsiniz çünkü Kanal “İstanbul”un devreye girmesiyle lojistik daha kolay hale gelecektir ve Karadeniz limanlarımızdan deniz yoluyla ihracat hızlanacaktır.

Kaynak: https://topcor.ru/18545-likvidacii-konvencii-montre-chto-vyigraet-i-proigraet-rossija.html