Modern korku çağı

Zapt edilip uslandırılmadıkça özgür olanları güvenliğinden etmek ile özgürlüksüz güvenlik sunmak arasında gidip gelen olumsuz küreselleşmemizin, felaketi kaçılmaz hale getirdiği kehanetinde bulunabiliriz. Bu kehanette bulunmadan ve bunu cidden ele almadan insanlık bunun kaçınılabilir kılınacağına dair pek az umut besleyebilir. Acizleştiren korkuya karşı tedavinin vadedici tek başlangıcı, bunun kökenlerine kadar gidilmesi ve bu köklerin sökülmesi işiyle yüzleşilmesidir. Gelecek yüzyıl nihai felaket vakti olabilir. Ya da entelektüellerle şimdi genel olarak insanlık anlamındaki halk arasında yeni bir sözleşmenin görüşülüp hayata geçirilmesinin vakti de olabilir. Umalım ki bu iki gelecek arasındaki tercih hala bize ait olsun.



07-03-2021 00:12

Ufuk Akkuş

Korkunun tarihi ilk insanın ortaya çıktığı döneme kadar götürülebilir elbette. Doğa olaylarına verilen tepki her bir olaya ilişkin korku ve tapınma nesneleri ortaya çıkarmıştır. Olası felaketlerden kaçınmak için doğa cismi ve olaylarına atfedilen kutsallık ilk çağlarda korkuyla başa çıkma yollarından biri olarak görülebilir. Çok tanrılı bir düşünce biçiminden sonra tek tanrılı dinlere olan yolculuk da insanlığın korkuları ile başa çıkabilme çabası olarak kendi gücünün üzerinde ve güvenilir bir ilahi güce tapınma ihtiyacından kaynaklanmış olmalı. En temel anlamda ölüm korkusu ile somutlanan bu evrensel durum günümüzün modern dünyasında da geçerliliğini sürdürmektedir. Ancak insanlık, çağımızda bu evrensel korkunun yanı sıra pek çok korku biçimi ile karşılaşmakta ve onların üstesinden gelmek için yeni yöntem arayışını sürdürmektedir. 

Zygmunt Bauman “Akışkan Korku” adlı kitabında tarih boyunca insanlığı etkileyen korkuların envanterinin izini sürer. Kendi deyimiyle bu kitap, korkuların ortak kaynaklarını arama ve bunları işlemez hale getirme ya da zararsız kılma şekillerini bulmak için cevaptan çok soru bakımından zengin bir teşebbüstür. Başka bir deyişle bu kitap, bir reçete kitabı değil; hareket etmeyi düşünme ve düşünceli bir şekilde hareket etme davetidir. Tek amacı bu yüzyılın çoğunda karşılaşacağımızdan emin olduğumuz görevin korkunçluğu konusunda bizi uyarmaktır. Böylece insanlık yüzyılın sonunu getirebilir ve sonunda başlangıcında olduğundan daha emniyette ve kendine güvenli hissederek çıkabilir. 

Bauman’a göre korku; belirsizliğimize, tehdide ve bunu yörüngesinde durdurmak veya durdurmak gücümüzün ötesindeyse mücadele etmek için ne yapılacağına dair bilgisizliğimize verdiğimiz addır. Korku en fazla, yaygın, dağınık, belirsiz, bağlantısız, gayrı sabit, gezici olduğunda açık bir adresi ya da nedeni olmadığında korkmamız gereken tehdit her yerde belirip hiçbir yerde görünmediğinde ürkütücüdür. Diğer tüm insani yaşam biçimleri gibi Bauman’ın adlandırmasıyla akışkan modern toplumda korkulu bir hayatı yaşanılır kılmaya çalışan bir aygıttır. Bu aygıt korkuyu tetikleyen tehlikelerin insan hayatının kalıcı, ayrılmaz eşlikçileri olduğunu ve korkulara karşı mücadelenin yaşam boyu bir iş olduğunu empoze eder. Ancak bu mücadelenin kazanılmayacağını da belirtir ve bu nedenle hazzın değil, hüsranın geciktirilmesini önerir. Bir kredi kartı reklamında yer alan “Beklemeyi istemenin dışına çıkarın.” sloganı, korkuları alt etmek için modernite tarafından başvurulan hileye ve haz-hüsran ikilemine güzel bir örnektir. Günümüzde insanlık krediye bağlı yaşıyor. Geçmiş hiçbir nesil bireysel ve toplu olarak bu denli ağır borç içinde değildi. Hazzın geciktirilmemesi, gelecek mutluluğun tadına şu an varılması için kredi kartı, geleceği sihirli bir şekilde insanın kucağına getirir. Ancak bugünün varlıkları yarının yükümlülüğü ve can sıkıcı külfeti olacaktır.

Bauman öncelikle evrensel bir konumda olan ölüm korkusunu irdeler. Bauman’a göre ölüm bilinmezin ta kendisidir. Bütün diğer bilinmezlerin içinde tamamen ve hakikaten bilinmez olan tek şeydir. Ölüme hazırlanmış olmak için ne yapmış olursak olalım ölüm bizi hazırlıksız yakalar. Üstüne üstlük hazırlık, yani hayat bilgeliğini tanımlayan o bilgi ve beceri birikimi fikrini geçersiz ve hükümsüz kılar. Bütün diğer umutsuzluk ve bahtsızlık, cahillik ve acizlik vakaları gereken çabayla tedavi edilebilir. Bu edilmez. Bauman, ölümün kaçınılmazlığı bilgisiyle yaşamayı çekilir kılmayı amaçlayan temel stratejilere de değinir.

Korkuyu kötülükle özdeşleştiren ve siyam ikizi olarak gören Bauman’a göre korktuğumuz şey kötüdür, kötü olandan korkarız. Kötülük, dünyayı yaşanabilir kılan o anlaşılırlığa meydan okuyan ve o anlaşılırlığı yıkan şeydir. Bauman, Hitler Dönemi’nde katliamları yöneten Eichmann’ın kurbanlarının bizim gibi insanlar olduğunu vurgular ve ekler: Ama Eichmann’ın cellatları, kasapları ve Eichmann da öyleydi.

Primo Levi’nin vasiyetnamesinde belirttiği gibi her birimizin canavar haline gelmesi de ihtimal dahilindedir. Eichmann; renksiz, sıkıcı biçimde sıradan bir yaratık olarak sokakta fark etmeden geçeceğiniz biriydi. Koca, baba ya da komşu olarak diğerlerinden zor ayrılırdı. O yalnızca, hepimiz gibi kendi rahatını diğerlerininkine tercih etmişti. Bu da güven krizine neden olur. Kötülüğün herhangi bir yerde saklanıyor olabileceğini, kalabalıkta fark edilmediğini, ayırt edici işaret ve kimlik kartı taşımadığını, hala herkesin onun hizmetinde, onun geçici izindeki yedeği ya da potansiyel mükellefi olarak bulunabileceğini anladığımız anda güvenin başı derttedir. Akışkan modern çağımızda diğer zamanlardan daha fazla sağlam ve güvenilir bağ gereksinmemiz ve arzu etmemiz yalnızca endişeyi artırmaktadır. Akışkan modern yaşam sanatını uygularken olgunlaşan insanlar; beladan kaçmayı, onunla mücadele etmekten daha iyi bir çare olarak görme eğilimindedir. Ahlaksızlık klasik doğal felaketlere benzer hale gelmiştir ve onlar gibi zararlı, öngörülmez, önlenemez, anlaşılmaz bir haldedir. İnsanların ahlak dışı eylemlerinin neden olduğu kötülük, ilke olarak daha da yönetilemez görünmektedir.

Bauman küreselleşme olgusunu olumsuz küreselleşme olarak tanımlar ve yan etkisinin de bölgesel egemenliği küçümseyen ve hiçbir devlet sınırına saygı göstermeyen ticaret ve sermayenin, gözetim ve enformasyonun, zorlama ve silahların, suç ve terörizmin gayet seçici bir küreselleşmesidir. Terörizm ancak sosyopolitik kökleri kesildiğinde zayıflayıp bitecektir. Terörizme karşı gerçek ve kazanılabilecek savaş Irak ve Afganistan’ın yarısı yıkılmış kent ve köyleri daha da harap edildiğinde değil, yoksul ülkelerin borçları kaldırıldığında, zengin pazarların onların temel ürünlerine açıldığında, hala herhangi bir okula erişimden mahrum 115 milyon çocuğun öğrenimine hamilik edildiğinde yapılır. Bauman’a göre korkuyu doğuran ve çoğaltan şey şimdiki güvensizlik ve gelecekle ilgili belirsizliktir. Güvensizlik ve belirsizlik ise acizlik hissinden doğar. Yok olmakta olan gezegen işlerinde kontrol sahibi olmadığımız gibi artık toplum işlerinde de kontrol sahibi görünmüyoruz ve ikincisinin sürmesine izin verdiğimiz sürece birinci engelden kurtulmak ihtimal dışıdır. Politikamızı iktidarın yerleşik olduğu seviyeye yükseltecek ve böylece kontrolü ele geçirmemizi sağlayacak aletlerden yoksunuz. Kitabın başında da belirttiği gibi Bauman, daha çok sorunları saptayıp sorularla analizini geliştirir. Ancak kitabın sonuç kısmında, “Korku Karşıtı Düşünce (ya da Ne Yapılabileceğini Soranlar İçin Sonuçsuz Bir Sonuç) bölümünde, kendi cevaplarına ilişkin ipuçları verir. Marx’a atfen, sefaletinin nedenleri sistemli köklere sahip olduğu için acı çekenler sınıfının toplumun tümünü kurtarmadan kendisini kurtaramayacak insanlar sınıfı olduğunu, her türlü insan sefaletine son vermeden sınıf temelli kendi özgün sefaletine de son veremeyeceğini vurgular. Lenin’in düşüncesi, kendi hallerine bırakılırsa işçilerin ancak sendika zihniyeti geliştireceğinden tarihsel misyonlarını yerine getirmek bir yana, bununla yüzleşmek için fazla dar kafalı, benmerkezci ve bölünmüş kalacağı yönündedir. Bunun için de proleterlerin kendiliğinden öfke patlamalarının yerine, profesyonel devrimciler tarafından iktidara titizlikle hazırlanmış el koymanın getirilmesinin gerekli olduğunu savunur. Nihayetinde gerçekliği aklın kurallarına ve adalet ilkelerine göre yeniden kuracak olan proletaryadır. Ama o, bu kural ve ilkeleri bilen ve şifreleyenler tarafından dürtülmeden, ittirilmeden bunu yapamayacaktır. Fazla tembel ya da uyuşuk, saf ve kolay aldatılır olan işçilerin nihai kurtuluş eylemini yapmaları için zorlanmaları gerekir. Lenin’in cesurca/çaresizce hareketi “tarih bilenler” olarak entelektüelleri devrimin tasarım dairesinden kontrol masasına götürmüştür. Onlar tarihin atadığı aktör topluluğunu doğrudan komutaları altına alarak, sonra da bu topluluğu sıkı disiplinli bir savaş ordusuna ve/veya toplu imha silahına çevirmek için, döverek, yoğurarak ve talim ederek kendilerini tarihsel aktöre dönüştürecektir. 

Bauman’a göre Lenin’in hareketinin niyeti belki de entelektüelleri orijinal acizlik derdinden kurtaracak; acizlik korkusu bürümüş entelektüelleri, kendilerini o zamana kadar kendi safları dışında aradıkları kolektif “tarihsel aktör” halinde yeniden oluşturmalarını teşvik edecek bir girişim olmasıydı. Kendilerini tarihsel aktör şeklinde yeniden oluşturan entelektüeller tarafından kurulan parti, entelektüel hizmetlerin referans noktası olarak acı çeken ve küçük düşürülen kitleleri benimsemiştir. Gramsci’nin kolektif entelektüel şeklindeki parti ve çıkarlarını dillendirdikleri sınıfa hizmet etmek için sınıf çıkarlarını dillendiren “organik entelektüeller” kavramıyla birleştirildiğinde Lukacs’ın Marx sonrası tarihin çılgınlıklarını yeniden yorumlayışı, entelektüellerin rolünü ve etik-politik sorumluluklarını görünüşte yükseltmişti. Eğer emek hareketi bir zamanlar bir yerde kehanette bulunulan tarihsel görev çizgisinde davranamazsa özellikle de kapitalist iktidarın devrimle yıkılmasından çekinirse tek suçlanacak olan, kendilerini doğru türden bir parti içinde toplama görevlerini ihmal ve hatta buna fiilen ihanet eden başarısız sözde “organik entelektüeller” idi.

“Akışkan Korku” kitabında; akışkan modern korkuların envanterini çıkaran ve korkuların temel nedenini gezegenimizi ve insanlığı tehdit eden olumsuz küreselleşmeye bağlayan Bauman, korkulardan azade özgür ve güvenli bir toplum oluşturmamızın zorunlu olduğunu ve bunu gerçekleştirme yolları üzerine yeniden düşünme çağrısı yapıyor.

KÜNYE: Zygmunt Bauman, Akışkan Korku, Çev. Cumhur Atay, Ayrıntı Yayınları, 2020, 215 Sayfa.