Metin Çulhaoğlu ile ‘Gençlerle Baş Başa: Sosyalizm’ kitabı hakkında: Yetişkinler de okusun!

Türkiye’nin en önemli Marksistlerinden Metin Çulhaoğlu, üniversiteye yeni başlayan Taylan’a sosyalizmi anlatırsa ortaya nasıl bir şey çıkar?



20-03-2020 12:36

Doğan Ergün

Sorunun yanıtını bulmak için, Yordam Kitap’ın “Gençlerle Baş Başa” serisinin “Sosyalizm” başlıklı kitabını almanız gerekiyor.

John Lennon’ın Imagine’inden, Yahya Kemal’e, çeyiz işlerinde tarafların sorumluluklarından anarşist Egesu’yu etkileme yöntemlerine uzanan bir sohbet bu. Ama emin olun sosyalizmle birlikte anılan hemen tüm önemli kavramları da görmüş, anlamış oluyoruz bu kitapla…

Metin Çulhaoğlu ile yeni yayımlanan kitap hakkında bir sohbet yaptık. 

Türkiye’de daha önce örneklerine farklı şekillerde rastladığımız ama uzun süredir pek girişilmeyen bir dizi başlatmış Yordam Kitap. Kitabın hikâyesini sizin tarafınızdan dinleyebilir miyiz?

Kitabın hikâyesi, benim tarafımdan şöyle: Yordam Kitap’tan Hayri (Erdoğan) aradı, yeni bir dizi başlatmayı düşündüklerini söyledi, aynı dizideki başka kitaplardan ve yazarlarından söz ettikten sonra dizinin “Sosyalizm” başlığını taşıyan kitapçığını hazırlayıp hazırlayamayacağımı sordu, ben de teşekkür ettim ve memnuniyetle kabul ettim.

Kitapçığın, bir sohbetteki soru-yanıt tarzında düşünüldüğü söylendi. Dizideki diğer kitapçıklar da böyle olacaktı. Bu tarzla ilgili kendi yaklaşımım ve neler düşündüğüm kitapçığın giriş bölümünde zaten anlatıldığından daha fazla söze gerek yoktur sanırım.

Sosyalizm, hayatın içinde yaşayan, toplumu taraflara bölen hatta sosyalistlerin de taraflara ayrıldığı birçok yön barındırıyor. Bu sohbet kitabından bu tartışmalı noktalar sizi zorladı mı?

Hiç zorlamadı desem yalan olur. Hem sosyalizme merakı çok yeni olan bir gence anlatacaksın, hem az çok dişe dokunur konulara değinmeye çalışacaksın, hem de kendin gibi sosyalist olan başkalarını durup dururken sinirlendirecek şeyler söylemekten elinden geldiğince kaçınacaksın…

Zor da olsa bunu aşabildiğimi düşünüyorum. Öbür türlüsü zaten saçma olurdu. Düşünebiliyor musunuz? İki yüzyıldan uzun tarihi olan sosyalizm diye bir şey var ve bugün siz bunu anlatmaya kalktığınızda mutlaka birilerini kızdırıyorsunuz ya da damarına basıyorsunuz… Bunun saçmalığını fark edince, yani sosyalizmin ona buna bulaşmadan da anlatılabileceğini idrak edince bu güçlüğü de aşıyorsunuz.

Belki bir çelişki göreceksiniz, diyeceksiniz ki, “Hem bu kadar basit bir mesele hem de aşılmasında zorlanılıyor.” Doğru, ama hepimiz öyle yetiştik; biz bir yana bugün başka ülkelerde de “yeni başlayanlara” sosyalizmi anlatan kitaplarda mutlaka birilerini “reddedici”, bir şeyleri karalayıcı bir yan bulursunuz.

İsterseniz daha basit söyleyeyim: Bir düşünceyi, bir akımı, bir hareketi başkasına anlatırken söylediklerinizin yarısı o akımı yanlış anlayanlar, ihanet edenler, başka saflara geçenlerle ilgiliyse, dinleyen de söylediklerinize şüpheyle yaklaşacaktır.

Ben kendi adıma bunlar olmadan da yapılabileceğini düşündüm ve öyle yapmaya çalıştım.

'GENÇLERİN İLGİSİNDE NİTEL DEĞİŞİM VAR'

Gençlerin sosyalizme ilgisini, geçmiş dönemlere kıyasla nasıl görüyorsunuz? Yeni neslin sosyalizmle ilişkisini daha sağlıklı şekilde kurmak nasıl mümkün olabilir?

Gençlerin sosyalizme olan ilgisinin geçmiş dönemlere göre “daha az” değil “daha farklı” olduğunu düşünüyorum. Yani konunun ya da sorunun nitel yanı nicel yanından daha önemli gibi geliyor bana. Başka türlü söylersek sorun “geçmiş dönemlerde 100 gençten 40’ı sosyalizme ilgi duyarken bugün ancak 10’u duyuyor”, değil. Belki gene 40 genç ilgi duyuyor, ama ilgi duyduklarını ya göstermiyorlar ya da siz çıkaramıyorsunuz. Bu nedenle sorunun “nitel” yanının daha önemli olduğunu söylüyorum.

O zaman bu nitel yan nedir, onu söylemeye çalışayım.

Bugün, ülkede güçlü bir sosyalist hareket olmayışından eğitim sistemindeki bozulmaya, bireyciliği pompalayan günümüz kültüründen yarın iş bulma derdine kadar gençleri etkileyen pek çok faktörden söz edebiliriz. İşte, bence 100 gençten 40’ı sosyalizme bugün de ilgi duyuyor olsa bile bütün bu faktörler 30’unu “uzakta”, “mesafeli”, “seyirci” ya da en iyisi “sempatizan” konumuna zorluyor.

“Örgütlenme” konusuna gelince; bana göre, yalnızca günümüzdeki 20 yaş civarı kuşak açısından değil 12 Eylül sonrası kuşağın tamamı için geçerli sayılabilecek nitel farklılık şu: Örgüte ve örgütlülüğe, ben oraya ne verebilirim, ne katabilirim diye değil, orası bana ne katabilir, beni rahat ettirir mi, özel duyarlılıklarımın karşılığını verebilir mi diye bakılıyor…

Bütün bunlar nasıl aşılır diye sorarsanız siyasal özneler tarafından bugünden yarına yapılabilecek şeyler elbette vardır; ama bence köklü çözüm, ülkede sosyalizmin o mahut eşiği, “marjinallik” eşiğini aşmasıdır.

'UMUT ARTTI, ALTERNATİF ARANIYOR...'

Yine bağlantılı olarak, mevcut sisteme karşı özellikle gençler arasında öfkenin biriktiği bence açık ancak sosyalizmin gerçekçiliğine ilişkin şüphe yaygın mı sizce de? Bu sorun nasıl aşılabilir?

Ben burada bir sorundan ziyade bir açı görüyorum ve doğal karşılıyorum. Yani “düzene/sisteme karşı öfke” ile sosyalizmi bir “alternatif” olarak görüp benimseme arasında her zaman bir açı olagelmiştir. Dahası, ister gençlerde ister toplumun genelinde olsun sisteme karşı duyulan öfkenin firesiz biçimde, olduğu gibi bilinçli bir sosyalizm tercihine dönüşmesini beklememek gerekir. Eğer “devrim” adı verilen olgudan söz ediyorsak, dün olduğu gibi yarın da bu devrimin, bir, ne istediğini az çok bilen öncüleri, bir de sisteme karşı birikmiş öfkeleri nedeniyle bu öncülerin istediklerine itiraz etmeyen, direnmeyen “katılımcıları” olacaktır.

Sosyalizm “gerçekçi” mi değil mi?

Bugün böyle bir sorunun insanların kafasında örneğin 1990’lara göre daha az dolaştığı kanısındayım. 1990’larda özelleştirmeleri savunmak için “Canım devlet bakkallık mı yapar” deniyordu… İşler düşündükleri gibi gitseydi bu düşünce “Devlet doktorluk da yapmasın, öğretmenlik de” noktasına kadar gidebilirdi. Bugünse örneğin COVID-19 salgını nedeniyle neredeyse herkes sağlık hizmetlerinin ve kuruluşlarının tamamen devletleştirilmesini isteyecek…

Değilse, sağlık söz konusu olduğunda örneğin Küba’yı “gerçeklikten” ya da “gerçekçilikten” uzak bulanlar içlerine sindirdikleri gerçeklik ve gerçekçilikle yaşamaya devam etsinler…

Kitapta son otuz yıl açısından günümüzün çok daha fazla umut barındırdığını vurguluyorsunuz? Bunun nedenini öğrenebilir miyiz?

Kitapta söylediğim şuydu: 1990’dan bu yana geçen 30 yılı alırsak bu dönemin son 6-7 yılı öncesine göre daha fazla umut vaat ediyor…

Daha önce de anlatmaya çalışmıştım. Yeni çıkan kitapta ise şöyle deniyor: “(…) 1989’u izleyen yirmi yılda özneler kendilerini ağırlıklı olarak yaşanmış sosyalizm deneyimlerinin olumsuzluklarına göndermede bulunarak tanımlarlardı (…) Son dönemde ise geçmiş sosyalizm deneyimlerine göndermeler azaldı, onun yerini yaşanan kapitalizmin eşitsizliklerine, adaletsizliklerine, toplumun geniş kesimini gözden çıkaran gaddarlığına yapılan vurgular aldı.”

Çok uzatmadan, işin bir de ideolojik yanına bakarsak dün “Ancak bu olabilir, alternatif yok” söylemi baskınken bugün “Böyle olmamalı, bir alternatif olmalı” düşüncesi yaygınlaşıyor. Bu, elbette insanların böyle düşünüp sosyalizme sarılmaları anlamına gelmez, ama sosyalistlerin elinin eskisine göre rahatladığını gösterir.

Son olarak, gerçi sen sormadın ama içimde kalmasın: Dünyanın hiçbir yerinde ve tarihin hiçbir döneminde sosyalizme ilgili olup da yetişkinlerin kapağını bile kaldırmamalarını gerektirecek ölçüde gençler için ya da gençlerin yanına bile yaklaşamayacakları kadar yetişkinler için yazılmış kitap olmamıştır olamaz.

Biraz reklam gibi oldu; ama “Abi gençler için yazıldığına göre biz okumasak da olur” diyenlerle karşılaştığım için ekleme gereğini duydum.