Melankolinin ufku

Geçmişin trajedilerini ve kaybedilmiş savaşlarını sorumluluk ve borç gibi gören sol melankoli için bunlar kurtuluş vaadidir de aynı zamanda. Geleneksel melankoli anlayışı yerine harekete geçirici, politikleştirici ve yenilgilerden ders alan yeni bir melankoli anlayışı öneren Traverso, Marksizm’in tarihini sol melankolinin ışığında yeniden düşünmemiz için umut verici bir analiz geliştiriyor.



18-10-2020 00:02

Ufuk Akkuş

Marksist filozof Frederic Jameson; bir yazısında dünyanın sonunu hayal etmenin kapitalizmin sonunu hayal etmekten daha kolay olduğunu söyler. 1917 Petrogradı’ndan, 1979 Manguası’na varan, 1936’da Barcelona’ya, 1968’de Paris ve Prag’a uğrayan mücadelelere ilham vermiş, yüzyılın en korkunç dönemlerinde direnç gösterip Nazi Avrupası’nda direniş hareketlerini cesaretlendiren umut ilkesi reel sosyalizmin 1989 yılında itibaren aldığı yenilgiyle sona erdi. Sosyalizmin tarihi, sosyalizmi iki yüzyıldır besleyen yenilgilerin toplamı adeta. Enzo Traverso “Solun Melankolisi” adlı kitabında; son yenilginin diğerlerinden farklı olduğunu, bu yenilginin bir savaşın ardından gelmediğini ve koltukları kabartmadığını vurgulayarak bir asrın sonunu getirdiğini, bu haliyle de boğucu ve dayanılmaz hal alan bir çöküşler silsilesini kendinde özetlediğini söyler. Traverso’ya göre böyle tarihi bir yenilgiden doğan ve tüm bir nesli etkileyen melankoli, tepki vermenin, yas tutmanın ve yeni bir başlangıç için hazırlanmanın zorunlu bir öncülüdür. Melankolik bakış, ölmüş ve girdabın içinde yutulmuş bir geçmişle kurulan patolojik bağı derinleştirmek yerine, travmaların atlatılmasına imkan sağlayabilir.

Gelecek zaferlerin yenilgilerden doğabileceğini öne süren Traverso, Marksist klasiklerden de örnek vererek bazı argümanlar ortaya koyar. Marx’ın 1852’de III. Napolyon’un Fransa’da yaptığı darbenin akabinde kaleme aldığı, Louis Bonapart’ın 18 Brumaire’i kitabında yaptığı burjuva devrimleri ile proleter devrimleri arasındaki farkı işaret eder. Marx’a göre burjuva devrimleri başarıdan başarıya doludizgin koşarken, sosyalist devrimler koşarken hep ara verir, halledilmiş görünene geri dönüp yeniden başlar. Yenilgilerinden ders almışlardır, müttefiklerini daha iyi seçmelerine, silahlarını saptamalarına ve projelerini belirlemelerine imkan tanımıştır. Böyle yenilgilerin altında ezilecek değillerdir, zira gelecek onlara aittir. Rosa Luxemburg da bir yazısında; 1831’in Lyonlu dokumacılarından İngiliz Çartistlere, 1848 devrimlerinden Paris Kömünü’ne 19. Yüzyıldaki bütün başarısızlıkları hatırlatıyor, sosyalizmin her daim daha güçlü ve daha geniş bir tabanla geri döndüğünü vurguluyor ve gelecek zaferlerin bu yenilgilerden doğacağını belirtiyordu. Yenilgiler sosyalist hedefe de devrimci güçlerin bu hedefleri yerine getirebilme kapasitesine de şüphe düşürmüyordu. Yapılması gereken bu başarısızlıklardan stratejik ve taktik dersler çıkarmaktı. Nihai yenilgiler değildi bunlar, kaybedilen muharebelerdi yalnızca.

Traverso’ya göre; yenilgi metabolizmasının sırrı felaket kabilinden bir deneyimin (yenilgi, baskı, aşağılanma, zulüm, sürgün) cefası ile bir beklenti ufku ve tarihsel bir perspektif olarak yaşanan ütopyanın inatla varlığını devam ettirmesi arasındaki kaynaşmada saklıdır. Ahmet Kaya’nın bir türküsünde söylediği gibi; devrin cefasını çektik, sefasını süreceğiz. Auschwitz’e sürülen komünistlerin zulme katlanmalarını ve işkencecilerin onların insanlıktan çıkarmak için yaptıklarına direnebilmelerini sağlayan manevi dayanakların temeli onların uç noktalarda “zihnin sınırlarında” yaşıyor olmalarıdır. Sol melankoli ille de reel sosyalizme duyulan bir sadakat değildir. Kaybedilen nesne bir rejim veya ideolojidense bütün kırılganlığına, istikrarsızlığına rağmen hatırlanmaya değer tarihsel bir deneyim mahiyetindeki bir özgürleşme mücadelesi de olabilir.

Reel sosyalizmin sonunun tarihsel bilincimize yeni mecazlar getirdiğini ve mağlupların değil kurbanların hatırlandığını söyleyen Traverso; geçmişin hatalarından ders alan ve Marksist bellek anlayışını sentezleyen Vincent Goeghan’ın “geleceği hatırlamak” tanımını önerir.

Solun melankolisini incelerken; resim sanatı, anıtlar ve sinema filmleri gibi alanlardan da yararlanan Traverso’nun temel izleği, kasvetli ve yenilgilerle dolu olan bir geçmişten içinde umut ve inanç barındıran aydınlık bir geleceğe giden patikanın izini sürmektir. Theos Angelopoulos’un “Ulis’in Bakışı” filminde (1995) Tuna Nehri’nden geçen kırık Lenin Heykeli’ni komünizmin ta kendisi olarak örnekler. Tuna Nehri’ndeki geçit töreni, komünizmin tarih sahnesinden azledilip bir hafıza mekanına dönüşümünü simgeler. Aynı zamanda kökene dönüş de mevzu bahistir. Komünizmin yeniden düşünülmesi ve yeniden inşa edilmesi gerekmektedir. Lenin’in Tuna boyunca süren, dua eden bir kalabalığın izlediği ve Eleni Karaindrou’nun hüzünlü orkestra müziğinin eşlik ettiği yolculuğu, hem cenaze töreni hem de aydınlanma anıdır. Hristiyan gelenekte bir tebliğdir. Bu yolculuk sahneyi cenaze merasimi havasıyla kuşatır ama nihai anlamı T.S. Eliot’tan ödünç aldığı ve filmin kahramanlarından birine atfettiği formülde gizlidir: “Başlangıcım sonumdadır benim.” Yunan mitolojisindeki Dionysos gibi Lenin de yeniden doğabilir. Bu bir zafer ilanı değil, her şeyin sil baştan inşa edilmesi gerektiği gerçeğinin kabulü üzerine sosyalist bir bahistir.  

Solun Melankolisi kitabında sosyalizmin ve marksizmin tarihini melankolinin ışığında yeni baştan düşünen Traverso, sol melankolinin izlerini doktrin bazlı üretimler ve teorik tartışmalardansa sosyalist imgelemin birçok dışavurumunda daha kolay tanınıp yakalanabileceğini öne sürmüştür. Dahası teorik tartışmaların bunlara eşlik eden kolektif imgelem düşünüldüğünde yeni anlamlar kazanabileceğini belirtmiştir.

Solun Melankolisi; tarihin sona ermediğini, melankolik solun tarihsel belleğini koruyarak ve yenilgilerden ders çıkararak aydınlık bir dünya kurmak amacıyla özgürlük mücadelesini sürdürmesinin ipuçlarına ilişkin tartışmalar barındıran bir kitap.

KÜNYE: Solun Melankolisi Marksizm, Tarih ve Bellek, Enzo Traverso, Çev. Elif Ersavcı, İletişim Yayınları, 2018, 348 Sayfa.