Medya aleminde kusursuz fırtına

“Bu anlamda ve daha somut bir içerikte kullandığımız 'tarihsel blok' kavramıyla, 2002’de AKP’nin iktidara gelmesini yeni bir toplumsal formasyona geçişin ilk adımı olarak okumakta, 2002 öncesi Türkiye’sini ise politik düzlemde 'yerleşik tarihsel blok' olarak adlandırmaktayız.”



15-08-2021 13:47

Şilan Geçgel

Eduardo Galeano, haftalık gazete Marcha’da çalıştığı bir dönemde Cezayirli bir öğrenci başkanı ile olan sohbetini okura aktarırken;

“O dönemlerde, işkencenin, ulusal bir geleneğe dönüşeceğini sanmıyordum. On beş yıldan beri, kesintilerin, ülkemin karargâh ve hapishanelerindeki aşırı elektrik kullanımı yüzünden sıklaştığını bilmiyordum” diyor.

Galeano, bir sonraki gün hangi muhalif gazetecinin “faili meçhul” bir cinayete kurban gideceğinin bilinmediği zamanların ve mekânların gazetecisi. Elektrik kesintileri ve halka uygulanan işkence arasındaki o ince mesafe de Galeano için bir öğrenme ve kayda düşme anından sadece biri. Tıpkı Galeano gibi, bugün dünyanın neredeyse her yerinde hüküm süren açlığın, yoksulluğun, zulmün; anlatılması, duyurulması, kayda düşülmesi için büyük çaba harcayan gazeteciler var.

“Ben okumayanlar için yazıyorum, ezilmişler için, yüzyıllardır tarihe geçebilmek umuduyla kuyrukta bekleyenler, kitap okuyamayanlar ve kitap alacak parası olmayanlar için” diye yazan Galeano gibi; “ötekiler” için yazanlar, düşünenler ve yaşayanlar var.

Yordam Kitap, her yaştan okurun dikkatini çeken Gençlerle Baş Başa serisine yakın zamanda yeni bir kitap daha ekledi: Gençlerle Baş Başa Habercilik ve Medya. Serinin bu kitabı, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza attığı için 1 Eylül 2016’da 672 Sayılı KHK ile üniversitesindeki görevinden ihraç edilen Vahdet Mesut Ayan tarafından kaleme alınmış; ancak bu kitap, yazarın ilk kitabı değil.

Künye: AKP Devrinde Medya Âlemi, Vahdet Mesut Ayan, Yordam Kitap, 2019, 319 Sayfa.

Okur, bu kitaptan evvel, yazarı, yine Yordam Kitap’tan çıkan ilk kitabı ile tanıyor. Ayan’ın, doktora tezinin revize edilmesi ile hayat bulan AKP Devrinde Medya Âlemi (2019), tabiri caizse yazarın “derdini” okura izah eden önemli bir tanışma metni. Takip edebildiğimiz kadarıyla; her muhatabına yazdığı tezin/kitabın “derdini” soran Vahdet Mesut Ayan, kendi derdini de bu kitapla anlatmış diyebiliriz.

Künye: Gençlerle Baş Başa: Habercilik ve Medya, Vahdet Mesut Ayan, Yordam Kitap, 2021, 127 Sayfa.

Ayan’ın, Türkiye medyasının 2002- 2018 yılları arasında geçirdiği dönüşümü konu edinen bu çalışma, Yeni Türkiye- Eski Türkiye kavramlarına ve bu kavramların; iktidar sahipleri ve sermaye sınıfı ile olan etkileşime odaklanarak başlıyor. AKP dönemi medyayı ve bu medyanın kaybettiği otonom yapısını aktarırken; 90’ların yolsuzluk ve sansasyonel haberlerine de değinen yazar; okuru, haberin metalaşması ve siyasi iktidarın/ sermaye sınıflarının medyaya olan bu ilgisinin arka planı üzerine düşünmeye davet ediyor. Daha da önemlisi, yazar, AKP ve medyanın bugününü açıklamaya çalışırken, konuyu Marksist bir bakışla ele alıyor. Bunun için Gramsci’nin tarihsel blok kavramını ise bir anahtar olarak kullanıyor.

Türkiyeli okurların, daha çok hegemonya, ideoloji, aydınlar, devlet ve sivil toplum gibi temel tarihsel tartışmalar/ kavramlar ile bildiği Marksist filozof Gramsci’nin, soyut olarak ele aldığı tarihsel blok kavramı, Ayan tarafından belirli tarihsel dönemleri belirtmek üzere somut olarak ele alınıyor:

“Bu anlamda ve daha somut bir içerikte kullandığımız “tarihsel blok” kavramıyla, 2002’de AKP’nin iktidara gelmesini yeni bir toplumsal formasyona geçişin ilk adımı olarak okumakta, 2002 öncesi Türkiye’sini ise politik düzlemde “yerleşik tarihsel blok” olarak adlandırmaktayız.” (Ayan, 2019:18)

AKP iktidarının medya ile olan ilişkilerini 3 ana zaman aralığında ele alan yazar, bu zaman aralıklarını belirlerken AKP’nin iç ve dış kimi kırılmalarını da gözetiyor. Bu kırılma anlarının medyaya etkisinin ise özellikle altını çiziyor.

Bu bağlamda, 2002- 2008 yılları arasındaki durumu “Mevzi Savaşları” başlığı ile inceleyen yazar; 2008- 2013 yılları arasını “Yeni Bir Tarihsel Blok Kurulurken” ve 2013- 2018 sürecini ise “Sarsıntılar Ortasında Salvolar” olarak tanımlıyor. Eski Türkiye, Yeni Türkiye kıyaslamasına sık sık başvurmak zorunda kalınan böylesi üretimlerde, yazarın bir meziyeti olarak öne çıkan en önemli özgünlük; yazarın, Yeni Türkiye kötülerken, Eski Türkiye’yi güzellemiyor oluşu olsa gerek.

İlk kitabından yaklaşık 2 yıl sonra; Gençlerle Baş Başa Habercilik ve Medya’yı kaleme alan Ayan, bu kitabında, bir söyleşi sonrası sohbet ettiği üniversite öğrencisi Melis’in sorularını yanıtlıyor. Serinin diğer kitaplarında da olduğu gibi soru- cevap şeklinde akan bu keyifli söyleşi; bizi, matbaanın icadından ilk Osmanlı gazetelerine, Abdülhamit baskısından 12 Eylül’ün gazetecilerine ve oradan AKP Türkiye’sine uzanan öğretici bir yolculuğa çıkarıyor.

Gazete küpürleri, filmler ve bazı dizilerin de sohbete dâhil olduğu bu yalın anlatımda Melis soruyor, yazar yanıtlıyor… Her iki kitabında da Rus Edebiyatı yazarlarına atıf yapan yazarın, muhtemelen iyi bir edebiyat okuru olması sebebiyle, Rus roman karakterleri sayfaların arasında gezinip duruyor. Bu nedenle okur, tam medyanın bugününe efkârlanacakken; Gogol’ün, meşhur karakteri Çiçikov’a rastlayıp, bir selam verebilir.