Marmara Denizi’nde müsilaj tehlikesi devam ediyor: Yaşama elverişli değerler sınırın altında

MAREM’in müsilajın Marmara Denizi ekosisteminde bıraktığı etkiler çalışmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Hidrobiyolog M. Levent Artüz, müsilajın olduğu gibi Marmara Denizi’nde durduğunu ama şeklinin farklı olduğunu söyledi.



15-09-2021 09:00

İleri Haber

Marmara İzleme Projesi (MAREM) bünyesinde yapılan “Kütlesel Müsilaj Oluşumunun Durumu ve Marmara Denizi Ekosisteminde Bıraktığı Etkiler” başlıklı çalışmanın sonuçları açıklandı. Buna göre, Marmara Denizi genelinde müsilaj kütlesi mevcut halde bulunuyor. Form değiştirerek tüm su kütlelerini farklı derinliklerde etkilemeye devam eden müsilaj, farklı bölgelerde farklı oranlarda bakteriyolojik olarak parçalanmaya başladı.

Sevinç ve Erdal İnönü Vakfı bünyesinde sürdürülen MAREM kapsamında 06 Ocak 2021 tarihinden bugüne, Marmara Denizi genelinde toplam 200 istasyon ve 450 farklı noktada araştırmalar sürdürülüyor. Bu araştırmalar kapsamında Marmara Denizi’ni etkisi altına alan müsilaja ilişkin yapılan çalışmaya ise MAREM ekibinin yanı sıra Tekirdağ Namık Kemal üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Haliç Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Trabzon Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü, Türkiye Kimya Derneği üyesi olan bilim insanları ve bağımsız su ürünleri mühendisleri ekibi de katıldı.

¨Ciddi bir felaket kapıda olabilir¨ başlığıyla yayımlanan sonuçlarda müsilajın Marmara Denizi için hala büyük bir tehlike olduğu saptamasına yer verildi. MAREM Proje Lideri Hidrobiyolog M. Levent Artüz, çalışmanın sonuçlarını İleri’ye değerlendirdi.

‘ANA SORUN MARMARA DENİZİ’NİN KİRLETİLMESİ’

¨Müsilaj sadece Marmara Denizi’nin kirletilmesi sürecindeki bir olgudur¨ diyen Artüz, bu tip olguların geçmişte kırmızı su (red-tide), denizde yeşil renk değişimleri, denizanası istilaları, farklı türlerdeki artış-azalış dalgalanmaları ve benzer şekillerde gözlendiğini söyledi.

Ana sorunun Marmara Denizi’nin kirletilmesi olduğunu vurgulayan Artüz, ¨Kirlenme direkt olarak ekosisteme etki etmekte, kirletici unsurlara dayanabilen canlılar kalmakta, dayanamayanlar ise ya ortamı terk etmekte ya da ölüp gitmektedir. Bu durum sonucunda rekabet şartları da değiştiğinden ortamda kalan türler avantajlı hale geçip büyük miktarlarda çoğalabilmektedir¨ şeklinde konuştu.

‘ERGENE NEHRİ’NİN KİRLETİCİ UNSURLARI MARMARA DENİZİ’NE BASILIYOR’

Müsilajı yaratan bitkisel planktonun bu sürecin bir noktasındaki durum yansıması, müsilajın ise bir nihai ürün olduğunu sözlerine ekleyen Artüz şöyle devam etti:

¨Ekosistem üzerindeki ana etki Marmara Denizi’nin umarsızca kirletilmesi ve her şeye rağmen buna devam edilmesidir. Uzun vadede de görünen köyün kılavuza ihtiyacı olduğunu sanmıyorum, hele de kasım-aralık ayında uygulamaya başlanan, Ege Denizi’ne akan dünyanın en kirli akarsuyu olarak kabul edilen Ergene Nehri’nin kirletici unsurlarının toplanıp, 50 kilometre yol kat ettirilip, Tekirdağ önlerinden Marmara Denizi’ne basılmaya başlandığı düşünülecek olursa!¨

‘KAMUOYU MÜSİLAJIN ÖRTÜ SAFHASIYLA İLGİLENİYOR’

Şu an deniz yüzeyinde müsilaj tabakasının neden görünmediğini açıklayan Artüz, müsilajın sürekli form değiştiren organik bazlı bir yapı olduğunu söyledi ve kamuoyunun ilgilendiği müsilajın “örtü” adının verildiği safhası olduğunu vurguladı.

¨Müsilaj da doğadaki her organik madde gibi sonunda bakteriyolojik olarak parçalanıyor¨ diyen Artüz, şöyle devam etti:

¨Marmara Denizi'nde bu parçalanma çok yavaş, çünkü kirlenme dolayısı ile yeterli çözünmüş oksijen yok. Buna rağmen belirli bir süre sonra parçalanacak, ancak onu parçalayacak bakteri biyokütlesi yeni ve müsilaj olgusunu da aratacak problemleri oluşturacağını belirtmiştim. Şu an tam da o noktadayız. Belirttiğim gibi aynı uygulamalara devam edip farklı sonuçlar bekler haldeyiz. Bu durumun adını da siz koyun.¨

‘YAPILMASI GEREKEN TEK ŞEY MARMARA DENİZİ’Nİ ALICI ORTAM OLARAK KULLANMAMAK’

İdari kurumların müsilaja karşı yapması gereken tek şeyin Marmara Denizi’ni alıcı ortam olarak kullanmamak olduğunu söyleyen Artüz, ¨Bu çerçeveden hareketle; acilen tüm düzenlemelerin yapılıp, hiç vakit kaybetmeden radikal bir şekilde hayata geçirilmesi gerekli. Bir kez daha tekrar etmek isterim, sorun müsilaj sorunu değil, sorun Marmara Denizi’nin umarsızca kirletilmesi¨ diyerek sözlerini sonlandırdı.

Çalışmanın sonuçlarından öne çıkanlar ise şu şekilde:

- Marmara Denizi su kütleleri bağlamında deniz kirliliği ile direkt etkili parametrelerde kirliliğe bağlı çok ciddi değişimler ölçüldü.

- Özellikle Ergene Deşarjının etki alanı olan orta Marmara Denizi kesitinde her iki su kütlesinde yaşama elverişli değerler çok ciddi şekilde sınırların altına düştü.

- Biyoçeşitlilik bakımından yapılan örneklemelerde, aynı istasyonlardan geçmiş senelerde yapılan örneklemelere oranla tür çeşitliliği büyük ölçüde düştü.

- Marmara Denizi genelinde müsilaj kütlesi mevcut halde bulunuyor. Form değiştirerek tüm su kütlelerini farklı derinliklerde etkilemeye devam eden müsilaj, farklı bölgelerde farklı oranlarda bakteriyolojik olarak parçalanmaya başladı.

- Örnekleme yapılan tüm istasyonların tüm üst su kütlesinde müsilajı parçalayan baskın bakteri grubu olarak vibrio grubu tespit edildi. Yapılan araştırmalarda, balık midye ve istakoz gibi canlılarda görülen Vibrio enfeksiyonlarının insanlara geçebildiği saptandı.