Marksist teoride gezintiler

Kapitalist toplumun bütünü açısından toplam sermaye, tüm yaşamları canlı faaliyetlerinin her günkü yabancılaşmasından oluşan insanların kuşaklar boyunca ortaya koydukları ödenmemiş emek miktarına eşittir. Başka bir deyişle, karşısında insanların yaşam güçlerini sattıkları sermaye, insanların satılmış faaliyetlerinin ürünüdür ve insanın bir iş gününü daha sattığı her gün, kapitalist gündelik yaşam biçimini yaşamayı sürdürmeye karar verdiği her an yeniden üretilir ve genişletilir. Kötüleşen iktisadi durumumuza ilişkin Marx’ın çözümlemesini kavramaya çalışırken işe karışan kişisel ve siyasal kaygıların hiç bu kadar yüksek olmadığı bir zamanda Marx’ın fikirleriyle ilgili daha dengeli ve eksiksiz bilgiye kavuşma gereksinimi her zamankinden daha büyüktür.



09-05-2021 00:17

Ufuk Akkuş

Çağdaş Marksist düşünürlerden Bertell Ollman ve Kevin B. Anderson, 20. yüzyılda Marksizm üzerine yazılan makaleleri sekiz bölüm ve 31 makale olarak bir araya getirdiği  “Çağdaş Marksizm Seçkisi Yüzyıla Damga Vuran Metinler “  adlı kitapta; bir makaleyi iyi bir Marksist makale yapan nedir, sorusu etrafında, Marksistlerin hangi sorunları incelemeye eğilim gösterdiklerini, neleri öne çıkarıp sorguladıklarını, açıklamaya ve değiştirmeye çalıştıklarını, hangi varsayımlardan hangi amaçla yola çıktıkları ve hangi bakış açılarına ve kategorilere öncelik verdiklerini ortaya koymaya çalışıyorlar. Ollman ve Anderson, bir mütevazılık örneği sergileyerek kendilerininkinin mütevazı bir çaba olduğunu, son yıllardaki önde gelen Marksist yazarlardan bazılarının çok geniş yelpazedeki yaptıkları seçkin çalışmalardan örnekler sunarak kısmi yanıtlara ulaşmaya çabaladıklarını söyleseler de derleme aslında kapitalist sistemin kapsamlı ve derin bir Marksist eleştirisini sunuyor.

Ollman; Newyork Üniversitesi Siyaset Bilimi profesörlerinden olup aynı üniversitede diyalektik yöntem ve sosyalist teori üzerine dersler vermektedir. Ollman’ın pek çok kitabı Türkçeye çevrilmiştir. Kevin B. Anderson ise Kaliforniya Üniversitesi Siyaset Bilimi Sosyoloji ve Feminist Çalışmalar profesörüdür. Anderson’un üç kitabi Türkçeye çevrilmiştir.

Kitap 13 tematik bölümde tarihten günümüze kadar Marksist alanda yer alan önemli makaleleri bir araya getiriyor. Gerek hacimli olması gerekse akademik düzeyde kaleme alınan makalelerden oluşması kitabın kolay okunmasını güçleştirebilir. Ancak Marx’ın “Gerçekliğe ulaşmak için bilimin sarp patikalarına tırmanmanız gerekir.” sözünü de akıldan çıkarmamakta yarar görüyorum. Ayrıca daha çok ilgi duyulan konulara odaklanarak seçici bir okuma da yapılabilir. Kuram ve yöntem, ekonomi politik, devlet ve siyaset, birey ve toplum, kültür ve din, tarih, sömürgecilik, ırk ve cinsiyet, çevrebilim başlıklı konular değişik Marksistler tarafından ayrıntılı olarak değerlendiriliyor.

Marx’ın fikirlerini anlamak için öncelikli kaynak elbette onun yazdıklarıdır. Ama Marx’ın planladığı halde ele alamadığı devlet, uluslararası ticaret vb konular ile yapıtları arasında bölük pörçük bir şekilde yer almasına karşın kitap haline getirmediği diyalektik, sınıf mevzusu ve diğer konular çağdaş Marksistlerce geliştirilmeyi beklemektedir. Bu konuda önemli çabaların varlığı bilinmekle beraber yeni eğilim ve durumlara karşı Marksist açıdan yaklaşım denemeleri araştırmaları sürmektedir. Marx’ın ve onu takip eden bazı Marksistlerin döneminde gündemde olmayan yapay zeka, dijital teknoloji, yeni sınıf oluşumu ve ilişkilerin ortaya çıkması gibi konuların yanı sıra ekolojik durum ve kadın hareketi konusunda hem Marksist hareketin yeni duruma yönelik hem de ekolojist ve feminist hareketin söyleyeceği çok şeyler olmalı. Ollman ve Anderson; Marx’ın ölümünden sonra kapitalizmde meydana gelen yeni değişmeleri dikkate alma zorunluluğu ve bazılarınca Marksizm’in güncelleştirilmesi gerekliliği üzerine vurgularının yanı sıra Marx’ın ihmal ettiği alanların da irdelenmesi ihtiyacını göz önüne alarak daha iyi bir dünyanın inşasına Marksizm’in katması gerekenlerin tümünden etkili şekilde yararlanmak için bu tür çalışmalara büyük ihtiyaç olduğunu belirtirler.

Kuram ve yöntem bölümünde; Batı Marksizmi’nin öncülerinden ve meta fetişizmini Marksist kuramın merkezine yerleştiren Lukacs makalesinde, makineleşmiş kapitalist üretimin ayırıcı özelliği olarak işçinin parçalanmışlığını vurgulayan bir kapitalizm kavramı geliştiriyor. Bu bölümün diğer yazılarında Marksizm ve özgürlük ilişkisi; Hegel’in yabancılaşma, çelişki ve öznellik kavramları çerçevesinde inceleniyor. Ayrıca diyalektik meselesi, “içsel ilişkiler felsefesi” aracılığı ile serimleniyor. Alman idealist eleştiri kategorisini Markx’ın nasıl kullandığı ve alaşağı ettiği de başka bir makalede değerlendiriliyor. Ekonomi politik bölümünde, ekonomi politiğin yani burjuva iktisadının Marksist eleştirisi üzerine yoğunlaşılıyor. Ekonomik kriz meselesi sadece türev araçlara ve diğer finansallaşma biçimlerine dayanan hayali ya da spekülatif sermayenin çöküşü çerçevesinde incelenmekle kalınmıyor, emekçi halkın yaşam koşullarında krizden önce var olan ve kriz sonrasında derinleşen yapılanma çevresinde inceleniyor. Sistemde daha esaslı bir değişiklik yapmak yerine, sermayenin daha sıkı düzenlenmesine yönelik çağrılar eleştiriliyor. Fabrika işçilerinin yirminci yüzyıl sonlarındaki deneyimlerine meta fetişizmi ve artı değer kavramları ışığında yaklaşan makalenin yanı sıra Latin Amerika, Asya ve Afrika’nın az gelişmiş olmaktan çok tarımsal kapitalizmin bağımlı biçimleri olarak gelişmiş olduğunu ve bu çevresel bölgelerin yalnızca merkezi oluşturan Avrupa’da kapitalizmin kökeni açısından değil, varlığını sürdürmesi açısından da kritik önem taşıdığının altı çiziliyor. Yeni emperyalizm başlıklı yazı; ABD’nin hem siyasal hem de iktisadi açıdan zayıfladığını, 21. yüzyılda çok sayıda ve uzayıp giden savaşlara sığınması giderek zayıflayan bir küresel hegemonyayı ayakta tutmaya yönelik umarsız bir stratejiyi temsil ettiği belirtiliyor.

Marx’ın planları arasında olup da yazmaya ömrünün yetmediği devlet ve siyaset başlıklı bölümde ABD anayasasındaki düzenlemelerin merkezi hükümeti sınırlamaktan çok halk gücünü denetlemek üzere tasarlanmış olduğu savunuluyor. Yaygın bir algı olan Kuzey-Güney çatışması algısına karşı günümüzde gerçek çatışmanın bölgesel bir düzeyde örgütlenmiş uluslararası hakim ve hükmedilen sınıflar arasında olduğu öne sürülüyor. Hukuki ve iktisadi kurumların ilişkisinin ele alındığı makalede; Marx’ın indirgemeci olduğu ve hukuku sırf iktisadi güçlerin bir yansıması sayıldığı görüşünü savunanlara meydan okuyarak hukukun bazen de ekonomiyi etkilediğini ortaya koyuyor. Nicos Poulantzas ile Ralph Miliband arasındaki incelikli tartışmada da devlet aygıtı sermaye ile ilişkili olarak göreli özerk midir, yoksa sermaye ile daha araçsal bir ilişki içinde midir? soruları etrafında ele alınıyor.

Diğer alanlara göre daha az işlenmiş bir konu olan birey meselesine bakış, birey ve toplum bölümünde ele alınıyor. Erich Fromm’un savunduğuna göre; psikoloji Marx’ın sermaye eleştirisini kucaklayarak, insan davranışına ilişkin kavrayışını derinleştirebilir. Bir başka makalede; kapitalist üretim tarzındaki değişikliklerle sıklıkla ilişkilendirilmeyen sorunlar olarak suç ve ceza konusu işleniyor. Ceza şiddetinde ve yaygınlığında çeşitlenme, suçun niteliğinin değişmesi nedeniyle değil, daha çok sermayenin ihtiyaç duyduğu emek gücünün tipindeki ve miktarındaki değişiklikler nedeniyle meydana gelmiştir. İşçi sınıfının psikososyal durumu üzerine odaklanan yazıda ise; ABD’deki işçi sınıfının yaşam ve çalışma koşulları araştırılarak, geniş çoğunluğun içinde bulunduğu güvensizlik ve korku dolu bir yaşam betimleniyor.  

Kültür ve Din konusunun işlendiği bölümde; Frankfurt Okulu kuramcılarından Max Horkheimer ile Theodor Adorno; Hollywood filmlerinden, ana akım popüler müzikten, çizgi filmlerden ve popüler kültür alanındaki diğer şirketsel kapitalist ürünlerden oluşmuş olarak tanımladıkları kültür endüstrisi eleştirisini geliştiriyorlar. Kültür endüstrisi, kapitalist imalat yöntemlerini kültürel üretime sokmakla kalmaz, aynı zamanda geleneksel halk kültürünün eleştirel içeriğini kapitalizm yanlısı ve uyumcu bir doğrultuda sığlaştırıp yavanlaştırır. Fredric Jameson; kapitalizmde kültürün gelişiminde güncel bir alan olan postmodernizmi irdeliyor. Jameson’a göre; bu yeni kültürel biçimlerdeki metalaştırılmışlık, derinliksizlik ve duygusuzluk geç kapitalizmin kültürel mantığını ifade etmektedir. Marx ile Nietzsche’yi din alanı da karşılaştıran makalede; Nietzsche’nin eleştirisinin esas olarak seçkinci, tutucu ve antihümanist iken, Marx’ın eleştirisinin eşitlikçi ve özgürlükçü olduğu üzerinde duruluyor.

Tarih bölümünde; E. P. Thompson, İngiliz işçi sınıfının 1789’dan 1840’lara kadar yaşam standardını ve sömürü düzeylerini ele alıyor. Bir bütün olarak yeni oluşan işçi sınıfının erken dönem sanayi devrimini bir felaket olarak yaşadığını savunuyor. Perry Anderson’ın makalesi; Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Batı Avrupa’da feodal üretim tarzının doğuşunu inceliyor ve siyasi gücün ademi merkezileşmesi, serflord ilişkisi ve yarı bağımsız kentlerin gelişmesine odaklanıyor. Ste Croix ise; geç dönem Roma’nın gerilemesini incelediği çalışmasında; bedensel cezalandırmayı, hapsetmeyi ve işkenceyi kapsayan sert vergi toplama sistemini sorgulayarak üst sınıfların vampir gibi bir sızdırma süreciyle toplumun kanını emdikleri ve köylüleri mahvettikleri argümanını geliştiriyor. Croix’e göre; üst sınıflar böyle yaparak hem kendi vergi tabanlarını hem de ordunun asker devşirdiği ana kaynağı kurutmuşlardır.

Sömürgecilik, Irk ve Cinsiyet üzerine odaklanan bölümde; ABD’de zencilere ve iç savaşa ilişkin denemede, hem köleliğin kaldırılması hareketini inceleniyor hem de o dönemdeki sınıfsal bileşim çözümleniyor. Oliver C. Cox; geniş toplumsal-tarihsel açılardan kapitalizmi, köleliği ve ırkçılığı inceleyen makalesinde; ten rengi önyargısı biçimindeki ırkçılığın gerek Yunan-Roma gerekse Orta çağ dönemlerindeki modern öncesi Avrupa uygarlığının yaygın olarak benimsenen bir özelliği olmadığını savunuyor. Çağdaş biçimiyle ırkçılık, erken kapitalist dönemde milyonlarca Afrikalının köleleştirilmesinden sonra ortaya çıkmıştır. Toplumsal cinsiyeti ele alan makalede ise yeniden üretime/üremeye ve cinsel iş bölümüne ilişkin feminist bir tarihsel maddecilik geliştiriliyor. Kevin Anderson, Marx’ın son dönem yazılarına ilişkin incelemesinde Marx’ın Rusya’da köy komünizmi ile ilgili 1877-1881 arası yazılarının yanı sıra, Batı dışı ve kapitalizm öncesi toplumlar ile toplumsal cinsiyet konusunda 1879-1882 arası yazılmış olup hala bir kısmı yayınlanmadan duran defterleri açığa çıkarıyor.

Kitabın son bölümü çevrebilimde; John Bellamy Foster, çevrebilimin Marx’ın yazılarında sonradan ihmal edilmiş olsa bile merkezi önem sahip bir konu olduğunu savunuyor. Foster, Marx’ın “metabolik çatlak” diye adlandırdığı kavramına eğiliyor. Metabolik çatlak kavramı kapitalist tarımsal üretimin insanlar ile dünya arasında sağlıklı bir etkileşimin temelini yıkıp yok ettiğini ifade ediyor. Paul Burkett, Marx’ın komünizm anlayışını incelediği yazısında; Marx’ın üretime yaptığı vurgunun sürdürülebilirliği dışladığı yolundaki yaygın kanıları çürütüyor. Marx’ın desteklediği komünal üretim tipinin ortak mülkiyete yaşatılan trajediden uzak durduğunu, çünkü bunun akılcı şekilde planlandığını ve doğayı sömürmeyi insanın doğuştan gelen bir hakkı saymadığını savunuyor.

Kapitalist sistemin Marksist analizini yaparak geleceğin özgür dünyasına ilişkin tahayyülleri değişik başlıklar altında inceleyen seçilmiş makalelerden oluşan kitap, günümüzün sorunları ve bu sorunları aşmanın yolları konusunda oldukça derin ve çok yönlü bir pusula sunuyor.

 

Künye: Çağdaş Marksizm Seçkisi Yüzyıla Damga Vuran Metinler, Bertell Ollman-Kevin Anderson, Çev. Şükrü Alpagut, Yordam Kitap, 2018, 624 Sayfa.