TİP Genel Başkanı Erkan Baş'tan üçüncü ittifak açıklaması

TİP Genel Başkanı Erkan Baş'tan üçüncü ittifak açıklaması

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında ittifak ilişkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, Türkiye'nin üçüncü bir ittifaka olan ihtiyacını dile getirdi.

İleri Haber

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye'de emekçilerin de temsil edileceği bir üçüncü ittifaka ihtiyaç duyulduğunu belirten Baş, bu kapsamda yapılan görüşmelere ilişkin bilgi verirken  "Türkiye'nin bütün siyasi dengelerini alt üst edecek kadar etkili bir politik güç olarak ortaya çıkacağına ilişkin inancımızı paylaşmak istiyorum. Hep birlikte başaracağız" ifadesini kullandı.

Eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) mensubu Mehmet Eymür'ün işkence itiraflarına da değinen TİP Genel Başkanı Baş, Millet İttifakı'nda yer alan isimlere seslendi. "Konuşuyorlar ancak iş kendi suçlarına geldiği zaman anlatmaktan imtina ediyorlar" eleştirisinde bulunan Baş; Meral Akşener, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu'na konuşma çağrısında bulundu.

Erkan Baş'ın açıklamalarından satır başları şöyle:

'ANADOLU ZİYARETLERİMİZİ, YENİ BİR TÜRKİYE'Yİ İNŞA ETMEK ÜZERE SÜRDÜRÜYORUZ'

"Tüm yurttaşlarımızı sevgiyle selamlıyoruz.  Biz TİP milletvekilleri olarak bir taraftan bütçe görüşmelerinde iktidarın sadece Saray’ı ve patronları düşünen, halkı sefalete mahkum eden bütçe teklifine karşı emekçilerin, yoksulların, gençlerin, kadınların sesini en güçlü biçimde duyurmaya çalışıyoruz; diğer taraftan "bir yol var" diye başladığımız Anadolu’yu il il ilçe ilçe gezerek gerçekleştirdiğimiz halk buluşmalarımızı yeni bir Türkiye'yi inşa etmek üzere sürdürüyoruz.

ÜÇÜNCÜ İTTİFAK GÖRÜŞMELERİ

Halk toplantılarından çıkardığımız bir görev ve sorumluluk olarak çeşitli partiler ve demokratik kitle örgütleriyle olası 3. İttifak önerimize dair değerlendirmelerimizi paylaşmak ve dostlarımızın görüşlerini almak üzere çeşitli ziyaretlere başladık. Şu ana kadar parti heyetlerimiz, Halkların Demokratik Partisi, (hdp) Emek Partisi (EMEP) ile Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ile bir araya geldi. Bugün Türk Tabipleri Birliği'ni (TTB) ziyaret edeceğiz, yarın Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ile görüşme gerçekleştireceğiz. Ayrıca Sol Parti ile heyetler arası bir buluşmamız ve bu görüşmelerimiz devam edecek. Türkiye İşçi Partisi’nin önerdiği yolu paylaşıyoruz, birlikte bir yol arayan tüm kesimlerle görüşeceğiz. Siyasi partilerin, sendikaların, meslek örgütlerinin yanı sıra demokratik kitle örgütleri, dernekler ve platformlarla devam edecek bu görüşmelerde, Türkiye’nin yakın geleceği için yaşamsal önemde gördüğümüz 3. ittifaka dair halk toplantılarımızla şekillenen görüşlerimizi paylaşmaya devam edeceğiz.

'ÜÇÜNCÜ İTTİFAK, TÜRKİYE'NİN BÜTÜN SİYASİ DENGELERİNİ ALT ÜST EDECEK KADAR ETKİLİ BİR GÜÇ OLACAK'

İyi yolda olduğumuzu yurttaşlarımıza umutlu olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin bu Saray rejiminden kurtulması için,üzerimize düşen sorumlulukla hareket ediyoruz. Milletvekili seçimlerinde sağcılar arasından tercih yapmak zorunda kalmayacağımızı, Saray rejiminden kurtulmak için güçlü bir toplumsal muhalefet cephesini örgütleyebileceğimizi, bunun herkeste umut yarattığını, yaratacağını görüyoruz. TİP adına özgürlük, eşitlik, demokrasi, laiklik, barış isteyen yurttaşların alternatifsiz kalmayacağını, bunun için bize düşen tüm sorumluluk ve fedakarlıkları yapacağımızı şimdiden ilan ediyorum. Bir yol daha var sevgili yurttaşlar. Biz o yolu görüyoruz, önüne çıkarılan engelleri aşacağız. Ve ortaya çıkacak bu somut seçenek ile 3. ittifakın yeni yolu toplumsal muhalefetin, Türkiye'nin bütün siyasi dengelerini alt üst edecek kadar etkili bir politik güç olarak ortaya çıkacağına ilişkin inancımızı paylaşmak istiyorum. Hep birlikte başaracağız. Başarmak zorundayız.

'ONUR AIR İŞÇİLERİNİN YANINDA OLACAĞIZ'
 
Mesela Onur Air İşçileri için başarmak durumundayız. Emekçiler üzerindeki baskının, sömürünün giderek arttığı, hayatın her geçen gün hepimiz için daha da zorlaştığı günlerde bunu başarmak zorundayız. Onur Air işçilerinden bir mektup iletildi.  Onur Air’de 2020 yılı Ocak, Şubat, Mart aylarında uçuş faaliyetleri maksimum seviyede devam etmesine rağmen pandemi sürecinde görev yapanlar dahil tüm personeli ücretsiz izinde göstererek Kısa Çalışma Ödeneği kapsamında ücretler devlete ödettirilmiştir. 1800’den fazla personel 21 ay maaş almamış, pandemi sürecinde Uçuşlara katılan personel zorunlu SGK ve İŞKUR bildirimleri yapılmadan çalıştırılarak mağdur edilmişlerdir. Çalışanlar, resmi kurumlara şikayette bulunmalarına rağmen ilgili kurumlar çeşitli bürokratik engeller ile iflasa giden bu süreci izlemeye devam etmektedir. Şirketin sermayesinin boşaltıldığı, devlete borçlarını ödenmediği, 2020-2021 yılında zarar ettirildiği, devlet denetimlerinin pasifize edildiği ve mal varlıklarının yurt dışına çıkartıldığı iddia ediliyor. 1800 emekçiden bahsediyoruz. 21 aydır maaşlarını alamıyorlar.  CİMER’e, Ulaştırma Bakanlığı'na başvurmalarına rağmen herhangi bir yanıt alamıyorlar. Onur Air çalışanları bu hafta perşembe günü İstanbul’daki şirket binasının önünde bir kez daha protesto eyleminde olacaklar. Biz de onlara destek amacıyla yanlarında olacağız. 

'DARDANEL İŞÇİLERİNE DAYATILAN KÖLELİK KOŞULLARI, CHP BELEDİYE BAŞKANININ DA İMZASINDAN GEÇMİŞ'

Dardanel işçileri için de başarmak zorundayız. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde en çok kadın çalışan ile övünen Dardanel patronları, kölelik koşullarında çalışmak zorunda bırakılan kadın işçiler tarafından sosyal medyadan ifşa edildi. Kadın tuvaletinin ve kadın soyunma odasının girişlerinde kamera olduğunu, tuvalete en çok ihtiyaç duyulan saatlerde tuvaletlerin kilitlendiğini söyleyen işçi, sigortaları olmadığı için herhangi bir iş kazası durumunda hastaneye değil eve gönderildiklerini ve hukuksuz daha birçok uygulamayı anlattı.
"Kölelik koşullarını kabul etmiyor, sesimizi duyurmak istiyoruz" şeklinde konuşan işçiler, "Dardanel balık uzmanı değil, ücret kesintisi ve kadın düşmanlığı uzmanıdır" diyor. Biliyoruz ki, Dardanel işçilerine dayatılan bu kölelik koşulları, CHP’li belediye başkanının da imzasından geçmiş.

'ÖN SAFTA KADINLAR VAR'

Onur Air’de mücadelenin en ön safında kadınlar var. 

Dardanel’de mücadelenin en ön safında kadın emekçiler var. 

Çünkü kadınlar bu düzenin en büyük mağdurları.

Tüm emekçi kardeşlerimizin yanında olduğumuzu, birlikte bu düzeni yıkacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum.

'KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ'NDE YAŞANANLARIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ'

Geçtiğimiz Cuma Kocaeli ziyaretimizde yurttaşlarımızla buluştuk ve emek örgütlerini ziyaret ettik. Kocaeli önemli bir sanayi kenti, emekçi kenti ve üniversitesi çok önemli. Ziyaret ettiğim kurumlardan biri olan Kocaeli Eğitim-Sen şubesinde bana iletilen rapor burada durumun hiç de iç açıcı olmadığını gösteriyor.  Geçmişte emekten, barıştan, doğadan yana tutumlarıyla tanınan akademisyen dostlarımızın ihraç edilmesinde başı çeken Kocaeli Üniversitesi rektörü Sadettin Hülagü görünen o ki üniversiteyi tam bir keyfilikle ve hukuksuzca yönetiyor. 

Elimdeki rapora göre Kocaeli Üniversitesi’nde politik ayrımcılık nedeniyle hak ettikleri akademik kadrolarını, unvanlarını alamayan hocalarımız var, bunun son örnekleri Aslı Kayhan hocamızın akademiden uzaklaştırılması, Aziz Çelik hocamızın da hak ettiği profesörlük kadrosunun keyfi biçimde engellenmesi.  Ama bununla da sınırlı değil. Kayıt dışı, sigortasız çalıştırma var, idari personele mobbing var, öğrencilere açılan haksız soruşturmalar var, temizlik işçilerini köle gibi çalıştırma var, psikiyatri tedavisi görmek durumunda kalan çalışanlar var... Biz burada olan bitenin takipçisi olacağız, bu keyfiliğe, hukuksuzluğa göz yummayacağız.

Benzer sayısız örnek verebiliriz ama bu yeter. Emekçilerin durumu böyle. TÜGVA’dan torpilleri olmayanların durumları bu. Devletten iki üç maaş alamayanların durumları bu. Bir de tuzu kuruların durumuna bakalım. Saray’ın kendilerine sunduğu destekle, aldıkları 5 haneli 6 haneli maaşlarla gül gibi yaşayıp gidenler, bir yanda da emekçilerin hayatlarını zindana çevirenler bunlar. Tuzu kurular. Tuzu kokutanlar.

'NEFRET SÖYLEMLERİNİN YAYILMASINA İZİN VEREMEYİZ'

Bakın, aslında kamusal bir banka olan Vakıf Katılım bankacılığının danışma kurulu üyesi, oradan da maaş alıyor. Kendisini, Tayyip Erdoğan’ın fetvacısı olarak biliyoruz. İktidarın yayın organlarında köşe yazarlığı yapıyor. Hayrettin Karaman’dan bahsediyorum. Bakın ne diyor? "Eğer bilerek Aleviliğini koruyorsa, Alevilere ait olup İslam ile bağdaşması mümkün olmayan inançları ve uygulamaları muhafaza ediyorsa o genç ile Sünni bir kız evlenemez." Bu bir nefret suçu, bu ayrımcı yobaz, fetva vermiş, Alevi ile Sünni evlenemez, diyor. Bu ayrımcı söylemler nedeniyle, Alevi yurttaşlarımızın evleri işaretleniyor, daha geçen gün Uğur Kurt’u, cemevinde katledilmiş bir kardeşimizi öldüren polisin yargılaması yapılmışken bu nefret söylemlerinin yayılmasına izin veremeyiz! Bunun gibi, aynı anda kırk yerden maaş alıp, halkın parasıyla zevk sefa içinde yaşayan bir haraminin kimin kimin evleneceğine karar vermesine göz yummayacağız. Elbette iktidardan aldığı güçle yapıyor.

'KENDİ KURTULUŞU İÇİN HALKI BİRBİRİNE DÜŞÜRMEYE ÇALIŞAN BİR İKTİDAR VAR'

Dini kendi kirli emellerine alet edenler, bu halkın içine nefret tohumları ekenler, kendi kurtuluşu için halkı birbirine düşürmeye çalışan bir iktidar bunlar.  AKP’nin kaybettiği İBB seçimlerinde söylediği "Hiçbir şey olmasa bile kesin bir şey olmuştur" sözünden hatırladığımız zat-ı muhterem... Bu adam hukuk fakültesini bitirmiş. Sonra gitmiş müftülüklerde memurluk yapmış. Yani o yozlaşmış Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir memuru da buymuş. Halkı din yoluyla kandırmakta çok becerikli olduğu için bunu Sakarya’da birinci sıradan milletvekili adayı yapmışlar. Bakın bu kişi Ağrı’da yaptığı konuşmada ne diyor.  "20 yıl Recep Tayyip Erdoğan’ı iktidarda tutmak ve onun yaptıkları sebebiyle sevap hanemize bir şeylerin yazılıyor olması çok büyük bir şey. Bu, liderimizi siz ve biz oylarımızla orada tutmasaydık olmazdı.  Biz de oylarımız ile Tayyip Bey'e destek verdiğimiz için hanelerimize sevap yazılmaya devam ediyor." Bunun açık bir din bezirganlığıdır, bu yalancılıktır, üçkağıtçılıktır. Utanmazlıktır, arlanmazlıktır.

'ONLARIN ZİHNİYETİNİ BU TOPRAKLARDAN KAZIYACAĞIZ'

Bunlar, 1400 yıldır, dini kendi ikballeri, siyasetleri için kullanan zihniyetin bugünkü örneği bu şarlatanlığı, bu rezilliğin kökünü bu topraklardan kazıyacağız.  Alevi ile Sünni arasında düşmanlık tohumu eken zihniyeti, kendileri gibi yaşamayan herkese karşı düşmanlık yapanları, onların zihniyetini bu topraklardan kazıyacağız. Biz birbirine onurlu bir yurttaşlık bağıyla bağlanmış, tüm insanların barış içinde kardeşçe yaşayacağı yepyeni bir toplumsal düzen için mücadele ediyoruz.

'HALKTAN ÇALDIKLARINIZ, HEPİMİZİ ISITMAYA DA DOYURMAYA DA YETER'

Bir yandan büyük kentlerin sokaklarındaki halk doymak için çöpleri karıştırıyor, açlık sınırının altında kölece çalışmaya mahkum edilen milyonlarca insan var, sağlık çalışanlarımız, öğretmenler, mühendisler, büyük plazaların süslü ofislerinde nitelikli emekleri, birikimleriyle "kaliteli sömürüye" maruz bırakılanlar, iktidarın tarım politikalarıyla yıkıma sürüklenen köylüler var, gençler işsizlik ve geleceksizlik kıskacında. Diğer yanda ise Saray ve beslemeleri şatafat ve lüks içinde hayatlarını sürüyorlar. Saray'da bu fukara milletin parasıyla ejder meyvesi yiyen hanımefendi millete utanmadan "Porsiyonlarınızı küçültün" demişti. Şimdi Enerji Bakanı çıkıyor, yüzde 100 artan enerji fiyatlarına bakıp yaklaşan kara kışta ne yapacağını kara kara düşünen halka, aynı utanmazlıkla, "Evinizi daha az ısıtın" diyor. Hayır. Sizin elinizdeki o lüks ve şatafatı alacağız. Sizin halktan çaldıklarınız hepimizi ısıtmaya da, doyurmaya da insan gibi yaşamaya da fazlasıyla yeter. Bu fukara milletin parasını hırsızlara, haramzadelere yedirmeyeceğiz.

'SAADET ZİNCİRİ YARATMIŞLAR, EN TEPEDE SARAY'

Saraylarda vur patlasın çal oynasın hayatlar yaşanıyor. Bir saadet zinciri yaratmışlar. Hepsi birbirine bağlı. En tepede Saray. TÜGVA’larında bir sürü besleme, devlet kadrolarına alınmış, bir gün bile çalışmadan yine bu fukara halkın parasını yiyorlar. Tüm bunları, elinde dinden başka sığınacak bir şey bırakılmamış milyonlarca insanın inancını sömürerek yapıyorlar. Tarikatlara, cemaatlere her türlü destek veriyorlar ama bir de yanlarında bir Diyanet İşleri Başkanı var onu besliyorlar. Lüks makam araçlarıyla dolanıp duruyor, Saray’a yaranmak için fetva yayınlıyor, basına düşen fetvalarını okurken bile yüzünüz kızarıyor. tek dertleri günlerini gün etmek. Emir geldiğinde hayata geçirmekle yükümlüler. Bu milletin milyarlarının akıtıldığı Diyanet kurumu iktidarın propaganda makinesi gibi çalışıyor, onun dışında da magazin haberlerine konu oluyor.  Halkımız kendisini, dini ve milli hassasiyetlerini sömüren bu parazitlerden kurtulmalıdır.

ALİ BABACAN'IN İTİRAFI

Seçim sürecine doğru gidiyoruz. Millet İttifakı ile yan yana gelmesi muhtemel partilerden DEVA Partisi’nin genel başkanı, eski AKP’li Ali Babacan dün çok çarpıcı bir açıklama yaptı. 
"Özellikle oy kullanmayan vatandaşların oylarına mühür basıp tek bir partiye kullanılıyor, bunu daha önce gördük" ifadelerini kullandı. Ali Babacan şu ana kadar AKP dışında bir partiyle hiç seçim deneyimi yaşamadı. Kendisi en yetkili makamlarda görev almış bir şahıs. Birileri oy hırsızlığı yapıp oy çalıyor.  Bu söz böyle konuşulup bırakılacak bir konu değildir. Biz daha önce, özellikle 1 Kasım seçimlerinde, ardından referandumda özellikle bunu gördük, hem somut olarak tespit ettik. Doğu ve Güneydoğu’da, HDP ve diğer parti temsilcilerinin sokulmadığı okullarda, bunun yapıldığını biliyoruz. Babacan'ın söylediklerini gördük.

'BABACAN'IN YAPMASI GEREKEN ÇIKIP ANLATMAKTIR'
 
İç Anadolu’da tespit ettiğimiz yerler var. Bu yöntemle, adı seçmen listesine girdikten sonra hayatını kaybetmesine rağmen AKP lehine oy vermiş gibi görünen yurttaşlarımız olduğunu tespit ettik. Tamamı AKP isteği doğrultusunda basılmış pusulaların olduğu sandıklarda ölü yurttaşlarımızın olduğunu biliyoruz. Ölülere oy kullandırdılar. Biz bu bildiğimiz ve gördüğümüz hileleri çıkıp anlattık. Şimdi Ali Babacan’ın yapması gereken, daha önce nasıl böyle hileler yapıldığını açıkça, belgeleriyle, tanıklıklarıyla anlatmaktır. 

'KENDİ SUÇLARINA GELDİĞİ ZAMAN ANLATMAKTAN İMTİNA EDİYORLAR'
 
Gördüğümüz kadarıyla, Millet İttifakı partileri veya olası müttefiklerinde bir boş konuşma hali mevcuttur. Konuşuyorlar ancak iş kendi suçlarına geldiği zaman anlatmaktan imtina ediyorlar. İyi Parti lideri Meral Akşener mesela. Eski MİT’çi ve kendi ifadelerinden çıkardığımız üzere profesyonel bir işkenceci olan Mehmet Eymür çok önemli bazı açıklamalar yaptı, daha doğrusu itiraflarda bulundu. Şimdi muhalefette demokrasiyi savunduklarını söyleyen herkese ve bir dönem tüm bu kirli ilişkilerin göbeğinde yer almış, ellerinde devlet bilgisi bulunan Meral Akşener, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’a sesleniyorum...

Ne biliyorsanız çıkın ve dürüstçe açıklayın. Siz bu bilgilerin daha fazlasına sahipsiniz.

Gerçekleri halktan saklamayın.

Bu işkenceciler, mafya bozuntuları, uyuşturucu tacirleri, hepsi sizin iktidar mensubu olduğunuz dönemde çevirdiler bu işleri.

Aynı şekilde, Ahmet Davutoğlu, 7 Haziran-1 Kasım arasında yaşananların, kurulan kanlı tezgahı, katliam ve suçları anlatmalıdır.
 
Şimdi devlet bekası diye bir kavramın ardına sığınıp çeteleşen, mafyalaşan, işkencecilerin, suç örgütü liderlerinin elini sıkan ve bunlara şahitlik edip de başka bekalar adına susanlar da dahil hiç kimse bu halk için aydınlık gelecek vaat edemezler.. Bu düzeni kökten temizlemeden aydınlığa çıkış yok. 

'TİP OLARAK 'HESAPLAŞACAĞIZ' DİYEREK YOLA ÇIKTIK'

Bir konuşmamda "eli Fethullah’ın eline değmeyenler el kaldırsın" demiştim. Şimdi de diyorum ki bu ülkede temiz bir sayfayı açacak olan eller ancak bu kire bulaşmamış olanlardır. Konuşun ve kirlerinizden arının. Madem bugün bu ülkenin temizlenmesine talip olduğunuzu söylüyorsunuz, o zaman bütün bildiklerinizi açıklamak zorundasısınız. Aksi takdirde ettiğiniz o güzel lafların bir tekine bile güven olmayacağını buradan yüksek sesle bir kere daha vurgulamak isterim.

Biz TİP olarak hesaplaşacağız diyerek yola çıktık. 

İşkencenin, cinayetin, uyuşturucu ticaretinin devlet sırrı olmaz!

Halktan gerçekleri saklayarak siyaset yapamazsınız. 

Hesaplaşacağız ki, bir daha aynı kara bulutlar güzel ülkemizin üzerine çökmesin."