Lepirdek, Adem Amca ve Yaren leylek ile öykülere inanmak

Fatoş yazma yolculuğundaki ilk adımı masalsı, etkileyici ve gerçek bir dünyaya atıyor. Yaren'in onuncu yılda unutmadığı Adem Amca ne kadar gerçekse Sait Dede'nin iyileştirip bir süre baktığı Lepirdek de o kadar gerçekti benim için. Yazmayı akla düşürmek, yazmak için yüreklendirmek, hikayelere inanmak ve o hikayeleri "görmeyi reddettiklerimiz"de bulmak Kavukçu'nun başarısı. Peki Fatoş... Fatoş ve onlarcası Lepirdeklerin hikayelerini yazmış mıdır sizce?



14-03-2021 00:39

Evrim Sayın

Çocuklarla bir kez çalıştıktan sonra onların dünyaları sizi kendisine çekiyor sanırım. Hele ki çocuklar için yazıldığı belletilen kitaplarla buluşunca birden yaşınız siliniveriyor yılların sırtından. "Çocuklar için - yetişkinler için" uyarılarını göre göre gezdiğiniz kitapçılarda, internet sitelerinde bıyık altından sırıttığınızı falan saklamayın. En azından ben artık saklamıyorum. Kitapların cinsiyet ayrımı ve yaş sınırına tabi olmadığına olan inancım gün geçtikçe sağlamlaşıyor. Nasıl mutluyum ve nasıl hafifledim, buraya dair hissettiklerimi anlatmak çok zamanınızı alır. Ben bu hafiflemenin ardından gelen rastlaşmalardan birinden söz etmek istiyorum bu kez.

Cemil Kavukçu'yu yetişkinler için yazdığı öykülerle tanıyordum. Hatta "Yüzünüz Kuşlar Yüzünüz" adlı eseri için hazırladığım bir değerlendirme yazısı yayımlanmıştı daha önce burada.1 Kavukçu'nun hep "yaşayan en büyük öykücü" olarak anıldığını duydum çevremden. O kadar ki eserini işe gidiş yolunda, metroda bir çırpıda okurken anlatımındaki sadeliğine ve yaşanılan o ana odaklanmak üzere okuru silkelemesine vurulmuştum. İçinde bulunduğum yeri, zamanı, durumu onun sayesinde pürdikkat incelemiş; insanların yüzlerine sorular sorarak bakar olmuştum daha kitabını okurken. Yazdığım o yazıyı tekrar okuduğumda Cemil Kavukçu'nun bendeki etkisini bir kez daha fark etmiş oldum. Bu etki yaşamımın herhangi bir alanında daima benimle olurken ve olacakken Bir Öykü Yazalım Mı? karşıma çıktı bu kez. Cemil Kavukçu'nun çocuklar için yazdığı başka kitaplar da var. O kitaplardan sadece biri Bir Öykü Yazalım Mı?

"Bir yanım hiç büyümeyip çocuk kaldı. İyi ki öyle oldu. Selo'nun Kuşları'nı, Bopato'yu, şimdi de Bir Öykü Yazalım mı?'yı çocuk yanım yazdırdı bana." diye başlıyor Kavukçu. İç dökerek başlıyor da denebilir. Samimiyetle anlattığı yazma serüveninden sonra Fatoş'u tanımaya başlıyoruz.

Fatoş, kitap karıştırmayı ve kendini öykülerin gizemine bırakmayı çok seven bir öğrenci. Sık sık oyuncak ayısı Totiş'le dertleşen Fatoş, okuduğu her öyküden sonra "Acaba..." diyerek zihninde tek bir şeyi döndürüp duruyor: "Günün birinde kendisi de başkalarını etkileyebilecek kadar iyi öyküler yazabilecek miydi?" Ertesi gün heyecandan içi içine sığmayan Fatoş'un heyecanının sebebi tabi ki kitaplar. Kitaplarını severek okuduğu yazarın, okullarına gelecek olması bir çocuğu nasıl bu kadar mutlu edebilir? Bir çocuk bundan heyecanlanabilir mi bu denli? Belki bunları soruyorsunuz içinizden, belki "Sadece öykülerde..." diye başlayan cümleler kuruyorsunuz. Günümüzdeki çocuk algısından hareketle böyle varsayımlar mevcut her yerde, herkesin zihninde fakat çocuklar küçük yaşta kitaplarla tanıştığında; kitap okumanın yemek, içmek, uyumak gibi ihtiyaçlardan biri olduğunu içselleştirip bu eylemi asla yadırgamadan hatta büyük bir içsel motivasyonla gündelik yaşamlarına kabul ediyorlar kitapları ve yazarlarını. Fatoş da o çocuklardan sadece biri Kavukçu'nun yarattığı dünyada.

Yazarla karşılaşmadan hemen önce "kalbi çok hızlı atan" Fatoş, tüm yüreğiyle yazar olmak isteyip "Başaracağım." diyerek kendine söz verdiği için odağı tamamen yazarın anlattıklarındadır. Tam istediği gibi bir buluşmadır bu, yazar onları öykü yazmaya yönlendirmek için gelmiştir. Yazar "Konumuz leylek olsun çocuklar." dedikten sonra öykü yazımı ile teknik bilgiler verip çocuklarla interaktif bir çalışma yürütür. Kitabın beni asıl heyecanlandıran ve kendimi bir anda "Adem Amca ve Yaren leylek" yoldaşlığının sıcaklığında bulduğum kısmı "Beklenmedik Bir Yolculuk"tu. Fatoş, ailesiyle birlikte hafta sonunu geçirmek için Karaağaç köyüne gidecektir. Buranın asıl adı Eski Karaağaç'tır. Adem Amca ve Yaren leyleğin dostluğu da Bursa'nın Karacebey ilçesindeki Ulubat Gölü'nün kıyısındaki Eski Karaağaç Mahallesinde filizlenmiş bir hikayeydi. Ben Fatoş'un o köyde, Sait Dede'den dinlediği leylek dostunu daha önce Adem Amca'dan dinlemiştim. "Yaren" adlı belgeselle birlikte bu yoldaşlığa ekrandan tanık olabilme fırsatını da yakalamıştım. Fatoş yazacağı öykü için o köyde, leylek köyünde, somut malzemeler toplarken ben de  bir öyküde bahsedilen Karaağaç köyündeki göl kıyısında bir Adem Amca'nın Yaren leyleği beslediği teknesindeydim. Tesadüf müdür, yoksa bilinçli bir tercih midir bilinmez ama Kavukçu; Sait Dede'nin, tüm mevcudiyetiyle doğaya ait olan  bir canlıya karşı gösterdiği nezaketini resmederken aklıma Adem Amca'nın gelmemesi imkansızdı.

Daima bir çınar ağacının altında göle karşı düşünürken bulabileceğimiz Sait Dede; leyleklerle arkadaş, doğayla bütün, kadimliği yaşından değil de nezaketinden gelen bir insandır. İnsan, kendini zincirin en tepesine yerleştirip "Benden başkası yaramaz." diye düşünürken o, bir leylek için şu cümleri kurar:

"... O üşümesin diye her gün soba yakıyordum. Ona yaşamımı, yitirdiklerimi, yalnız geçen yıllarımı anlatıyordum. Dinliyordu. Ama o bana bir şey anlatmıyordu. Belki anlatıyordu da ben anlamıyordum. Onun da bir hikayesi vardı, biliyordum, belki benimkinden bile zordu. Sevdiklerinden ayrı düşmüş, dayanamayacağı güç koşullarda yaşam mücadelesi vermek zorunda kalmıştı. O da benim gibiydi..."

Fatoş yazma yolculuğundaki ilk adımı masalsı, etkileyici ve gerçek  bir dünyaya atıyor. Yaren'in onuncu yılda unutmadığı Adem Amca ne kadar gerçekse Sait Dede'nin iyileştirip bir süre baktığı Lepirdek de o kadar gerçekti benim için. Yazmayı akla düşürmek, yazmak için yüreklendirmek, hikayelere inanmak ve o hikayeleri "görmeyi reddettiklerimiz"de bulmak Kavukçu'nun başarısı. Peki Fatoş... Fatoş ve onlarcası Lepirdeklerin hikayelerini yazmış mıdır sizce?

 

1 https://ilerihaber.org/icerik/demir-atmak-mi-demir-almak-mi-76631.html

 

KÜNYE: Bir Öykü Yazalım Mı?, Cemil Kavukçu, Res. Mustafa Delioğlu, Can Yayınları, 2020, 92 sayfa.