Lefebvre’nin diyalektiğe bakışı

Lefebvre’nin diyalektiğe bakışı

Tarihsel materyalizm oluşur oluşmaz içinden çıktığı felsefeye karşı, Hegelciliğe karşı, Feuerbach’ın felsefesine karşı ve genel olarak felsefeye karşı konumlanır. Felsefenin vardığı sonuç hakikatin bütünlükte bulunduğudur. Bu noktada kendisinin üstün, etkili, bütünlüklü faaliyet olmadığını kavrayarak kendini mahkum eder. Hakikat somuttur. Felsefi soyutlamaların etkisi sınırlıdır. Gerçekte ne mutlak bir hareketsizlik ne de tinsel bir öte vardır. Salt düşünüm yoluyla dünyanın üstüne yükselmek demek aslında düşünümün içinde hapsolmak demektir. Hakiki somut evrensellik praksis üzerinde temellenir.

Ufuk Akkuş

Eserlerinde diyalektik yöntemi kullanan ve materyalist anlayışla tarihi ve toplumu analiz eden Karl Marx’ın hiçbir eserinde diyalektik materyalizm terimi yer almaz. Marx’tan sonra Marksizm'i geliştirmek isteyen Marksistler bu terimi kullanmışlardır. Diyalektik materyalizmin teorik ve felsefi kökenleri üzerine tartışmalar ise hem Marx hem de Marksistler tarafından sürdürülmüştür.

Fransız Marksist Henri Lefebvre 1938 yılında yazdığı “Diyalektik Materyalizm” adlı kitapta diyalektiğe bakışını ortaya koyarken kurumsal Marksizm'le ve Marksizm içi ve dışındaki dogmatiklerle de hesaplaşıyor. Lefebvre’e göre kurumsal Marksistlerin sistematik doğa felsefesi olma yönelimine girmesi, pozitif bilimler ve özellikle de fizik adına felsefeyi bu bilimlerin sonuçlarını toparlayacak ve dünyanın kesin bir görünümünü çıkaracak bir çerçeve olarak görme eğilimine yol açıyordu. Hegel ve Hegelciliğe yönelik artan bir küçümseme, Marx’ın gençlik eserlerinin idealizmle malul olduğu için reddi, Marx’ın felsefi ve bilimsel yazıları arasında bir kopuş görme fikriyatı baskındı. Bundan hareketle Marksizm ve materyalizm basitleştirilip pratik ve maddi dünyanın yorum olmaksızın incelenmesine indirgendi. Kurumsal Marksistler ekonomik kriz (1929-1933) dönemi ve sonrasında Marksizm'i tek bir bilime (siyasal iktisat) indirgedi. İnsani gerçekliği ele alan diğer bilimleri yani sosyolojiyi reformizm içerdiği gerekçesiyle, psikolojiyi ise burjuvalaştığı için reddettiler. Ayrıca Marx’ın “1844 El Yazmaları”nda kullandığı yabancılaşma kavramını da reddettiler veya ancak belirli çekinceler ve şartlarla kabul ettiler. Kurumsal Marksistler, yani doğmatikler bu kavramı, Marx’ın düşüncesinin sadece bir aşaması olarak, gerek diyalektik materyalizm felsefesinin keşfedilmesi gerekse de bilimsel siyasal iktisadın tesisiyle (Kapital) hızla geçilen bir aşama olarak görmüşlerdir. Lefebvre’e göre onların korkuları bu kavramın kadının, sömürgelerin, emeğin, işçinin, tüketim toplumunun yabancılaşması gibi pek çok yabancılaşma biçiminin ortaya çıkarılıp eleştirilmesine olanak tanımasıdır. Ayrıca yabancılaşma kavramının sosyalizm içindeki ideolojik ve politik yabancılaşmaları da ortaya çıkarıp sistemin eleştirilmesine yol açacağı risklerden kaçınmışlardır.

Lefebvre, bu kitabın insani ve toplumsal gerçekliğin içindeki diyalektik hareketleri temel aldığını, doğadaki diyalektiği değil yabancılaşma kavramını ön plana çıkardığını ve sistematik felsefeyi bir kenarda bıraktığını söyler ve kaba ekonomizm ile insanı dışlayan sosyolojizmin yanı sıra insanı dışlayan bir maddi yaşama vurgu yapılmasına da karşı çıktığını belirtir. Dolayısıyla Marx’ın, her tür sistematik felsefenin radikal bir eleştirisini içerdiği halde haksız yere felsefi diye nitelenen, gençlik eserlerini yeni bir gözle okumamız gerekliliği ortaya çıkar.

Hegel’in sadece fenomenolojisini değil, aynen Lukacs gibi bütün sistemini inceleyerek tartışma yürütüyor Lefebvre. Formel mantığın sabit gerçeklik ve evrensellik iddialarını eleştiren Lefebvre; aşırı formelleştirmenin, kesin tanımlar yapmanın dinamik bütünlüğü dondurmak ya da parçalamak anlamına geldiğini savunuyor. Toplumsal ve doğal gerçekler sabit tanımlar yapmayacak kadar bütünseldir. Bir yanda aşırı formelleştirme, biçimsel mantığı ön plana alarak gerçeğin bilgisine varmak için sosyal bilimlerde de matematiksel model kullanma ve kesin doğrulara ulaşma var. Bunun muadili ise hiçbir şeyin zemininin olmadığını, her şeyin sürekli aktığını ve başıboş şekilde aktığını söylemektir. Buna eski diyalektik der Lefebvre ve bu iki görüşün de karşısındadır. Yani Lefebvre, “gerçeklik yoktur” ile “mutlak gerçeklik” vardır arasında bir orta yolu benimsiyor.

Hegelci düşünce de gerçeklik kavramdan türetiliyor. Buna karşın Lefebvre, pratiğin yaratıcılığına vurgu yapıyor. Hegel doğanın da doğa üzerinden insanlığın da kavramdan türediğini iddia ediyor. Marx’ın “Felsefenin Sefaleti”, “Hukuk Felsefesinin Eleştirisi" ve “Kutsal Aile” kitapları hep bu Hegelci spekülasyonun eleştirisidir. Eylemin kendisi yerine eylem kavramından bahseden Hegel bütünsel bilginin karşısındadır. Tüm dünyayı kendi kafasından bulup çıkarıyor ve dünyanın bilgisine ulaşıyor. Lefebvre’e göre Hegel’in söylediği şey öznel mistisizm anlamına geliyor. Bu, çelişkinin ortadan kaldırılmasıdır. Mutlak tin sona ermişliği gösterir. Önceki çelişkiler aşılmıştır. Bu filozofların bilgiye dayanarak dünyayı kafalarından çekip çıkarmaları onlara önemli bir rol yükler. Tam da bu nedenle genç Marx pek çok yerde felsefeyi aşmaktan söz eder. Hegel’in sorunu, oluşun yerine oluş vizyonunu-kavramını getirmesidir. Hegel oluşun somut niteliklerinden bahsetmez. Gelinen son noktanın Hegel’deki yansıması Prusya devletidir. Mutlakçı baskıcı Prusya devleti değil, liberal Prusya devleti insanlığın geleceği son nokta olarak anlatılır. Hegel insandan bahsederken bilinçteki insandan bahsediyor. İnsan faaliyeti dediğinde bilinçsel faaliyet görüyoruz. Servet, devlet kavramları da bilinçsel unsurların cisimleşmiş şekilleri olarak ele anlıyor.

Lefebvre kitabında tarihsel materyalizm kavramı konusunda da tartışmaya giriyor. Bu bağlamda, Feuerbach ile “Biricik ve Mülkiyet” kitabının yazarı anarşist Max Stirner’in görüşlerini de eleştiriyor. Lefebvre’e göre Feuerbach insana baktığında duygusal ilişkiler görüyor. Toplumsal dünyayı onu meydana getiren bireylerin canlı, bütünlüklü faaliyeti olarak kavrayamıyor. Marx’ın materyalist tarih kavrayışı toplumsal dünyayı oluşturan bireylerin canlı, bütünlüklü faaliyeti, hayatın üretimi, yeniden üretimi, doğayı nasıl dönüştürdüğü, bu sırada toplumsal ilişkilerin, sınıf-mülkiyet ilişkilerinin nasıl geliştiği üzerinedir. Bireyler kendi yaşamlarını ürettikleri şekilde var olurlar. Yaşam bilinçten önce gelir. Lefebvre, Marx’a atfen bilincin başından itibaren toplumsal bir ürün olduğunu ve her zaman öyle kaldığını söyler. Marx, başlangıçta bilincin sürü bilinci olduğunu ve iş bölümü ile gerçek ve etkili bilinç haline geldiğini söyler.

Stirner de bireyi toplumdan ve iş bölümünden ayrı ele alır ve birey yüceltmesinin yanı sıra onun güç kazanmasını ister. Bunun için de bireyin toplumsallığın ve kutsallığın bütün biçimlerine isyan etmesi gerektiğini söyler. Marx’a göre bu, küçük burjuva memnuniyetsizliğinin dışa vurumudur. Birey övgüsü yapılarak kurumlara, değerlere karşı isyan çağrısı ile bir sonuç alınamaz. Bireyi ahlaki normlarla kuşatılmış olarak görenler, devletin bireyin üstüne çöktüğünü söyleyenler, bireyin toplum tarafından bir kalıpta eritildiğini söyleyenler var. Buna karşı, bireye “Sen bireyliğini yeniden kazanırsan o zaman güçlenirsin.” deniliyor (Günümüzde kişisel gelişim kitapları, Nietzsche, postmodern akımlar ve varoluşçuluk vb.). Bu tutum Marx’a göre sınıf ve cinsiyet körü bir yaklaşım içeriyor. Lefebvre’e göre yaşamın anlamı insan potansiyelinin tam anlamıyla gelişmesinde yatar. Toplumsal ilişkilerin sınıf karakteri ise bunu engelliyor. Bizim mücadele etmemiz gereken sınıfsal karakterdir.

Henri Lefebvre “Diyalektik Materyalizm” adlı kitabında formel mantığı, formel mantığı eleştiren Hegelci idealizmi, Marksizm'i siyasal iktisada indirgeyen ekonomizmi ve Marksizm'i doğa felsefesine dönüştüren kurumsal Marksistleri Marx’ın metinleri ışığında eleştirerek hakikati anlamanın temel yolu olarak diyalektik materyalizmin bütünlüklü, özgürleştirici ve praksise dayalı yapısını ortaya koyuyor.


Not: Bu yazıyı kaleme alırken sevgili Ateş Uslu hocamın Youtube’taki 11 bölümlük Marksist Teori Okumaları-Lefebvre-Diyalektik Materyalizm seminerlerinden oldukça yararlandım.

Künye: Diyalektik Materyalizm, Henri Lefebvre, Çev. Barış Yıldırım, Sel Yayıncılık, 2021, 116 sayfa.