Kuyrukluyıldız ışığında bir toplumun hikayesi

Kitabın belki de en dikkat çekici, en sivri eleştirilerinden biriyse şüphesiz ki kadının toplumdaki rolüne dair. Konferansın ilk oturumunun ardından İrfan Bey'le yazışmaya başlayan gizemli kadın Feriha Davut'un mektuplarında onun öğrenmeye, keşfetmeye, özgürce yaşamaya olan arzusunu ve tüm bunlara toplumun kadınlara biçtiği röle göre nasıl zincir vurulduğunu okuma fırsatı buluyoruz.



12-01-2020 00:01

Ecem Küçükdere

75 yılda bir görülen Halley Kuyrukluyıldızı, dünyanın üzerinden geçmesine günler kala, bizler için dönemin yaşantısına ışık tutuyor; bu nadir gök olayının etrafında şekillenen hikaye İstanbul'un mahalle yaşantısı, genç yazar İrfan Bey'in hüsranla dolu şöhret macerasıyla gözlemleme şansı bulduğumuz dönemin yazın dünyası ve 1900’lerin başında toplumda kadının rolüne dair fikir sahibi olmamızı sağlıyor. Her ne kadar 1910 yılında Halley Kuyrukluyıldızı'nın dünyamıza çarpmadığını biliyor olsak da, sayesinde yaratılan bu hikâyede değinilenlerin en az bu gerçekleşmeyen çarpışma kadar çarpıcı olduğunu iddia etmek mümkün. Bilime ve özellikle evrime ilgili genç yazar İrfan Galip'in bu alanda yazdıklarıyla tutkuyla arzuladığı şöhretin yakınından bile geçememesi fakat yine benzer bir tutkuyla arzuladığı, adı sanı bilinmeyen ve karşılıksız hisler beslediği bir kadın tarafından reddedilmesinin ardından bir “kadın düşmanı" sıfatıyla kaleme aldığı yazılarla nispeten de olsa şöhreti yakalaması Hüseyin Rahmi'nin kitabın henüz başlarında ortaya koyduğu ilgi çekici bir sorundur. “Kadın düşmanı" genç yazarımız, civardaki mahalleli kadınları kuyrukluyıldıza dair hem bilimsel verilerle bilgilendirme hem de zihninden uydurduğu çarpışmaya dair rüyalarla korkutma amacı taşıyan bir konferans düzenleme işine girişiyor. Özellikle konferansın İrfan'ın gelenlere bilimsel veriler sunduğu ilk kısmı, bilim ile batıl arasındaki derin uçurumu gözler önüne seriyor. Ayrıca konferans boyu, bir aydın koltuğundaki İrfan Galip'in süslü ve anlaşılmaz terimlerle dolu dilinin, mahallelinin kendi arasındaki fısıltılarında manadan manaya bürünüşüne şahit oluyoruz. Değişim yalnızca anlamda değil, yapıda da kendini hissettiriyor. Halkın kendi ağzından dökülen cümleler ne kadar anlaşılır ve kısaysa İrfan Bey'in ağzından dökülenler de tam tersine bir o kadar uzatılmış ve yer yer mübalağaya maruz bırakılmış.

Kitabın belki de en dikkat çekici, en sivri eleştirilerinden biriyse şüphesiz ki kadının toplumdaki rolüne dair. Konferansın ilk oturumunun ardından İrfan Bey'le yazışmaya başlayan gizemli kadın Feriha Davut'un mektuplarında onun öğrenmeye, keşfetmeye, özgürce yaşamaya olan arzusunu ve tüm bunlara toplumun kadınlara biçtiği röle göre nasıl zincir vurulduğunu okuma fırsatı buluyoruz. Spor yapmak ve gezmek gibi “alışılagelmedik” zevklerinden, gazetelerden takip edebildiği maceraperestlerin yanı başında olabilme hayallerinden bahsederken şu cümlelerle varlığını ispat etme ihtiyacı duyuyor Feriha: “Fakat sizi temin ederim ki ben varım; mevcudum. Hem de böyle tasvir ettiğim gibiyim.”

Fakat Feriha'nın mektubuna aldığı cevap pek de arzuladığı gibi olmuyor. İrfan’ın satırlarında hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak için ölüp bittiği Kuyrukluyıldızla değil, genç adamın saman alevi misali birdenbire tutuşmuş aşkıyla karşılaşıyor. Yazdıklarıyla aşık olduğu kadının mektubunun başından sonuna dek yakındığı insanlardan ne farkı olduğu konusunda hem bizleri hem de Feriha'yı şüphede bırakan İrfan, kendini zorlu bir sınavın başlangıcında buluyor.

Ölüm ile yaşam, batıl ile bilim, aydın ile halk gibi birçok ikiliğe değinen ve bugün hala tartıştığımız birçok sorunu ustaca kullanılmış bir dil ve eşsiz bir gözlem yeteneğiyle bizlere aktaran bu eser okuyucuya oldukça keyifli bir yolculuk vadediyor. Kitabı okuyunca anlam kazanacak bir cümleyle sonlandırmak gerekirse: Kim bilir, belki de bir bisiklete atlayıp Samatya'ya doğru demiryolunu tutturmak gerekir.

Keyifli okumalar.

KÜNYE: Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç, Hüseyin Rahmi Gürpınar/ Sadeleştiren: Mehmet Kanar,  Say Yayınları, 2019, 176 Sayfa.