Kutup yıldızına doğru yürüyen

Kutup yıldızına doğru yürüyen

“Düşünceleri uğruna ölmeye hazır olanların gücünü anlatabilmek mümkün değildir. Onlar yenilgi nedir bilmezler. Düşünceden ödün verme, ihanet ve alçaklığın pek çok türü yok oluş karşısındaki korkudan doğmuştur. Komüncüler tüm bunlardan uzaktı.” Lale Çolak da bu komüncülerdendi; düşüncelerinden ödün vermeden kutup yıldızına yürüyen…

Mert Akkurt

Yıl 1996… Mehmet Ağar tarafından yayınlanan Mayıs Genelgesi olarak bilinen Marmara Bölgesi'ndeki siyasi tutsakların Eskişehir’deki hücre tipi cezaevine sevk edilmesi kararının üzerine 10 örgüt ve 2 bin 174 tutsak tarafından başlatılan süresiz açlık grevi-ölüm orucu direnişi 69. günün sonunda on iki tutsağın hayatını kaybettiği bir operasyonla püskürtülmüştü. On devrimci tutsaktan bazılarının koğuşlara girildikten sonra işkenceyle öldürüldüğü Ankara Ulucanlar Operasyonu'nun ardından Burdur ve Bergama Cezaevlerine yönelik operasyonlarda ise F tipi cezaevleri saldırısı altında son umut işaretleri görülmüştü. Dönemin cezaevlerinde, tutsak kalan devrimcileri temsil eden Cezaevleri Merkezi Koordinasyonu bulunmaktaydı. Bu devrimciler detaylara ilişkin kimi farklılıklarına karşın öz olarak ölümü de içeren bir direniş çizgisi izlenmesinde hemfikirdiler.

Rosa Luxemburg “Henüz kaybetmedik ve nasıl öğreneceğimizi unutmadıkça gene kazanırız.” der. Luxemburg’un sözlerini rehber edinmiş Lale Çolak, 20 Aralık 1975’de İstanbul’da Sivaslı bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Ortaokul ikinci sınıfta okulu bırakarak çalışmaya başladı. Aynı dönemlerde Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği (TİKB) ile ilişki kurdu. 1991 yılının Ekim ayında yazılama yaptığı gerekçesi ile polis tarafından kolundan vuruldu, tedavi edilemeden tutuklanarak Sağmacılar Cezaevine gönderildi. 1996 yılında hücre tipi cezaevlerini protesto amaçlı yapılan Süresiz Açlık Grevi-Ölüm Orucu Direnişi’ne destek için katıldığı bir korsan gösteride tutuklanarak “tabutluk” olarak tabir edilen Eskişehir Cezaevine gönderildi. SAG ve ÖO Direnişi'nin kazanımla sonuçlanması ve Eskişehir Cezaevinin kapatılması üzerine diğer siyasi tutsaklarla birlikte Ümraniye Cezaevine gönderildi. Tutukluluğunun dördüncü yılında bu kez 19 Aralık 2000 Hayata Dönüş Operasyonu’yla Kartal Özel Tip Kapalı Cezaevine sevk edildi. 14 Mayıs 2001'de F tipi cezaevlerine karşı başlatılan Ölüm Orucu Direnişi’ne katıldı. Direnişin 240. gününde 8 Ocak 2002’de yaşamını yitirdi.

Vaptsarov’un “…Kavga amansız ve katı / Kavga dedikleri gibi destansı / Ben düştüm başkası alacak yerimi o kadar / Burada bir kişinin lafı mı olur? ...” dizeleri kavganın şehri İstanbul’da tutsak tutulan Lale Çolak için yazılmış gibi. Kavganın şehri İstanbul caddelerini, sokaklarını, meydanlarını yazdığı mektuplarla; zihinsel yolculuklarla tabana kuvvet adımlayan; çiçeklerin kokusunu, gökkuşağının tüm renklerini sansürlenmiş sayfalara bezeyerek şehirden şehre ulaştıran; bilime, edebiyata, müziğe ama ille de şiire tutkun, yaşama ölesiye bağlı bu kadının mektupları acımasız despot anlayışın en çok neden korktuğunun da cevabını veriyor.

Teddy lakabıyla bilinen Ernst Thaelmann “Yaşamın dayattığı en büyük ödevler sadece emek ve özveriyle çözülmez, onu zorunlu hale getiren bir istek de olmalıdır.” der. İdeallerinden kuşku duymayan, kararlı, inatçı ama bir o kadar da neşeli, mavracı, öğrenmeye ve öğretmeye sonsuz derecede meraklı ve istekli Lale Çolak Teddy’nin sözlerinin hayat bulmuş, cisimleşmiş hali.

“Tanık oldum yiğitlerin ölürken güldüğüne… Bu tanıklıkları ürüne dönüştürmeliyiz yoldaş. O bakışlar, o gülümseme, o çelikten irade, kararlılık, o yüksek gönüllülük bilinciyle adanmışlık sadece bizim belleğimizde kalmamalı, sadece bize yol göstermemeli. Kolektifimize sunmalıyız tüm edindiklerimizi.”

Tanıklıkları ürüne dönüştürme hayalinde olan Lale Çolak tutsak olduğu süreci veya dışarıda olduğu süreci gelecek nesillere göstermek istiyor. Hayallerini paylaşmak, aktarmak istiyor. Can Yücel’in de farkında olduğu şiirlerinde yer bulan “…ne çok elimiz varmış baksan / tutuşa tutuşa bir orman yangını gibi…” iradenin, bilincin, direncin nesiller boyunca aktarılabileceğinin gerçekliği ve bu duruşun sürekliliği devrimci karakterlerde hep var oluyor. Lale, kolektifine “Hücreden Mektuplar” ismiyle yol göstericilik yapmak istiyor fakat gösterdiği direnişin neticesinde yangınını başka ellere uzatıyor ve Hücreden Mektuplar’ını göremiyor.

Fiziki koşulların çok ötesinde, zamanları, duvarları, sınırları aşan Çitlerin Olmadığı bir dünya düşünün bitimsiz ufkunu yansıttığı satırlarıyla en karanlık zihinlerde dahi güneş açtıran bir eser. Açlık grevi sonrasında Ölüm Orucu Direnişi’nin sıra neferlerinden Lale Çolak’ın neredeyse yaşamını yitirdiği güne kadar kaleme aldıkları, gündelik yaşamlarının detaylarıyla, yad ettiği isimlerle; yaşamını, bazen de belleğini yitirenlerle aynı zamanda direnişin ayrıntılı bir kroniği niteliği taşıyor. Tutsak alınarak seslerini kesmeye çalıştıkları içeridekiler, özgürlük yanılsamasıyla tutsaklaşmış yaşamlarında boğulan dışarıdakilere yirmi yıl sonra KAZANACAĞIZ sloganlarıyla nefes aldırıyor.

KÜNYE: Çitlerin Olmadığı: Bir Ölüm Orucu Direnişinin Güncesi, Lale Çolak, Sel Yayınları, 278 Sayfa.