Küresel emek tarihi

Küresel emek tarihi

Linden’in çalışmasının merkezinde üç soru yer alır. Bunlar; işçi sınıfının mahiyeti nedir, küresel emek tarihi tam olarak neye odaklanmaktadır? Sınıfın tanımı ve sınırlarını nasıl belirleriz? Hangi etkenler bu sınıfın yapısını belirlemektedir? İkincisi, İşçi sınıfı tarihi boyunca hangi kolektif eylemleri gerçekleştirmiştir ve eylemlerindeki farklılaşmanın temelinde nasıl bir mantık yatmaktadır? Üçüncüsü ise, birbirine yakın disiplinlerden ne öğrenebiliriz? Küresel emek tarihi için antropologların, sosyologların ve diğer sosyal bilimcilerin hangi yaklaşımları yararlıdır?

Ufuk Akkuş

İşçi sınıfı tarihi üzerine yapılan araştırmalar yaygın olarak Avrupa merkezli ve dar bir bakış açısıyla ele alınmaktaydı. Marcel van der Linden’in vurgusuyla; burada ele alınan işçi figürü genellikle erkekti ve liman ve demiryolları gibi taşımacılık sektörü ile madenlerde, fabrikalarda ve geniş ölçekli zirai üretimde görev alıyordu. Geri planda işçinin ailesi, çoğu zaman tüketim ya da üreme işlevlerini yerine getiriyordu. Maaşlar bu şekilde harcanıyor, çocuklar bu şekilde yetiştiriliyordu. İşçi eylemleri ise yalnızca bu eylemler, grev biçimini aldığında ya da bir sendikanın veya sol kanattaki hareketlerle ilişkili bir siyasi partinin eylemi olduğunda gerçekten dikkate alınıyordu. Emek tarihi alanında işçilerin gündelik hayatının araştırma konusu haline gelmesi ve örnek alınan ülkelerin gelişmiş kapitalist ülkeler ile Doğu Avrupa ve Rusya’nın dışındaki ülkelere doğru yayılması 1970’lerden itibaren ortaya çıkmaya başladı.

 Linden’in “Dünyanın Bütün İşçileri” kitabı emek tarihinde geleneksel anlayışın ötesindeki gelişmeleri gündeme taşıyor. Linden, Avrupa merkezci yaklaşımdan uzak çalışmalara başlangıç  örneği olarak Charles van Onselen’in Güney Rodezya’daki madenciler üzerine olan “Chibaro” ve “Labor and working class in Eastern India (1994)” başlıklı eserlerini gösteriyor. Linden’e göre; geride bıraktığımız yirmi yılda emek tarihi, küresel güneyin bazı bölgelerinde kendisine yönelik büyük bir ilgiye tanıklık etmektedir. Latin Amerika ve Karayipler’de bu çalışma alanı 1980’lerin başında görünürlük kazanmış ve Güney Asya ve Güney Afrika’da da benzer yönelimler ortaya çıkmıştır. Günümüzde emek tarihi uluslararası konferansların ve uluslararası derneklerin sayılarından da anlayabileceğimiz gibi tamamen küresel bir alan haline gelmeye başlamıştır. Emek tarihi başlıca bir alan olarak 19. yüzyıl Avrupa ve Kuzey Amerika’da ortaya çıkarken, metodolojik milliyetçiliği Avrupa merkezciliğe dahil ettiği görüşünü savunan Linden, bu yaklaşımın yakın tarihte tartışmalı duruma geldiğini öne sürer. Metodolojik milliyetçiler toplumla devleti beraber değerlendirirken farklı ulus devletleri de tarih araştırmalarının “Leibniz Monadları” olarak ele alır. Avrupa merkezcilik ise; dünyaya Kuzey Atlantik ülkelerinden bakan, modernitenin Avrupa ve Kuzey Amerika’da başlayarak dünyaya yayıldığını varsayan, bu çekirdek bölgedeki zamansallığın dünyanın geri kalanındaki ilerlemelerin dönemlere ayrılması üzerinde belirleyici etken olduğu zihinsel bir düzendir. Linden, metodolojik milliyetçilik yapanların tarihsel araştırmalarda ulus devleti temel ve bariz bir çözümleme birimi olarak ele aldıklarından bahseder ve bu hatalı teleolojinin radikal bir şekilde terk edilmesi gerektiğini savunur. Küresel ölçekte ulus devletler dünya düzeninin temel parçaları olmayı sürdürse de ulus altı, ulus üstü ve uluslar arası bağlamlar karşısında etraflı bir şekilde tarihselleştirilmesi ve göreceli hale getirilmesi gerekir. Avrupa merkezcilikte; dünyanın yalnızca bir bölümü dikkate alınırken, tarihçi dünyanın kendisine ait parçasının tarihini, başka bir yeri dikkate almadan tasvir edebileceğini varsayar. Avrupa merkezciler; yüce Avrupa’nın yol gösterici olduğuna dair bir ön yargıya sahiptirler ve sözde tarihsel deneyimlerin kendilerinden önceki bilimsel araştırmalarla doğrulanmış olması ve bu nedenle de sorgulanmadan kabul edilebileceklerine yönelik genel inanış hakîmdir. Yani, empirik Avrupa merkezciler, sanki su götürmez bir gerçek gibi varsayımlarda bulunmaktadırlar.

Kitapta yer alan makalelerin, küresel emek tarihi alanına Avrupa merkezcilik ve metodolojik milliyetçilikten arındırılmış bir katkıda bulunmayı amaçladığını söyleyen Linden; farklı zaman, mekan ve disiplinlerin literatürlerinden yararlanarak, kölelik tarihiyle sözleşmeli işçiliği ilişkilendiren ve dünyanın farklı köşelerinde yaşanan, birbirinden ayrı ama bağlantılı gelişmeleri dikkatli bir şekilde ele alan emek tarihinin farklı amaçlarla kullanılabilecek kavramsal araçlar sunduğunu belirtir.  

İşçilerin değişik direnme biçimlerini gözden geçiren Linden, işçiler ile sermayedarlar arasındaki savaşın kimi zaman açıktan kimi zaman gizli, kimi zaman bireysel, kimi zaman da kolektif olarak yürütüldüğünü söyler. Proleter kesimin en güçsüz mensupları dahi verilen görevi yanlış anlamış gibi davranma, alt kalitede bir iş sunmak, işten kaytarmak ya da kolektif hırsızlık yapmak gibi bir takım yollara başvurabilirler. Şiddet içeren yöntemlerse genellikle bir baskı yaratmak için kullanılmıştır. Mesela Avrupa’daki pek çok büyük tarım arazisinde kundakçılık olayları yaşanmıştı. 19. yy’ın başlarında tarım makinelerinin parçalanması (Ludizm) Avrupa’da oldukça yaygın görülen bir olaydı ve daha sonraları Osmanlı İmparatorluğu, Brezilya ve Çin’de gerçekleşmeye başlamıştır. Linden kitabında bu konularda ilginç örnekler değiniyor: 1890 yılında Güney Afrika’da Anglo Thariler’e ait altın madeninde çalışan madenciler, ödemelerinde yapılan kesintiye maden yöneticisinin evini havaya uçurarak karşılık vermişti. 1900’lü yıllarda Güney Afrika’da Zulular’ın tahakküm ettiği Izigebengu adında gizli bir topluluk vardı ve topluluğun taraftarları, beyaz ev sahiplerini, siyahi uşakları istismar etmelerinden dolayı cezalandırmak için onlara tecavüz ediyordu. Günümüz Güneydoğu Asya’sında ise, fabrikada kadınlar memnuniyetsizliklerini ağlayarak, çığlık atarak ve beraber epilepsi nöbetleri geçirerek göstermektedir. 1917 yılından önce Petrograd’daki metal işçileri alaycı patırtılar koparma ve insan yerine koymadıkları üstlerini el arabasıyla fabrikanın dışına çıkararak aşağılama yoluna gitmişlerdir. 

Emek tarihi gemisinin yeniden inşasına odaklanan Linden bu girişime yaptığı üç katkıyı şöyle vurgular: Geniş bir işçi sınıfı kavramı geliştirerek geminin rotasının çizilebileceği köprü üstünün konumu için öneride bulunur. Kolektif eylem biçimleri hakkında suların sürüklediği dal parçalarını toplayarak sıraya koyar ve beraberindeki diğer gemi mürettebatından yararlı tavsiyeler aldığını söyler. Linden’e göre, emek tarihini küresel bir ölçekte yazmak istiyorsak benimseyebileceğimiz iki yaklaşım vardır: Bu yaklaşımlardan birinin hedefi dünyanın farklı bölgelerindeki emek ilişkilerini mümkün olduğunca kapsamlı bir şekilde belgeleyen evrensel bir emek tarihidir. Diğer yaklaşım ise, küreselleşmiş ekonominin mahalli bakış açısından emek ve işçi hareketlerine bakarak küreselleşmiş emeğin tarihine ulaşmayı amaçlar. İşçi sınıfının genişletilmesine yönelik sunduğu öneri emek tarihçilerinin araştırma alanının genişletilmesi anlamına da gelir. Yalnızca özgür işçiler değil, bununla beraber köleler, senetli işçiler, ortakçılar ve diğer işçiler de geçerli bir araştırma konusu yapılırsa kapsamı eski emek tarihinden çok daha geniş olan yeni bir disiplin ortaya çıkar. Küreselleşmiş bir çalışma tarihi anlamındaki küresel emek tarihi, insan emeğinin yüzyıllar içinde sahip olduğu bütün biçimleri değil, küresel bir metalaşma sürecinin parçası olan işgücünün tarihini araştırır. Bu işgücü iki biçime sahiptir: sermayedara satılarak ya da kiralanarak meta biçimi alan emek (ücretli işçilik vb), ve metalaşmış bir işgücünü yaratan ya da yeniden üreten emek (ebeveynlik, ev içi emek vb). Linden, alt tabakadaki işçi sınıfının öznelliklerinin nerdeyse hiç incelenmemiş olmasına değinir. Ona göre ilk başta ihtiyacımız olan şey ailelerde, işyerlerinde, okullarda ve işyerlerindeki sosyal uyum süreçleri ve bu süreçlerin şekillendirdiği duygu ve sezgiler üzerine yapılacak karşılaştırmalı küresel çalışmalardır.

Linden, “Dünyanın Bütün İşçileri Küresel Emek Tarihi Üzerine Makaleler” kitabında emek tarihi alanında Avrupa merkezciliğin ve metodolojik milliyetçiliğin dışında bir yol öneriyor. İşçi sınıfını geniş anlamıyla tanımlayan ve işçi hareketlerine yönelik çok uluslu çalışmalara odaklanılması gerektiğinin altını çizen Linden, küresel emek tarihinin gösterdiği gelişimin kıtalararası gelişmeleri ve sahip olduğu ortak bağlantıları görmemizi sağlamakla kalmayacağını, bununla berber bölgesel tarihleri de daha iyi anlamamızı sağlayacağını anlatır.  Linden’in getirdiği yeni yaklaşım sayesinde tarihçilerin daha önce edinmiş olduğu bakış açıları güncel ve daha geniş bir bağlamın içine yerleşir. Dünyayı açıklama ve kavrama yetimiz ancak bu şekilde gelişecektir.

Marcel Van Der Linden, Dünyanın Bütün İşçileri, Küresel Emek Tarihi Üzerine Makaleler, Ayrıntı Yayınları, İngilizceden çeviren: Semih Gözen Esmer, 2022, 480 sayfa.