Küba'nın Sovyet-sonrası dünyada şaşırtıcı hayatta kalışı

"Kendisine yurt dışından getirilen sınırlamalara rağmen, Küba hala Sovyet sonrası bir dünyada kendi yolunu 1990'ların başında çoğu insanın düşünebileceğinden daha büyük ölçüde geliştirmeyi başardı. Yaffe'nin kitabı, okuyuculara, ada sadece hayatta kalmak yerine nihayet refah düzeyini yükseltme fırsatına sahip olsaydı, ABD'nin uzlaşmazlığının yükü olmadan neler başarabileceği konusunda merak aşılamalı."



15-02-2021 02:16

Yazar: Sara Kozameh

Çeviren: Ceren Berk

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) çözülüşünden sonra, çoğu izlemci Küba'nın onun izinden gideceğini bekliyordu. Fakat Küba sistemi, Sovyet çözülüşünden bu yana 30 yıl sürdü. Devamlılığını açıklamak için Soğuk Savaş kalıp yargılarını bir kenara bırakıp Küba deneyimine kendi içinde bakmamız gerekiyor.

1991 yılında Sovyetler Birliği'nin çözülüşü ve bu çözülüşün sonucunda çok yanlı ekonomik yardım programlarının sona ermesi sosyalist dünyayı çalkaladı. SSCB resmen tasfiye kararı aldığı zaman, küçük komünist devletlere önemli ekonomik yardım ve tercihli ticaret anlaşmaları sağlayan ekonomik ticaret birliği Karşılıklı Ekonomik Yardımlaşma Konseyi (COMECON) çoktan dağıtılmıştı.

Bu durum COMECON’un Batı yarımküredeki tek üyesi olan Küba’yı ekonomik çalkantıya sürükledi. Hemen hemen bir gecede ada ülkesi kendisini birincil ticaret ortağından bağlantısı kesilmiş halde buldu. 1961 yılında ABD ambargosunun başlangıcından bu yana, Küba ekonomisinin otuz yılı aşkın bir süredir sürdürülmesine yardımcı olan; kendisine enerji, gıda ve makine sağlayan ithalat ve ihracat pazarlarının beşte dördünden fazlasını kaybetti. GSYİH, üç yıl içerisinde yüzde 35 düştü. Küba'nın tarımsal üretimi yüzde 47, inşaat yüzde 74 ve imalat kapasitesi yüzde 90 gibi yalpalatacak bir düşüş gösterdi. Yurt dışından akaryakıt ithalatının olmaması Küba'nın sanayilerini felç etti. Uzun süren elektrik kesintileri ve yemek kuyrukları gündelik yaşamın bir parçası haline geldi.

Arabalarına veya otobüslerine güç verecek benzin olmadığından, Kübalılar istikametlerine varmak için yürüyerek gitmek veya bisiklete binmek zorunda kaldı. Elektriğin olmayışı aynı zamanda bunaltıcı tropik sıcağı engelleyecek fanların olmadığı ve buzdolaplarına güç sağlamanın da mümkün olmadığı anlamına geliyordu. Açlık ve yetersiz beslenme 1959 Devrimi'nden beri görülmemiş seviyelere yükselirken, insanların kalori alımı yaklaşık üçte bir azaldı.

ÇÖZÜLÜŞTEN SONRA

Batı dünyasının çok azı Küba’nın siyasi ve ekonomik sisteminin ayakta kalmasını bekliyordu. Tarihin sona erdiği söylendi; sosyalist dünya çökerken kapitalizm hüküm sürdü. Küba istinasının istisnai olmaktan çıkması sadece an meselesiydi. Yine de Küba'da “tarih” baskın olmaya devam etti.

SSCB'nin çözülüşünden otuz yıl sonra, Küba Devrimi'nden çıkan hükümet hala iktidarı elinde tutuyor. Artık Sovyet sonrası dünyada Sovyetlerin kanatları altında geçirmesinden daha uzun süredir varlığını sürdürüyor. Kendine özgü Küba örneği dayandı ve liderleri, aynı mantığı takip etmeyen kapitalist olmayan bir ekonomiyi geliştirme hedefiyle ezici bir şekilde kapitalist bir küresel sistemin ortasında işleyişin baskılarını hala dengelemeye çalışıyor.

Helen Yaffe, “We Are Cuba: How A Revolutionary People Have Survived in a Post-Soviet World” kitabında Küba’nın sosyalizm örneğinin bu tür zorluklara nasıl karşı çıktığını açıklamaya başlıyor. Yaffe, bu durumun cevabını ABD Soğuk Savaş çatışmalarının arta kalan dar görüşlülüğünün tartışmayı koşullandırmasına izin vermek yerine, ancak Küba Devrimi'ni kendi şartlarına göre ele alarak bulunabileceğini savunuyor.

Küba sistemini yalnızca baskılayıcı bir diktatörlük olarak algılayanlar, siyasi retoriğin karmaşık katmanlarının altında var olan ve bazı ölçülere göre gelişen gerçek toplumla uzlaşamazlar. Yaffe, adanın ilerlemesini ve aksaklıklarını kendi hedefleri temelinde değerlendirerek Küba’nın son otuz yılına ilişkin ekonomik ve politikaya dayalı bir analiz sunmayı amaçlıyor.

ÖZEL DÖNEM

Yaffe'nin kitabı, Küba örneğinin kalıcılığının birkaç nedenini ortaya koyuyor. Merkezi hükümet kontrolünün parametrelerini ayarlama istekliliği bu nedenlerden biridir. Kübalılar, 1980'leri göreceli bolluk ve istikrar dönemi olarak hatırlıyorlar. Sovyet mamulleri mağaza raflarını doldurdu ve üretim kotalarını karşılayan veya aşan işçiler sık sık sahil tatiline, hatta uluslararası seyahatlere çıktı.

Küba’nın 1981’den 1984’e kadar yıllık ortalama büyümesi yüzde 7,3’tü. Latin Amerika’nın geri kalanındaki geriye doğru gidişatla keskin bir çelişki vardı. Bölge bir bütün olarak o yıllarda GSYİH'de yüzde 10'luk bir düşüş yaşadı. Bununla birlikte, ekonomik üretkenliğin yönetilmesiyle ilişkili aşırı bürokrasinin büyümesi ve bütçeyi kabartan işçiler için maddi teşvikler sağlamaya odaklanma gibi sonunda durgunluğa yol açan bir dizi zorluk vardı.

1986 yılında Fidel Castro, Mikhail Gorbaçov'un SSCB'deki Perestroyka (Açıklık) ve Glasnost (Yeniden Yapılandırma) programının erkin kılan adımlarını izlememeyi seçti. Bunun yerine, ekonomi üzerindeki kontrolü yeniden merkezileştirerek Küba’nın merkezi planlama sisteminde reform yapmaya çalıştı. Ayrıca, hükümete vatandaşların katılımı için birkaç yeni platform başlattı ve adayı turizme açtı.

Yaffe, hükümetin pazarın yetersizlikleri olarak gördüğü şeye karşı devlet müdahalesine yapılan bu yenilenmiş vurgunun Küba'yı birkaç yıl sonra Sovyet çözülüşüne karşı daha iyi bir konuma getirdiğini iddia ediyor.

Örneğin, devlet tarımsal üretimi yakın zamanda merkezileştirdiği için, Özel Dönem (Castro'nun “Barış Zamanında Özel Dönem” olarak adlandırdığı dönemin kısaltması) olarak bilinen krizin en kötü yıllarında, aşağı yukarı 1991'den 1995'e kadar, en çok ihtiyaç duyanlara yiyecek bulabildi.

Yaffe, Küba'nın bu krizi nasıl atlattığını açıklarken, devlet bütçesi 1990'ların başında tükendiği için “insan-merkezci kemer sıkma” politikasının önemini de vurguluyor. Küba liderleri keskin kesintiler yaptı, örneğin, devletin savunma harcamaları yüzde 86 düştü ve hükümet on beş bakanlığı hepten ortadan kaldırdı. Ancak, sağlık, refah ve sosyal hizmetler için harcamaları sürdürdü, hatta artırdı. Devlet desteği, temel ürünlerin insanlara ulaşmasını ve işleri korumasını sağlamaya yardımcı oldu.

Bozuk altyapısı veya onarılmamış ekipman olsa da her okul ve hastane açık kaldı. Refah ve sağlık harcamalarından elde edilen GSYİH payı, 1990'dan 1994'e sırasıyla yüzde 29 ve yüzde 13 arttı. 1990'ların ortalarında 15.000 yeni tıp uzmanı mezun olmasının sonucunda, her 202 ülke sakinine bir doktor sağlayabildikleri doktor-hasta oranına ulaşıldı.

Ekonomik çöküşe rağmen, Küba’nın çocuk ölüm oranları gerçekten düştü ve beklenen yaşam süresi 1990 yılında 75 yılken, 1999 yılında 75 yıl 6 aya çıktı ve 6 aylık bir artış gözlemlendi. Altı aylık bir artış değersiz görünse de 1991 ile 1994 yılları arasında ortalama yaşam süresinin 6 yıl düştüğü Rusya gibi eski komünist Avrupa devletlerinde meydana gelen bu koşullar altında bir düşüş beklemek makul olurdu.

Küba'nın mali açığı bu yaklaşımın bir sonucu olarak hızla yükseldi ancak kıtlık tehdidini ortadan kaldırdı. Yaffe, ithalat eksikliğini telafi etmek için Küba'nın artık yaygın olarak bilinen organik kentsel tarım sistemlerini başlatarak yerel gıda üretiminin arttığını bildirdi. Tarım üzerinde sekiz yıllık devlet kontrolünden sonra gıda kaynaklarında fiyat artışını azaltma girişimi olarak devlet, özel çiftçi pazarlarının yeniden açılmasına izin verdi.

Kübalı iktisatçılar, kemer sıkma yerine mali teşvikleri seçerek, nüfusu ekonomik çöküşün en yıkıcı etkilerinden bazılarından korumaya yardımcı oldular. 1995 yılında ekonomik büyüme yeniden başladı. GSYİH'nin kriz öncesi seviyelere geri dönmesi on yıl sürse de artımlı iyileştirmeler insanların geçimini kolaylaştırdı. ABD'deki 2008–9 kazasından iyileşme de yaklaşık on yıl sürerken, buna kıyasla eski Sovyet ülkelerinin çoğunun iyileşme süresi daha da uzundu, yaklaşık on beş yıl.

YENİLİKLER

Küba hükümeti bu zorluktan çıktıktan sonra ekonomiyi istikrara kavuşturmak için birkaç girişim başlattı. Adanın fosil yakıt enerjisine erişim eksikliği 1990'larda felaketle sonuçlandı; 2000'lerde hala sürekli elektrik kesintileri yaşadı. Hükümet 2006 yılında alternatif kalkınma stratejileri izlemeye ve yenilenebilir enerjiye geniş çapta yatırımlar yapmaya başladı.

Yaffe, kitabının bir kısmında, işsiz genç Kübalıları sosyal hizmet görevlilerine dönüştüren iş eğitimi programlarının geliştirilmesini sağladı, savurgan uygulamaları azaltırken, yenilenebilir enerji kullanımını genişleten ve ülkenin biyoteknoloji endüstrisine başarılı bir şekilde girişini sağlayan bir "Enerji Devrimi"ni ele alıyor. Yaffe, bu gibi programların Küba'nın ekonomik açıdan büyüme yoluna geri dönmesini sağladığını ve bunun da yaşam standardını iyileştirmesini mümkün kıldığını savunuyor.

Küba’nın uluslararası dayanışmaya olan bağlılığı da işe yaradı. 2018'de 6,4 milyar dolar kazandıran Küba tıbbi enternasyonalizmi şu anda adanın başlıca ihracatı konumunda. Bu uygulama, milli gelir kaynağı haline gelmeden öncesine, çok eskilere dayanmaktadır. 1960 yılında Küba, yıkıcı bir depremin ardından Şili'ye bir afet müdahale ekibi sevk etti. Bunun üzerine, o ülkenin bağımsızlık mücadelesi sırasında Cezayir'e, daha sonra Kuzey Vietnam ve Orta Afrika'ya doktorlar gönderdi. 1960'ların sonunda Kübalı sağlık görevlileri on iki farklı ülkede çalışıyordu.

Sonraki on yılda Küba, denizaşırı tıbbi yardım programlarını genişletti ve on binlerce yabancı öğrenciyi doktor olmaları için ücretsiz olarak eğitti. Kübalı doktorlar pek çok ülkede çocuk felci, sıtma ve dang gibi hastalıkların ortadan kaldırılmasına yardımcı olarak binlerce hayat kurtardı.

Bu durum, tıp mesleğinin yerleşik kavramlarına ve önde gelen kapitalist devletlerde kalkınma yardımının işlevine doğrudan meydan okuyarak Küba’nın dış politikasında kilit noktası haline geldi. Küba şu anda tıbbi yardım için ödeme alırken, yurt dışında ücretsiz sağlık hizmeti sağlama taahhüdü hala devam ediyor: 2017'de Küba tıbbi ekiplerini barındıran altmış iki ülkenin neredeyse yarısı, hizmetleri için hiçbir şey ödemedi.

Eskilerin söylediği gibi, ihtiyaç icadın anasıdır. Fakat Yaffe, sosyalist ilkelere bağlılığın, insan refahına öncelik veren sürdürülebilir kalkınma modellerini tercih ederek bu tür yenilikleri de teşvik ettiğini savunuyor. Örneğin, Küba’nın devlet öncülüğünde, merkezi olarak planlanmış tıbba yaklaşımı, en zengin kapitalist ülkelerdeki, bunlar arasında daha önce kamusal hizmet sistemleri kurmuş olanlar bile, kar getiren sağlık hizmetlerinin büyümesiyle çelişiyor.

Küçük adanın güncel girişimleri, Covid-19 aşısı için klinik denemeler geliştirme ve tamamlama çabaları, geniş kuzey komşusunun girişimleriyle rekabet ediyor.

KÜBA’DA SİYASET

We Are Cuba kitabında sunulan Küba toplumunun portresi, ABD'deki yaygın basına güvenen okuyuculara alışılmadık bir şey olacak. Yaffe, Küba’nın çeşitli sosyalizminin kısmen adanın çoğu sosyalist ideallere bağlı ve bunları ilerletme çabalarına katılmaya istekli dinamik bir vatandaşlığa sahip olduğu için hayatta kaldığına inanıyor. Elbette uzun süredir Küba’nın tek partili devletinin doğası ve varlığının Küba halkının kendi hayatları üzerinde söz sahibi olmadığı anlamına gelip gelmediği konusunda devam etmekte olan şiddetli bir tartışma var. Yazar, seçim sürecinin aslında "halktan temsil ve karar alma sürecine katılım" ile nitelenmesi konusunda ısrar ederek Küba’nın seçim sisteminin teorik olarak yasa dışı olduğunu ve demokratik olmadığını düşünenlere meydan okuyor. Yazara göre, birkaç devlet öncülüğündeki kuruluşlar aracılığıyla yerel yönetime halkın katılımı, Küba vatandaşları arasındaki bağları güçlendirdi ve Sovyet sonrası hayatta kalması için kritik olan bir ortaklık duygusunu yeniledi.

Fidel Castro 2006 yılında istifa ettikten sonra, kardeşi Raúl hükümetin başına geçti ve gıda ithalatına bağımlılık, düşük ücretler ve yetersiz üretkenlik gibi sorunları çözmek için tasarlanmış yapısal reformlar başlattı. Yaffe, bu önlemleri tek yanlı olarak kabul ettirmek yerine, hangi reformların gerekli veya arzu edilir olduğu ve ne tür değişikliklerin genel olarak kabul edilebilir olduğu konusunda bir fikir edinmeyi amaçlayan hükümetin Küba toplumunun tüm kesimlerini dâhil etmeyi amaçlayan birkaç forum ve müzakere başlattığını savunuyor. 

Yaffe, Küba Komünist Partisi'nin 6. kongresini düzenlediği 2011'de yaşanan benzer bir süreci anlatıyor. Birkaç milyon Kübalı, erzak karne defterinin, fiyat reformunun kaldırılmasına ve sağlık, eğitim ve ulaşım gibi hizmetlerin kalitesini iyileştirmeye yönelik önerileri dikkate alarak ulusal ekonomiyi yenilemek için birtakım yönerge oluşturan istişarelerde yer aldı. Uzun danışma ve münazara süreci, konut, siyasi ve iş yeri grupları tarafından yerel olarak gerçekleştirilen 163.000 toplantıyı içeriyordu. Üç milyondan fazla görüş kaydetti ve bunları 780.000 farklı öneri şeklinde organize etti. Kongre yapılmadan önce yönergelerin yüzde 68'i revize edilirken 45 teklif reddedildi.

Yeni bir anayasa oluşturmak için 2013 yılında ulusal bir tartışma başladı. Anayasa önerilerinde içerik olarak özel sektör ve mülk, hükümet pozisyonları için yaş sınırları ve süre sınırları ile idari ve siyasi yapıların görev dağılımı alanlarındaki reformlar yer alıyordu. Temmuz 2018'de, Küba'nın yasama organı olan Halk Güçleri Ulusal Meclisi iki ay süren bir tartışma sonucunda anayasa taslağını yayınladı.

Yaffe, meclislere katılan Küba vatandaşlarını, katılım seviyelerini gösteren taslağın açıklamalı kopyalarıyla anlatıyor. Bir ay içinde, en uzak dağlık bölgelerden gelen ek kopya talepleri sonucunda üç basılı baskı tükendi. Sosyal medya eleştirel görüşler için bir alan haline geldi; en güçlü eleştirilerden bazıları eşcinsel evliliklerin tanınmasına karşı çıkan Protestan gruplardan geldi.

Taslakta yapılan önemli düzenlemelerin ardından, 2019 yılında seçmenlerin yüzde 87'si, 6,8 milyon kişi yeni anayasayı onaylamak için oy kullandı. Nihai taslak Küba’nın kapitalizme ve tek partili devlete aleyhte olan bağlılığını korumaya devam ederken başkanlık süresi sınırları ve tutuklanma halinde yasal temsil hakkı gibi işleyişine yönelik reformlar getirdi.

Bu esnada, bağımsız sendikaların olmaması ve sivil özgürlükler üzerindeki kısıtlamalar Küba’yı eleştirenler tarafından tespit edilen en az iki noksan demokratik alandır. Yaffe'nin kasıtlı olarak kullandığı ölçüt, bu tür eleştirileri kendi değerlendirmesinin dışında bırakıyor. Dürüst olmak gerekirse, kapitalist demokrasinin Küba'da olmayan pek çok başka unsuru var: Örneğin risk fonları, ekonomi üzerinde tüzel kontrol ve sık görülen evsizlik sıkıntısı.

Yaffe, Küba sisteminin dayanıklılığının nedenini adada yeterince insanın sistemle ilgilenmeye ve özdeşleşmeye devam etmesi olarak görüyor ve insanlar Yaffe’nin bu sisteme ilişkin büyük ölçüde olumlu değerlendirmesine katılıp katılmasalar da, onu şekillendiren bağlamı kabul etmek hayati önem taşıyor.

1959'dan bu yana, Washington üzerinden yönetilen diğer şiddet biçimleri ve yarım yüzyıldan fazla bir süredir yürürlükte olan güçten düşüren ekonomik ablukanın yanı sıra aynı zamanda ABD tarafından gelen birkaç noktada inandırıcı istila tehditleri var. Aynı dönemde, 1973'te Şili'den 2019'da Bolivya'ya kadar Latin Amerika'nın başka yerlerindeki sol hükümetler defalarca zorla ihraç edildi. ABD böylesi aşırı baskıyı uygulamayı bırakırsa ve çok daha zayıf bir ulusun kendi rotasını izleme hakkını kabul ederse, bu durum Küba'daki siyasi hesabı değiştirirdi.

DEVLET MERKEZLİ BİR BAKIŞ

Yaffe'nin kitabı Küba ile ilgili önemli olan bazı yanlış kanıları düzeltmeye çalışırken, aynı zamanda birkaç soruyu da beraberinde gündeme taşıyor. Örneğin göç etmek isteyen pek çok sayıda genç Kübalıyı nasıl açıklayabiliriz? ABD'nin ekonomik ablukasının Küba'nın yoksunluklarının başlıca nedeni olduğunu söylemek doğrudur ve Yaffe'nin de kitabında işaret ettiği gibi, yurt dışında çalışan ve seyahat eden Kübalılar arasında, örneğin doktorlar ve sporcular gibi, iltica oranları aslında oldukça düşüktür.

Yine de Küba sosyalizmi ile yenilikçi politikaları halkın katılımı ve desteğiyle birleştirerek hayatta kaldıysa, o zaman yazarın öne sürmesiyle beraber kitabın da odaklanmış olduğu devrimci projenin pek çok genç insan tarafından görünüşte terk edilmesinin nedeni ne?

We Are Cuba kitabı çok çeşitli konuları ele alıyor, ancak birçok yönden ele aldığı şey Küba devletinin bakış açısından bakıldığında Sovyet sonrası Küba'nın bir portresi. Yaffe'nin alıntı yaptığı kaynakların ve fikirlerin çoğu Kübalı diplomatlar, profesyoneller ve hükümet yetkilileridir. Kitap, içerik olarak Kübalıların son otuz yıllık krizi, toparlanmayı ve reformu günlük olarak nasıl deneyimledikleri ya da devletle ilişkilerinin daha gergin olup olmadığı ve ne ölçüde gerginleştiği sorusuna daha az giriyor. Bununla birlikte, sistemi destekleyenlerden Küba’nın gidişatı hakkında bazı önemli perspektifler içeriyor.

Yaffe, açtığı bazı kategorileri sorgulayarak kitabının mesajını güçlendirebilirdi. Yazıda, pasif ve basmakalıp olarak karşımıza çıkan, yazar da açıkça öyle demek istemediği "Küba'nın devrimci halkı" olarak adlandırılan oldukça şekilsiz bir gruba çok sayıda atıf var. Küba toplumu durağan ya da değişmez değildir; diğer herhangi bir ülkenin olduğu gibi, dinamik ve karmaşıktır. Küba hükümetinin hem eleştirmenleri hem de destekçileri var ve tüm Kübalılar "devrimci" değil.

Adadaki herkese bütüncül tek bir devrimci yapı gibi davranmak, son otuz yıldaki gerçek zorluk ve dayanıklılık öykülerini düzleştiriyor. Küba hükümeti şu anda, tarafların görüşlerine göre daha az bağlı veya daha az sosyalist olmaları gerekmeyen canlı bir sivil toplumun yeni taleplerine nasıl cevap vereceğini anlamaya çalışıyor.

Örneğin 2020'nin sonlarına doğru, rap sanatçısı Denis Solís'in tutuklanmasına karşı yüzlerce sanatçı ve entelektüel tarafından protestolar gerçekleşti. Bazıları Küba sistemine doğrudan karşı çıkıyor, diğerleri ise keyfi tutuklama ve sansür olarak gördükleri şeyi sona erdirirken, bir yandan sosyalizme bağlılığını koruyarak bu sistemin yeniden düzenlenmesini istiyor.

ÖNÜMÜZDEKİ YOL

We Are Cuba kitabı, liderlerinin 1991'den bu yana benzersiz birçok zorluğun üstesinden nasıl geldiği konusunda çoğunlukla temel bilgilerden yoksun olan, ülke dışındaki okuyucular için hükümet politikalarının zaman içinde nasıl geliştiğini etkileyici ayrıntılarla göstererek önemli bir boşluğu dolduruyor. Yine de önünde daha birçok zorluk var.

Küba ekonomisinin küresel kapitalist pazara yeniden girmesi ve ardından liberalleşen reformlar, ABD dolarının geri dönmesine ve bununla birlikte eşitsizliğin artmasına yol açtı. Yaffe, Küba hükümetinin, kapitalizme boyun eğmemekle birlikte eşitlik ve sosyal adalet taahhüdünü yeni piyasa mekanizmalarının getirilmesini dengelemekle ilgilenişini anlatıyor. Fakat bu durum ABD yaptırımları, ambargoları ve siyasi tehditler Küba’yı hâlâ çok fazla kuşatma altında tuttuğundan dolayı kolay bir iş değil.

Küba ayrıca Covid-19 kriziyle birlikte pezonun değerinin düşmesine neden olabilecek ABD'nin son yıllarda hâlihazırda sert olan yaptırımlarının sıkılaştırılması ve çifte para birimini birleştirme planlarından kaynaklanan potansiyel ekonomik yansımalarla da başa çıkmak zorunda. Küba hükümeti ayrıca, 1963'ten beri gelirden bağımsız olarak tüm Kübalılara temel gıda tedarikini garanti eden erzak karnesini nihayet ortadan kaldırmayı planlıyor.

Kendisine yurt dışından getirilen sınırlamalara rağmen, Küba hala Sovyet sonrası bir dünyada kendi yolunu 1990'ların başında çoğu insanın düşünebileceğinden daha büyük ölçüde geliştirmeyi başardı. Yaffe'nin kitabı, okuyuculara, ada sadece hayatta kalmak yerine nihayet refah düzeyini yükseltme fırsatına sahip olsaydı, ABD'nin uzlaşmazlığının yükü olmadan neler başarabileceği konusunda merak aşılamalı.

---------------------------------------------

Kaynak: Jacobin