Kör bir baykuşun kalemi

Ergenlik dönemini yaşayamamış, bir türlü mutlu olamamış bir yetişkinin düşü ile gerçeği arasında gidip gelen öyküsüdür; ölümün, melankolinin, kan kokusunun, çürümüş et kokusunun bolca hissedildiği bir eserdir Kör Baykuş. Ne mekân nettir ne zaman ne de karakterler. Bir parçalanmanın, bir dönüşümün romanıdır. Belki de Sâdık Hidâyet’i Doğu’nun Kafka’sı yapan eseridir. Kendisini gölgesine tanıtan, bu tanışma anını ölümün hakikat oluşu ile sonlandıran ürpertici ve karanlık bir romandır.



05-07-2020 00:01

Zilan Yıldırım

Yeni bir kitaba başladığımda öncesinde yazar hakkında okumayı çok önemli bulurum çünkü herkesin yarattığı şeyde kendi silüetini görmek, kendinden birkaç parçayı iliştirmek istediğini düşünürüm. Bir kitabı okurken, bir filmi izlerken ya da bir resme bakarken yaratıcısını ararım hep. Çoğu zaman kendilerine dair en azından küçük nüansları fark ederim çünkü yaratıcı sorar kendine “Ben ne yapıyorum? Neden yazıyorum, çiziyorum? Neden yaratıyorum? Bir şey mi arıyorum ya da birini mi? Belki de kendimi…” Bu nedenle bakındım biraz Hidayet’e ve daha başlarda her şeyin tamamen kendisine ait olduğunu, herkesin aslında kendi gölgesi olduğunu, tamamen kendini arama uğraşısını ve arayış sırasında tüm zıtlıklarını gün yüzüne çıkarmaya çabaladığını gördüm. Bilmiyorum, belki siz okur olarak farklı yorum yaparsınız ama ben de tamamen bu düşünceleri uyandırdı. Eserin başlarında karakter, yazma sebebinden bahsetmiş; ‘’Tek korkum, henüz kendimi tanımamışken yarın ansızın ölüvermek! (…) Eğer şimdi yazmaya karar verdiysem, bu, sadece kendimi gölgeme tanıtmak için. Duvardaki eğik bir gölge, yazdığım her şeyi büyük bir iştahla yutuyor. İşte bu yüzden birbirimizi iyi tanıyıp tanımadığımızı kontrol edeceğim. (…) Sadece lambanın karşısında duvara yansıyan gölgem için yazıyorum. Kendimi ona tanıtmalıyım.’’ Bu kısım ve romanın birçok yerinde ölüme olan övgüyü gördüğümüz noktalar -kitapta cinayet işlendiği bilinmez ise- akla yalnızca intihara olan istek ve öncesinde içindeki tüm iyiliği, kötülüğü, şehveti, arzuyu gün yüzüne çıkarmayı getiriyor ve yazarın intihar etmiş olduğunu öğrenince “Evet, bu eserle Sadık Hidayet’in kafasının içini görüyoruz, bu bir kurgu değil.” diyebiliyoruz hemen. Kör Baykuş’un Almanca çevirisine eklediği son sözünde yakın arkadaşı olan Bozorg Alevî ve eser hakkında yazılmış birçok yazıda da eserdeki tüm karakterlerin aslında bir kişi olduğunun üzerinde çokça durulmuştur. Gerçekten de ana karakter, başta sevmediği ve tiksindiği tüm karakterleri sevdiklerinin öncesi ya da sonrası olduğunu veya kendisinin diğer karakterlere nasıl dönüştüğünü gösteriyor. Bu tüm karakterlerin, tüm zamanların ve tüm mekanların karmaşası aslında tek bir şeyden doğuyor sanki. Sadık Hidayet’in ta kendisinden. Saf ve korkak yanı ana karakterin eşinin kardeşi sanki. Şehvete düşkün bencil yanı eşi; her olayı ve her şeyi algılamaya çabalayan arayıştaki ana karakter, ölüme olan isteğiyle kasap karakteri; tüm olayların bilincinde olup sessizce kenarda ana karakterin çırpınışlarını izleyen ve sadece çirkin bir gülümsemesi olan amca, yaşlı adam ve kuran okuyan, eşiyle yatan satıcı…

Sadık Hidayet, 17 Şubat 1903’te Tahran’da doğmuştur. Eğitimini bir süre Fransız Lisesinde sürdürmüş, daha sonra Avrupa’ya gitmiştir. İlk eserlerini Paris’te yazmıştır. Ne tam Avrupa’ya ait hissetmiştir kendini ne de sürekli sansürlenip baskı gördüğü toprağına. Yani ne tam Doğulu olabildi ne tam Batılı. 1936’da Hindistan’a giderek Sanskritçe öğrendi. Burada Budizm’den oldukça etkilendi. Avrupa’da ise Çehov, Guy de Maupassant, Rilke, E.A. Poe ve Kafka’dan etkilendi. Hatta eserde de Kafka’nın melankolik ve umutsuz ölüm temalı duruşunu rahatlıkla fark edebiliyoruz. Bu benzerlik Sadık Hidayet’e Doğu’nun Kafka’sı unvanını da getirmiştir ve bence yerli yerindedir. Aynı zamanda Hidayet İran folkloru ve orta Farsça üzerine de çalışmış ve tasavvuf ile de ilgilenmiştir. Yazar, eserde tüm ilgi alanlarına değinmiş, tüm konuları harmanlamış bir nevi. “Kör Baykuş”, Sâdık Hidâyet’in en bilinen eserlerinden. Aynı zamanda Üç Damla Kan, Aylak Köpek, İslam Kervanı ve Diri Gömülen isimli öyküleri ve Sâsân Kızı Pervin, Mazyar gibi oyunları da var yazarın. Kör Baykuş eseri en son Ali Fuat Bilkan’ın çevirisiyle İletişim Yayınlarından basılmış. Eserin ilk basımında ise kapakta kendisinin çizdiği bir testi resmi var. Yazar ülkesinin içinde bulunduğu politik durumu mizahla karışık eleştirerek kitabın kapağına “İran’da satışı yasaktır.” ibaresini koydurmuştur. Gerçekten de hâlâ Sadık Hidayet’in eserleri kendi ülkesinde yasaktır.

Yaşamının son zamanları da trajiktir Sâdık Hidâyet’in. Yakın arkadaşı Bozorg Alevî kendisini intihara sürükleyen durumunu şöyle aktarmıştır:

‘’Savaş sonrası eserlerinde belli bir iyimserlikle doludur, ama bu çok sürmedi; çünkü çok geçmeden iç politika doğrultusu yeniden nazikleşti ve Hidayet yurdunun, yerinde kullandığı bir deyimle ‘aşağılık adamlar’ dediği sınıfın zulmünden ve ahlak bozukluğundan kurtulma ümitlerini tamamen yitirdi.(…) Başbakan olan eniştesinin, Müslüman bir yobaz tarafından 7 Mart 1951’de katledilişi, kendi canına da kıyması için bardağı taşıran son damla oldu. Paris’te günlerce, havagazlı bir apartman aradı. Championnet caddesinde buldu aradığını; 9 Nisan 1951 günü dairesine kapandı ve bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açtı. Ertesi gün ziyaretine gelen bir dostu, onu mutfakta yerde yatar buldu. Tertemiz giyinmiş, güzelce tıraş olmuştu ve cebinde parası vardı. Yakılmış müsveddelerinin kalıntıları, yanı başında, yerdeydi.’’

Bu intiharının ipuçlarını Hidayet bir eserinde vermiştir de: ‘’Ocağın kenarına düşmüş yaş odun, diğerlerinin ateşiyle kavrulup kömürleşmesi -ama ne tam yanmış ne de yaş kalmış halde-, sadece diğer odunların dumanı ve nefesiyle boğulması gibi.’’

Eserin olay örgüsünden çok bahsetmeyeceğim çünkü neyin gerçekten olay neyin karakterin düşü olduğunu anlayamıyorsunuz. Birkaç önemli noktadan bahsetmek isterim yalnızca okurken hak vereceğinizi düşündüğüm. Örneğin, eserde net bir mekân ya da net bir zamandan bahsedilmemiş. Karakter sürekli bir pencereden bahsediyor, dışarıda gördüğünün aslında bir tabloya ait olduğunu sonradan düşünmeye başlıyorsunuz ve okudukça aslında o karenin kendi geçmişine ait bir an olduğunu gösteriyor. Söylemeye çalıştığının şu olduğunu düşünüyorum: ‘’Hem hepsi okuyucu. Hem hiçbiri.’’

Bir diğer önemli nokta da karakterin çocukluğunda etkilendiği küçük bir karedeki ufacık bir ayrıntının hayalinde, düşünde karşısına çıkıyor olması. Akla şizofreni sanrılarını ve bilinç dışının bilinç üzerindeki hakimiyetini getiriyor bu durum. Örneğin, sol eli ağza götürüp tırnakları yeme hali neredeyse tüm karakterlere yerleştirilmiş ya da kokusuz mor nergis tıpkı bir sembol gibi birçok sahneye konmuş yazar tarafından.

Eserde karakter sürekli ölüm güzellemesi yapmıştır bir de. Ölümü hâkim tema olarak kullanmıştır. Sanki tüm yaşadıkları ya da düşünde gördüğü tüm olaylar, durumlar hakikatten uzakmış ve gerçek hakikat ölümmüş gibi anlatılmış. Tüm eser boyunca sonunda ölüm olacağının işaretini vermiştir adeta.

‘’Sadece ölüm yalan söylemez!

Ölüm huzurunda bütün vehimler, kuruntular yok olur ve ortadan kalkar. Biz ölümün çocuklarıyız. Hayatın hilelerinden ancak ölüm kurtarır bizi. Odur hayatın içinden bize seslenen ve bizi yanına çağıran… Henüz insanların dilini anlayamadığımız yaşlarda, oyun sırasında duraklamamızın sebebi o an ölümün sesini işittiğimiz içindir. Hayatımız boyunca ölüm bize hep işaret verir.’’

KÜNYE: Kör Baykuş, Sadık Hidayet, Çev: Ali Fuat Bilkan, İletişim Yayınları, 2020, 111 Sayfa.