Komünist Müslümanlar

Komünist düşünce her ne kadar dinden, devletten ve sermayeden özgürleşme içeriğine sahipse de buradaki dinden özgürleşme; dinin hakim ideoloji olarak hedeflenmeyip, olması gereken kişisel inanç alanına ait olarak görülmesiyle dinden özgürleşme mümkündür.



08-11-2020 00:04

Ufuk Akkuş

"İşçi ve emekçi Müslümanlar!

Gerçek, sevgi ve güzellik ülkesine giden yol zor ve çetindir… Bilimin ve sanatın altın muzaffer bayrağı altında, gençlerinin gücüyle dürüstlüğünü, yaşlıların bilgeliği ile birleştirir. Biz senin mükemmel ve namuslu kızlarınla asil ve cesur oğullarının dünya tarihinin efsanevi kahramanlık sayfalarına yeni bölümler ekleyeceğine inanıyoruz."

                                                                                                                                                                                                                                                                   Mollanur Vahidof

Komünist; Marksist Leninist ideolojiyi benimseyen ve materyalist felsefeyi kılavuz edinen kişidir. Yani komünistin dünyadaki varoluşu ve mücadelesi akla ve bilime dayanır. Müslüman ise, dünyayı ilahi bir varlığın şekillendirdiğine inanan ve dünyaya bakışında uhrevi bir yön bulunan maddeye göre ruha öncelik veren ve bu inanç gereği birtakım dini ritüelleri uygulayan kişidir. Peki bu denli temel ayrıma karşın bir insan aynı zamanda hem komünist hem de Müslüman olabilir mi? Evet olabilir. Müslüman, inancını kamusal alan taşımak amacında olmayıp, dini inandığı Tanrısıyla arasındaki ilahi bir ilişki olarak görüyorsa, Müslüman’ın komünist olması da eşit ve özgür bir dünya için mücadele etmesi de mümkündür. Komünist düşünce her ne kadar dinden, devletten ve sermayeden özgürleşme içeriğine sahipse de buradaki dinden özgürleşme; dinin hakim ideoloji olarak hedeflenmeyip, olması gereken kişisel inanç alanına ait olarak görülmesiyle dinden özgürleşme mümkündür. Tabii Müslümanlık için burada bahsettiğimiz bütün olgular diğer dinler için de geçerlidir doğallıkla. 

Emel Akal, “Müslüman Komünistler Petrograd-Kazan 1917-1918” adlı kitabında, ilgili dönemde Rusya’da yaşayan Müslüman komünistlerden İdil-Ural ve İç Sibirya’da yaşayan Şimali Türklerinin, yani Tatar ve Başkurtlarının mücadelesini anlatıyor. Akal, Kazan’ın hem Müslüman burjuvazinin hem de Müslüman sosyalistlerin aktif olduğu bir merkez olduğunu ve Rusya Müslümanlarının en gelişmiş ve en eğitimli kesimlerinin yaşadığı, sadece Çarlık Rusya’sına karşı verilen mücadelelerin değil, Müslümanların kendi arasındaki keskin sınıf mücadelesinin en iyi izlenebildiği kentlerden biri olduğuna işaret eder.

Akal, kitap boyunca iki meseleyi anlamaya çalıştığını söyler. İlki: Bir devrimi nasıl yapılır ve korunur? Ekim devrimi sürecinde ve sonrasında iktidarın sahibi olan ulusal ve uluslararası burjuvazinin her türlü araçla Sovyet iktidarına nasıl saldırdığı ve iç savaşın destekçisi olduğu. İkincisi, milli meselede nelere dikkat etmek gerektiği ve Sovyet Rusya pratiğinin Kürt meselesinin sorununa sunacağı katkı.

Rusya Müslümanları hakkında Batılı yazında özellikle Almanya ve ABD’de çok sayıda makale ve kitap yazıldığını ancak bu ilginin gerçekliği ortaya koymaktan ziyade Sovyetleri zayıflatma ve yıkma girişimlerinin bir tezahürü olarak gören Akal, bunun için de Rusya’da yaşayan Müslümanların kışkırtıldığını öne sürmüştür. Anti-komünist, anti-Sovyetik içerikli olan bu kitaplarda Türklük ve Müslümanlık ön plana çıkarılmış ve Sultan Galiyef de Rusya Müslümanlarının lideri olarak görülmektedir. Ancak, Şimali Müslümanların ilk gerçek lideri olan Kızıl Ordu ile birlikte Kızıl Müslüman Birliklerinin başında Beyaz Ordu’ya karşı savaşırken Ağustos 1918’de öldürülen Mollanur Vahidof’tan hiç söz edilmemektedir. Böylece, sınıfsal mücadele, dinsel veya etnik mücadeleye indirgenmektedir.

Ruslaştırmaya tepki olarak geliştirilen bir üst kimlik olan “Müslüman” tanımının, 1917 Şubat devrimini takip eden özgürlük koşullarında yapılan ilk kongrede reddedildiğine değinen Akal, ilk ayrılanların Azeriler, Kafkasyalılar ve Türkistanlılar olduğunu belirtir. Başkurtlar, “biz Tatar değiliz” diye ortaya atılmış, Kazaklar ise kendilerini Müslüman kategorisine bile sokmamışlardır.

Müslüman Sosyalistler Şubat Devriminden hemen sonra Eski bir Tatar şehri olan Kazan’da İşçi Komitesi adlı bir örgüt kurar ve kısa bir süre sonra bu örgüt “Müslüman Sosyalist Komitesi” adını alır MSK, Kazan eşrafı, zenginleri, toprak sahiplerinin peşlerine takılmış aydınların katıldığı Müslüman Komitesi’nin kurulmasından bir ay sonra 7 Nisan 1917’de kurulur. Liderleri Mollanur Vahidof, “İşçiler devrimi, kapitalistlerin, sarıklıların iktidarı için gerçekleştirmedi” diyerek Rusya’da ayaklanan işçi, asker ve köylülerden yana tavır almıştır. MSK, milliyetçi Müslüman burjuvazisine karşı verdiği kararlı mücadele ile Kazan’da, Bolşeviklerin önce dikkatle izlediği, kısa bir süre sonra iş birliği yaptığı sosyalist bir örgüt olmuştur. MSK, Ekim Devrimine kadar Kazan’da güvenilen tek Müslüman Marksist Devrimci örgüttür. Petrograd’da gerçekleşen devrim haberi üzerine Kazan’da Sovyetlerden yana olan güçler hemen harekete geçmiş ve iktidarı almıştır. Kazan’da MSK, Bolşeviklerle birlikte büyük işyerlerinde büyük muhafızları örgütlemekteydi. Kazan’da İşçi, Asker ve Köylü Sovyeti’nde ve Kazan Belediyesi’nde Bolşevikler önemli yerleri tutmaktaydı. MSK da etkili bir örgütlenmeye sahipti. Kazan’da iktidarın alınmasında “Müslüman Harbi Şura’nın” devrimden yana tavır alması belirleyici olmuştur.

Bolşevik Partisi, 25 Ekim 1917’de geçici hükümeti devirip Bolşeviklerden oluşan bir hükümet kurduktan sonra Petrograd’da hiçbir örgütü kapatmaz, yasaklamaz, tutuklamaz. Kadetler, Menşevikler, Sağ-SR’ler gibi Sosyalist Devrime karşı tüm parti ve örgütler faaliyetine devam eder, gazeteler yayımlar, kongre ve konferans düzenler. Hatta geçici hükümet yanlıları da Petrograd Kent Duması’nda varlıklarını sürdürürler.  Ancak iş çığırından çıkınca Bolşevik Merkez Komitesi gerekli önlemleri almıştır. Kadetler halk düşmanı olarak ilan edilip, Kadet Partisi kapatılır. Fransız ihtilalinin derslerini çok iyi bilen Bolşevik Partisi, Ilımlı Sosyalistlerin ve Sol SR’lerin (Sosyalist Devrimci Parti) naif eleştirilerini dikkate almamıştır. Karşı devrimci kalkışmalar üzerine Rusya’da bütün burjuva basın ve yayın organları kapatılınca burjuva milliyetçisi Tatar gazeteleri de bundan nasibini almıştır.  

Rusya’da Müslüman Komünistler Ufa’da İdil-Ural devletinin 11 Ocak 1918’de ilan edilmesinden bir hafta sonra kurulmuştur. Mollanur Vahidof’un Muskom’un başkanlığını kabul etmesiyle Sosyalistlerle Müslümanlar arasındaki ilk günden bu yana var olan ittifak daha üst boyuta yükselmiştir. Muskom’un amacı Rusya’nın Müslüman ve yarı proleter öğelerini birleştirerek Türkiye, İran vb Müslüman ulusların devrimcileştirilmelerine yardımcı olmaktır. Muskom ayrıca iç savaşı bastırmak için de mücadele etmiştir. Milli İşler Komiserliği’ne bağlı olan Muskom’un kurulması ile birlikte Tatar-Başkurtlar sosyalizmin inşasına doğrudan katılma imkanı bulmuşlardır. Bu süreçte Sovyet Hükümeti ile iş birliğini reddeden burjuva milliyetçi Tatarların kurduğu İdil-Ural Devleti sosyalist Tatarlar tarafından yok edilmiş ve Tatar-Başkurt Sovyet Cumhuriyeti’nin kurulması çalışmalarına başlanmıştır. Daha sonra da Rusya Müslüman Komünistler Partisi kurularak Tatar-Başkurt Sovyet Cumhuriyeti’nin kuruluş kararnamesi yayınlanmış ve Müslüman Kızıl ordu kurulmuştur. Sonrasında ise söz konusu Parti de iç savaşın etkisiyle lağvedilecek ve tüm çalışmalar RK(B)P’ye (Rusya Komünist (Bolşevik) Partisi) bağlanacaktır.

Emel Akal, kitabında; Şubat ve Ekim Devrimi sürecinde 1917 ve 1918 yıllarına odaklanarak Rusya Müslümanlarının özellikle de Şimali Türklerinin devinimini incelediği çalışmasında; her etnisitenin kendi öznel koşullarına bağlı olarak örgütlenme, parti kurma, kongre ve konferans düzenleme, bağımsız veya muhtar devletler kurma yolundaki mücadelesini inceliyor. Bu yolda Müslüman halklara en büyük desteği de Lenin ve Sovyet Hükümetinin verdiğini gösteriyor. 1-11 Mayıs 1917 tarihleri arasında toplanan ilk kongreden itibaren “Şimali Türkleri” yüzyıllar sonra kendi yasama, yürütme, yargı kurumlarının ilk nüvelerinin temellerini atarak maliye, eğitim, din işleri ve askeri alanlarda inisiyatif sahibi olmuştur. Akal, tüm Sovyet karşıtı yazarların öne sürdüğü; Bolşeviklerin Rusya’daki Türk-Tatar-Türkmen topluluklarını yönetebilmek için onları bölüp parçaladığı iddiasının yanlışlığına da değiniyor. Akal’ın kitabının diğer Müslüman halkların mücadelesinin anlatıldığı, daha geniş dönemi ele alan araştırmalara önayak olmasını dileyerek bitirelim.

KÜNYE: Müslüman Komünistler,Petrograd-Kazan (1917-1918), Emel Akal, İletişim Yayınları, 2020, 440 sayfa.