Komünist gelecek

Mao’nun dediği gibi eğer emperyalistlerin ve tüm gericilerin mantığı “kargaşayı provoke etmek, başarısızlığa uğramak, yeni provokasyonlar denemek ve yeni başarısızlıkları tatmak ve kendi çöküşlerine dek devam etmek” ise halkların mantığı da “mücadele etmek, başarısız olmak, yeniden mücadele, yeniden başarısızlık ve bir daha mücadeleye başlamak, ta ki zafer kazanana dek” olmalıdır. Siz, tevekkül edenler! Gerici bir yargıya bel bağlayarak, mağluplar gibi başınız eğip, Yenilgiyi kabullenerek bizim devasa çabamızı yerle bir mi edeceksiniz? Evrensel öcümüzün tarihsel doğumuna engel mi olacaksınız? Hayır! Diyorum, hayır! Tuzu kurular ve korkaklar bizi ilgilendirmiyor. Halkların sebatkar hafızasıdır dünyadaki büyük boşluğu açan ve işte o boşluk içerisinde yüzyıllardır dikilmekte, komünizmin işaret feneri! Bütün zamanların halkları! Her yerdeki halklar! Hepiniz bizimlesiniz! - Kızıl Atkı/Romanopera/Alain Badiou



06-12-2020 00:08

Ufuk Akkuş

Bilimsel bir problem çözülemediğinde hipotez haline gelir. AlainBadiou; bir hipotez altına yerleştirilen tüm sosyalist deneyimlerin başarısızlığa uğramakla ne söylenmek istendiği sorusunun peşinden gider. Acaba bu kökten bir başarısızlık mı? yani bizzat hipotezin kendisini bir tarafa bırakmamızı, özgürleşme üzerine düşünmekten vazgeçmemizi gerektiriyor mu? Veya sadece biçime ya da izlenen yola mı ilişkin bu başarısızlık? Matematik dünyasından örnek veren Badiou, çözülemeyen problemler için geliştirilen hipotezlerin tekrar tekrar yeniden incelemelere mahal vermesi ve varılan sonuçların doğurganlığı matematik dünyasını zenginleştirmiştir. Badiou “komünist Hipotez” kitabında görünüşte başarısızlığa uğramış, hatta kimi zaman kanlı sonuçlar doğurmuş olan “Mayıs 1968, Çin Kültür Devrimi ve Paris Komününü” ayrıntılı biçimde ele alarak aslında komünist hipoteze derinlemesine bağlı olan bu olayların, söz konusu hipotezin tarihinin aşamalarını oluşturduğunu savunur.

Badiou, kitabının bir felsefe kitabı olduğunu söyler. “İlk bakışta sanıldığının aksine doğrudan doğruya politikayı konu edinmez. Olsa olsa politikaya bazı atıflarda bulunduğu söylenebilir.” Badiou, politika içinde başarısızlık mefhumunun özelliklerini incelemesinin  bütün hakikat süreçlerinin, içinde oluştukları dünyaya ait olan engellerle karşı karşıya kaldıklarında aldıkları genel biçimi tanımlama çabasını temsil ediyor.

Badiou, 4 farklı “Mayıs 68” olduğundan bahseder. 68 öncelikle lise ve üniversiteli gençliğin başkaldırı isyanıydı. Tamamen farklı ikinci bir “Mayıs 68”, bütün Fransız tarihinin en büyük genel grevidir. 68’in çok önemli bir bileşeni de budur. Genç işçi grupları, çoğu zaman büyük sendika organizasyonlardan bağımsız olarak hareketi başlatmış ve büyük organizasyonlar grev başladıktan sonra onun kontrolünü ele geçirmek için sürece eklemlenmişlerdir.Badiou’nun özgürlükçü Mayıs 68diye adlandırdığı üçüncü“Mayıs 68” ise: değerlerin ve adetlerin dönüşmesi, yeni tip aşk ilişkilerinin kurulması ve bireysel özgürlükleri içerir ki hem kadın hareketini hemen ardından da eşcinsel hak ve taleplerini gündeme getirmiştir. Dördüncü “Mayıs 68” ise esas “Mayıs 68”dir ve hala geleceğe yazılıdır. Bu “Mayıs 68”, kolay kolay okunamaz; çünkü belirli bir anlık patlamadan ziyade zamana yayılmıştır. “Dördüncü 68”, o canlı Mayıs ayını takip eden yoğun politik yılları filizlendirmiştir.

68’de Reims’de okutman olan Badiou, fakültede başlatılan greve katıldığını ve grevde olan en büyük fabrikalardan olan Chausson’a doğru yürüyüş başlattıklarını ve orada gayri resmi görüşmeler sonucunda bir nevi yerel kaynaşma başlattıklarını anlatır. Şehirde ortak toplantılar için anlaşırlar ve bu toplantılar sonucunda “Chausson Dayanışma Sandığının” kurulması için çerçeve oluşturulur. Katı sendika ve parti tertibatı genellikle işçileri, gençleri, entelektüelleri birbirinden ayrı olarak kendi örgütleri içinde sıkı sıkıya hapsediyordu. Tek arabuluculuk yerel ya da ulusal yönetimler vasıtasıyla gerçekleşebiliyordu. Bu girişimle bu tertibat parçalanmıştı. Badiou’nun ilham aldığı şey kendi deyimiyle, alanları ortadan kaldırma inancıydı. Genel olarak bu “Komünizm” sözcüğünün kapsadığı bir şeydir. Bizzat kendi gücüyle hareket ederek duvarları ve ayrılıkları yıkan eşitlikçi bir toplum, hem işin hem de yaşamanın çok çeşitli yollarının var olduğu çok değerliliğin toplumu. Ama komünizm aynı zamanda da mevkilerin hiyerarşisi üzerine model kullanmayan politik örgütlenme biçimidir. Badiou’ya göre; dördüncü “Mayıs 68” buydu.: Toplumsal alanların altüst edilmesinin imkansızlığını altüst etmenin politik olarak mümkün olduğunu kanıtlayan ve el yordamıyla baştan sona yeni bir tarzda söz alma ve olayın yeniliğine uygun örgütlenme biçimlerini arayan tüm o deneyimlerdi.

Badiou’ya göre; politikanın tanımlanışı ve geleceğinin örgütlenişi açısından 68’in çağdaşıyız. Elbette dünya ve kategoriler değişti. Öğrenci gençlik, işçi ve köylü kategorileri şimdi farklı anlamlara geliyorlar. O günlerin Parti ve sendikal örgütleri yıkıntı halindeler. Ancak sorunumuz aynı, 68’in gündemine aldığı sorunların çağdaşlarıyız. Bu da ana hatları ile özgürlük siyasetinin özgürlük figürünün etkisizliği sorunudur.

Öncelikle belirleyici olan, kar düzeni yasalarından ve özel çıkarlardan kurtulmuş bir dünya varsayımına yeniden sahip çıkmaktır. Dünyanın düzeninin bu olduğu ve bunu değiştiremeyeceğimiz kanısına boyun eğen zihinsel tavırlar içinde kaldığımız sürece, hiçbir özgürleşme siyaseti mümkün değildir.Badiou bu olasılığa “komünist hipotez” demeyi öneriyor. Bu olumsuzlayıcı hipotez yani dünyanın böyle olmasının zorunlu olmadığını söylemek, başka bir dünyanın mümkün olduğunu içi boş biçimde söylemekten çok daha güvenli ve önemli. Zorunlu olmayandan olasılığa geçiş de şöyle açıklanır:“Zincirlerinden boşanmış kapitalizmin ve onu destekleyen parlamenter sistemin zorunlu olduğunu kabul edersek bu durumun barındırdığı diğer olasılıkları göremeyiz.” Badiou, ayrıca kendi dilimizin sözcüklerine de sahip çıkmamız gerektiğini vurgular. 68’deki sorunlar hala aynı yerde durduğuna göre o sözcükleri telaffuz etmek zorundayız. Onları eleştirmek, onlara yeni anlamlar katmak bizim elimizde Kendimizi demode hissetmeksizin hala, “halk, işçi, özel mülkiyetin kaldırılması”vs diyebilmeliyiz. Bu dilden el etek çekmek, hakimduyarlılığı inciten bu sözcükleri bize sıkı sıkıya yasaklayan teröre razı olmak dayanılmaz bir cefadır.

Badiou, bugünkü dünyanın bize dayattığının metaların ve paranın boyunduruğu altındaki ruhların çürümesine sonuna kadar razı olmak olduğunu ve buna karşın cesaretin de günümüzün temel politik erdemi olduğunu iddia eder. Onun bahsettiği cesaret sadece polisin önünde gösterilen cesaret değil (kuşkusuz o da önemlidir) düşüncelerimizi, ilkelerimizi ve sözlerimizisavunmane düşündüğümüzü, ne istediğimizi, ne yaptığımızı kesin olarak yüksek sesle söyleme cesaretidir.

Komünist hipotez bağlamında Kültür devrimine değinme ihtiyacı: Çin Kültür Devrimini; 1956-1976 yılları arasında Fransa’daki militan eylemlerin canlı ve sürekli referans kaynağı olmasından ve onu 1970’li yılların tek yaratıcılığı olarak görmesinden kaynaklanır. Öznelliği değiştirmeyi, başka türlü düşünmeyi, başka türlü yaşamayı Çinlilerin devrimcileşmediye adlandırdığını belirtir. Mao’yu bir paradoksun adı olarak gören Badiou, onun Stalinci devletin şaşasına verdiği onay ile halihazırdaki durumun tatmin etmediği, gerçek komünizme doğru ilerlemek isteyen devrimci gençliğin coşkunluğunu biraraya getiriyordu.Özgürleşme siyasetlerinin parti modelinden vazgeçmek zorunda olduğunu öneren Badiou, bu açıdan kültür devrimine borçlu olduğumuz söyler. Paris Komününü de politik işçi ve halk hareketlerinin parlamenter kaderlerinden kopuşun tek örneği olarak görüp komünün bayrağının Ekim 1917’ye, 1967 yazının Çinine ya da Mayıs 1968’e devreden güçlü bir tekillik olduğunu söyler.

Mayıs 68, Çin Kültür Devrimi ve Paris komünü aracılığı ile komünist hipotezi geliştirmeye çalışan Badiou, bugün için temsili siyasetten hatta demokrasiden kopmak gerektiğini belirterek, Leninist Partinin devlete dönüştüğü vurgusundan hareketle devletin pençelerinden kurtulmuş baştan başa bir siyasal disiplin yaratılması gerektiğinin altını çizer.

KÜNYE:Komünist Hipotez, AlainBadiou, Çev. Oylum Bülbül, Encore, 2011, 203 sayfa.