Komedi üzerine

Komedi üzerine

Karşı konulmaz hareket, komedinin en temel özelliklerinden biri olduğu için onu kavramlarla ve tanımlarla sabitlemek kolay değildir.

Ufuk Akkuş

"Bu dünya düşünenler için bir komedi, hissedenler içinse bir trajedidir."

Horace Walpole

Bazı kitaplar vardır. Anlamak için belli bir altyapı ve çaba gerektirir. O konularda başka okumalar yapmak gerekir. Bu durumda, ek okumalar yaparak kitabı bir kenarda bekletmek ya da her şeye rağmen okuma çabasını sürdürmek gibi iki seçenek çıkar karşımıza. Rahmetli Ulus Baker şöyle bir şey demişti seminerlerinin birinde. Mealen aktarayım: “Her şeyi anlamak zorunda değilsiniz. Anlamak bilgilenme biçimlerinden biridir sadece. Hissetmeye çalışın.” Alenka Zupancic’in “Komedi: Sonsuzun Fiziği” kitabı da sözünü ettiğim zor kitaplardan biri benim bilgi dağarcığım çerçevesinde.

Kitabın zorluğu, yazarının deyimiyle komedinin son derece zor bir araştırma konusu olmasından da kaynaklanıyor elbette. Bu sadece komedi sürecine dahil olan çeşitli teknik ve usullerin çokluğu yüzünden değil, bu sürecin kendisi sürekli hareket halinde olduğu için de böyledir. Karşı konulmaz hareket, komedinin en temel özelliklerinden biri olduğu için onu kavramlarla ve tanımlarla sabitlemek kolay değildir. Kitabın argümanını; tam manasıyla komik öznelliğin komedi yapan öznede ya da onda zuhur eden özneler veya egolarda değil, tam da bu kesintisiz ve karşı konmaz, önüne çıkan her şeyi tüketen harekette ikame etmesi oluşturur.

Zupancic’e göre; klasik filozoflar arasında komediye ve komik ruha en yüksek değer biçen Hegel’dir. “Tinin Fenomenolojisi’nde” komedi en yetkin tinsel sanat eseri olarak görülür ve bu konu “Sanat Biçimindeki Din” kısmının sonunda epik-trajedi-komedi üçlüsü içinde ele alınır. Hegel, tinin son tahlilde büyük ölçüde bir komedi meselesi olduğunu öne sürer. Zupancic, Hegel ile birlikte “komik perspektifi” felsefi olarak inşaa etme yolculuğuna çıkıyor. Bu yolculukta, komedinin ne olduğu ve nasıl işlediğiyle ilgili bir çok kalıp fikre önemli ölçüde meydan okumakla ve bu fikirlerin altını oymakla kalmayıp bizi din, psikoloji ve psikanalizin bazı merkezi noktaları ve de özellikle insan sonluğu ile ilgili noktalarını tartışmaya davet ediyor.

Hegel’e atfen komedinin mutlak varlık olduğunu ve tözün bütünüyle yabancılaşması olduğunu söyleyen Zupancic, komedinin öznenin yabancılaşmasının hikayesi olmadığını, özne haline gelmiş olan tözün yabancılaşmasının hikayesi olduğunun altını çiziyor. Komik evren ise, imha edilemeyenin evrenidir (bu özellik zirvesine çizgi filmlerde varır, ama daha incelikli şekillerde komedilerin çoğunda bulunur). Komik karakterlerin başına hangi türden kaza ya da felaket gelirse gelsin, kaostan her zaman değişmeden çıkar ve hedeflerinin peşine düşmeye veya neyse o olmaya devam ederler. Burada Shakespeare’nin “Windors’un Şen Kadınları” komedisindeki Sir John Falstaff’tan örnek verilir. Burnu büyük bir baron muz kabuğuna basar ve düşer, ama anında tekrar ayağa kalkıp kendi yüceler yücesi şahsiyetine güveni sarsılmadan kibirlice yürür. Buradaki en belli başlı insani zaaf (en insanı, en somut ve gerçekçi şey) tam da baronun kendisine ve kendi önemine duyduğu sarsılmaz inanç ya da haddini bilmezliğidir. Muz kabuğu, ve gerçekliğin komik karakterini bize hatırlattığı diğer araçlar son tahlilde baronun kendi aristokratik benliğine duyduğu canlı ve elle tutulur inançtan çok daha soyutturlar. Komedi tarafından bizzat evrenselin özü olarak üretilen asıl komik nesne bu baronluktur. Lacan’ın sözleriyle; kral olduğuna inanan zavallı bir adam değildir deli olan, gerçekten kral olduğuna inanan bir kraldır. Komik olan için de geçerlidir bu. Komik olan kendisinin kral olduğuna inanan zavallı bir adamcağız değildir (bu daha çok acıklıdır). Ama gerçekten kral olduğuna inanan bir kraldır.

Zupancic’e göre; komedi materyalisttir. Çünkü bu maddiliğin çıkmazlarına ve çelişkilerine ses verir, onları ete kemiğe büründürür. Komedi, temeldeki insaniliğimizi, bu insaniliğin getirdiği sevinçleri ve maruz kaldığı sınırları güçlü biçimde vurgulayan bir türdür. Bizi, sonlu varlıklar olduğumuz gerçeğini tanıyıp kabullenmeye davet eder, hatta zorlar. Bize bütün kusurlarımız, hatalarımız ve zaaflarımızla sadece insan olduğumuzu öğretir ve insan sonluluğunun getirdiği yükle, onu olumluyarak, sevinçle, başa çıkmamıza yardım eder.

Henry Bergson da komedi fenomeniyle kapsamlı bir biçimde ilgilenmiş bir filozof olarak Zupancic’in incelemesine konu olur. Bergson’un komedi fenomeni için “Canlının üstüne kaplanmış mekanik” formülünde; bir yanda otomatizm, katılık, atalet, tekdüzelik, tekrar, öte yanda canlılık, canlı enerji, esneklik, değişkenlik vardır. Komik olan daima, hayatın, canlılığın pürüzsüz akışında duraklamayı ima eder. Bu askıya alma meselesi Lacan’ın anlatımında da yer bulur. Lacan sürprizi; tam da öznenin kendi anlamı ile varlığı arasında salındığı bir yönünü kaybetme anı olarak, geçici bir askıya alma olarak tanımlar. Bu, ne yanda durduğumuzun artık net olmadığı bir andır. Şakanın dinleyicisi miyiz, yoksa bir parçası mı? Bir resme bakanlardan mıyız, yoksa içindeki bir nokta mı? Yine de bu yönsüzlük hissi, anlamın bütünüyle kaybedilişinin değil, beklenmedik bir yerde bir anlamın ortaya çıkmasının bir sonucudur.

Klasik oyunlar ve filmler aracılığı ile de komedi dünyasına bakan Zupancic’e göre komedi gerçekçilik ile bütün insani ve doğal yasalara meydan okuyan ve insanın gerçek hayatta asla kurtulamayacağı şeylerden kurtulabilmesini sağlayan bir gerçek dışıcılığın tuhaf bir örtüşmesini beraberinde getirir. Komedinin bu gerçekdışıcı inanılmaz yanı onun canlılığıyla da bağlantılıdır. Ölmez, imha edilmez bir türden bir hayat, ne olursa olsun yerine geri dönen bir şeyin sebatı. Komedinin asıl gerçekçiliği, insanı kuran temel bir uyumsuzluğun, komedinin acı verici ve trajik değil şaşırtıcı ve eğlenceli biçimde üretken gördüğü bir uyumsuzluğun geçekçiliğidir.

Felsefe ile psikanalizden yararlanarak önemli bir düşünce nesnesi haline getirdiği komediyi sonlulun metafiziğinden uzaklaştırarak sonsuzun fiziği olarak analiz eden Zupancic; gülmenin ve mizahın ideoloji ile çok yakın ittifak içinde olduğu anlayışına dikkat çekerek alternatif bir yaklaşım geliştiriyor.

Alenka Zupancic, Komedi: Sonsuzun Fiziği, çeviren: Tuncay Birkan, Metis Yayınları, 2011, 214 sayfa