Kızıl Azize: Louise Michel

Victor Hugo “Başkalarına yardım etmekten kendinizi unutuyorsunuz” dizelerini geçirdiği Viro Major adlı şiirini Michel’e ithaf eder. Son olarak Michel, gelecek için inancı olan insanlara şu sözleri bırakır: “Herkes kendi yolunu arar, biz de kendi yolumuzu ararız. Özgürlüğün saltanatının geleceği gün insanlığın mutlu olacağını sanarız.”



30-08-2021 00:01

Yazar: Lauren Joffrin

Çeviren: Oğuzcan Balyemez

Hapishane kıyafetlerinin altında onurlu duruşu, uzun ve yuvarlak alnının her iki yanına savrulmuş saçlarının altındaysa sert ve hüzünlü bir görünümü... Öğretmenliğin verdiği tok sesiyle yargıçlara tezyifi duyulur Michel’in, “Sizden talebimdir; kardeşlerimi götürdüğünüz Satory’ye atın beni de. Kesin biletimi dünyadan. Zaten bunu yapmanız isteniyor, hakkınız var, buyurun. Özgürlük için çarpan her yüreğe tek bir kurşundan başka hak tanımayacağınıza göre, ben de sizden hesabıma düşen kurşunu talep ediyorum.” “Savaş konseyi” utanır.  Kadınları, hemşireleri ve sedyecileri öldürmeyi planlamamışlardır. 1871’in aralık ayında, Paris Komünü’nün yenilgiye uğratılmasının ardından yedi ay geçtikten sonra düzen yeniden sağlanır, ayaklanmalar bastırılır, burjuvazi halk isyanından önceki saldırgan tutumuna kaldığı yerden devam eder. Bu süreçte ordu, Paris’i kan gölüne çevirir. Çatışmalarda öldürülenler, yargısız infaz edilenler, elinde silah bile olmayan ama katledilen siviller... Bilanço en az 10 bin ölüdür. Subaylar, ellerinde isimlerle dolu listelerle ‘komün’ liderlerini ararlar, duvar diplerinde müfrezeler tarafından delik deşik edilir bu liderler. Aynı isme sahip iki kişiyi tutuklayan memur, amirinden emir ister, hangisi ‘doğru’ kişidir? Talimat bellidir, ‘en güvenli yol’ ikisinin de vurulmasıdır.

Yenilgilerden sonra ağızda buruk bir şarkı, “Tüm bunlar Nicolas, Komün’ün yitip gitmesini engellemeyecek”, evet, elbette Louise Michel’in ışığı hiç sönmez. Doğru, sonunda burjuvanın korkularını işçilerin kanından bir gölde eriten Versay tarafından katledilir. Hani sonra o “Kiraz Zamanı” biter, neşeli bülbül ve alaycı karatavuk bir cenaze melodisi tınlatır kulaklarda. Louise Michel de hapsedildiği Satory’de, gizlice âşık olduğu gözlüklü genç bir devrimci Théophile Ferré de dahil olmak üzere tutuklanan liderlerin infazını görür, arkadaşları öldürülür, işçi hareketinin başı ezilir, Louise’in yaşadığı trajedi cesaretini kırar ama o dik durur; fikirlerin katliamlardan sağ çıkacağından emindir.

SİYAH BAYRAKLI JEANNE D’ARC

Eşitliğin Vestal’i, kadınların işgal zamanı arka plana itilmesini kabul etmez. Kadınlar isyanda var olacaksa, fedakarlıktan kaçınmamaları gerekir. Bu yüzden sadece bir sağlık görevlisi değil, saldırıya uğrayan tüm noktalarda bulunan 61’inci Montmartre Yürüyüş Alayı’nın bir askeri olarak Ulusal Muhafız üniforması altında tüfekle savaşır. Yeni infazların, özellikle de bir kadının infazının skandala yol açacağını düşünen savaş konseyi, onu sınır dışı etmekle yetinir. Dünyanın diğer ucundaki Fransız sömürgesi Yeni Kaledonya’ya, devrim hayaletini kovmaya yetecek kadar uzağa gönderilir.

Söz konusu hadiseyle, kahramanca savaşan ama çaresiz bırakılan Louise Michel, “Kızıl Azize”, “Pétroleuse”, Komün’ün ilham perisi, anarşist ve feminist, siyah bayraklı Jeanne D’Arc olarak işçi hareketinin hafızasında yer eder. Eşitlik onun için ayrılmaz bir bütündür. Bu sebeple hayatı boyunca kadınların davası için olduğu kadar işçiler ya da sömürgeleştirilmiş Kaledonya için, cumhuriyetçiler, sosyalistler ve özgürlükçüler için, Montmartre’da, memleketi Haute-Marne’da ve Noumea’da dahi savaşır. Michel, tüm kadınların sembolü, tüm isyancılar için, isyanın kahramanıdır.

Otoritenin reddini, eşitlik sevdasını bir şatoda öğrenir Louise Michel. Haute-Marne’nin gösterişsiz merkezinde bir malikanede çalışan bir hizmetçi kızıdır. Babasıysa lordların oğlu Laurent Demahis, ya da belki lordun kendisi Etienne-Charles’tır, bilmiyoruz. Toprak sahipleri Étienne-Charles Demahis’ler, Louise’i torunlarıymış gibi görüp iyi eğitimli bir çocuk gibi yetiştirirler. Demahis’ler Aydınlanma’nın takipçileridir. 1789 ilkelerine ayak uyduran aydın aristokratlardır. Aşk çocuğuna özgürlük ve akıl sevgisi aşılarlar. Louise-Philippe Restorasyonu’nun zor zamanlarında Louise’in Voltaire’i, Rousseau’yu ve Ansiklopedistleri kendi sınıflarının ve dünyanın önyargılarından uzak bir şekilde okumasını sağlarlar. Ama adaletsizlik yakasına yapışır Louise’in. Büyükanne ve büyükbaba dediği toprak sahipleri 1850’de öldüğünde, mülk satılır. Tıpkı Candide’in şatodan kovulduğu gibi Louise ve annesi de nasibini alır bu durumdan. Eski statüsüz hâllerine geri dönerler. Louise’in çalışması gerekir, öğretmen olmak için çabalar. Aynı zamanda kitaplara olan aşkı, edebi bir kariyerin hayalini gezdirir kafasında. Hiçbir yardım veya destek almadan metinlerini, kendisine daha sonra yanıt veren Victor Hugo’ya gönderir. Paris’te birbirleriyle buluşurlar. Victor Hugo, bazı maceralarının kaydını tutar. Bu durum Louise’in bir edebiyat ustasıyla kurduğu dostluğun başlangıcını oluşturur. Mektuplarında şiirler, romanlar, hicivler ve tenkitler yer alır.

İSTEDİĞİNİ YAPAR

Öğretmenlik mesleğini icra edebilmesi için ‘Cumhuriyet’i bozguna uğratarak tahta çıkan III. Napolyon’a bağlılık yemini etmeyi reddeder Louis. Bu nedenle resmî kurumlarda çalışamaz ama kendisini özel okullarda çalışırken bulur. Hatta Audeloncourt’da bir arkadaşıyla yeni bir okul açmayı başarır. Michel için ‘bilgi’ demek eşitliğin tahterevallisi demektir. Açtığı okul ‘herkes’ içindir, kızlarla erkekler aynı eğitimden geçer, eleştirel düşünce ve bilgi ön plandadır. Zamanın yöneticileri için endişeli bir durum olarak görünse de Michel’in özverisi, istediğini yapma olanağını kendisine sağlar. 1856’da Paris’e giden Michel, burada ikinci bir okul daha açar ve şiirle haşır neşir olur. Paris’te devrimcilerle tanışır: Jules Vallès, Raoul Rigault, Emile Eudes... Zola’nın ileride resmedeceği acımasız endüstriyel gelişmenin, on iki saatlik çalışma sürelerinin, rezil ücretlerin, gecekonduların ve zalimlerin çağında işçi sınıfının cumhuriyetçi isyanında Blanquist olur, sosyalist hareketlere katılır. 1865’te Montmartre’da yeni bir okul açar, burada fakirlerin doktoru olarak bilinen Clemenceau ile tanışır.

III. Napolyon, 1870’in yazında Bismarck’ın Prusya’sına karşı tedbirsizce savaşa girer. Bu, I. William’ın askerleri tarafından Fransız ordusunun bozgunu olur. Prusyalılar, amcasının stratejik dehasına sahip olmayan bu hasta imparatoru Sedan’da tuzağa düşürür. 4 Eylül’de Üçüncü Cumhuriyet ilan edilir. 19 Eylül’de Prusya ordusu Paris’i kuşatır. O sırada Louise Michel, Montmartre Teyakkuz Komitesi’nin başkanıdır. Clemenceau’nun yardımıyla yoksul çocuklar için bir aşevi açar ve kıtlığın vurduğu şehrin savunulmasına can suyu olur. Paris kuşatması sonrasında 18 Ocak 1871’de Alman İmparatorluğu Versay Sarayı’nda ilan edilir. 28’inde geçici hükümet bir ateşkes imzalanır. 8 Şubat’taki yasama seçimleri, ‘barış için’ monarşist bir çoğunluğu seçerken, Paris’te bulunan sosyalist ve cumhuriyetçi milletvekilleri ‘savaştan’ yanadır.

Yeni meclis, Prusyalılarla müzakere etmeye devam eder. Bonapartçılar, başkentteki kilit pozisyonlara atanır. Jules Vallès’nin çıkardığı ‘Halkın Çığlığı’ gazetesi başta olmak üzere devrimci gazeteler yasaklanır. Öfkeli Parisliler ‘yurtseverlik’ nidalarıyla sokakları inletirler ve Versay’daki meclisi yok sayarlar. 17 Mart’ta Thiers, Montmartre’da depolanan topların Ulusal Muhafızlardan geri alınmasını emrettiğinde savaş başlar. Louise Michel, silahların bırakılmasına karşı çıkan ve askerleri isyana teşvik eden kadınların en ön sırasında yerini alır. Paris’in doğusu barikatlarla dolar, Thiers, Versay’a kıstırılır. 26 Mart 1792’de “Paris Komünü” ilan edilir. Cumhuriyetçiler, sosyalistler, Blanquistler, yarı-Jakobenler ve birçok kesimden oluşan komün, birçok demokratik reformu hayata geçirmeye başlar. Ama öncelik Paris’in savunmasına verilir.

RADİKAL AMA NAZİK

Louise Michel, komünarların en radikal tarafını destekler. Versay’da Thiers’e suikast düzenlemeyi bile teklif eder. Federe birliklerin Meclis’in üzerine yürümesini ister. Versay birlikleri Porte de Saint-Cloud’dan Paris’e girdiğinde Blanquist olan Ferré tarafından emredilen, çoğunlukla dindar olan rehinelerin infazını onaylar. Bu durum, hükümet tarafında bundan daha çok infaz olsa da Thiers’in propagandası lehine kullanılır. Michel, Ulusal Muhafızların üniforması altında, Paris'in batısındaki savunmada ön sırada savaşır. Kanlı Hafta sırasında tutuklanmalardan kaçar, ancak Versay’ın annesini hapse atmasıyla, annesinin serbest bırakılması karşılığında teslim olur. Savaş konseyi tarafından mahkûm edilip, Auberive'de (Haute-Marne) hapsedilir. 24 Ağustos 1873'te, Henri Rochefort ve Varlin’in arkadaşı ve Fransa’daki ilk sendika delegelerinden biri olan feminist aktivist Nathalie Lemel'in de aralarında bulunduğu Komün'den sağ kurtulanların eşliğinde Virginie'ye giderler.

Yeni Kaledonya’da bulunan bir kalede iki yıl geçirir. Bakunin, Kropotkin okur. Komün’ün otoriter eğilimlerini eleştiren anarşist fikre sadıktır. Temmuz 1880’de Victor Hugo ve radikal Cumhuriyetçilerin baskısı sonucu Komüncülere af çıkınca Fransa’ya geri döner. Coşkuyla karşılanan Michel, halkın simgesidir, iyi bir devrimcidir. İşçi isyanını ve kadınların kurtuluşunu örgütlemeye devam eder. Hugo ve Clemenceau ile her zaman dost kalır çünkü naziktir.

Fransa’ya dönüşünden kısa süre sonra katıldığı protestolar nedeniyle tekrar hapse girer. Hapisten çıktıktan sonra 1888 yılında Le Havre’de katıldığı bir toplantı sırasında Pierre Lucas tarafından silahlı saldırıya uğrayan Louise, başından ağır şekilde yaralanır. Gördüğü tedavinin ardından taburcu edilir. Ardından Londra’ya, Belçika’ya, Hollanda ve Cezayir’e politik geziler düzenleyerek mücadeleye devam eden Michel, Ocak 1905’te bitkin düşerek hayata gözlerini yumar.

Victor Hugo “Başkalarına yardım etmekten kendinizi unutuyorsunuz” dizelerini geçirdiği Viro Major adlı şiirini Michel’e ithaf eder. Son olarak Michel, gelecek için inancı olan insanlara şu sözleri bırakır: “Herkes kendi yolunu arar, biz de kendi yolumuzu ararız. Özgürlüğün saltanatının geleceği gün insanlığın mutlu olacağını sanarız.”

Kaynak: Liberation