Kılıçdaroğlu'ndan Erdoğan'a: Sen mektupçu başı mısın? Postacı mısın sen?

Partisinin Meclis Grup Toplantısı'nda konuşan Kılıçdaroğlu, Erdoğan'a yüklendi. Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın ABD ziyaretiyle ilgili, " Koşa koşa gitti. Gitme dedim, mektubu iade için gidecek, görüşeceğim dedi. Sen mektupçu başı mısın kardeşim!" dedi.



19-11-2019 19:41

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Trump’ın yazdığı skandal mektupla ilgili “Bu kadar ağır bir hakareti Türkiye Cumhuriyeti yaşamamıştı. Sen mektupçu başı mısın? Postacı mısın sen?" sözleriyle Erdoğan'a tepki gösterdi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda konuştu. Hayatını kaybeden Yıldız Kenter'i ve Jale Birsel'i anarak, "Onları asla unutmayacağız" sözleriyle konuşmasına başlayan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“Sanat bir ülkenin entelektüel düzeyini gösterir. Sanat alanında güçlü olanlar yumuşak güçte daha güçlü olur.

Herkesin kimliği, yaşam tarzı, inancına saygı gösteren bir toplum olmak zorundayız. Huzuru böyle yakalayacağız zaten.  Başörtülü iki kızımıza saldırı yapıldı. Kendilerini aradım, morallerinin bozulmamasını istedim. Bu ülkede buy tür provokasyonlar olabilir ama asla üzülmeyin dedim. Moralini bozarsanız bunların amacına ulaştığını gösterirsiniz dedim. Hiç kimse unutmasın hiç kimsenin yaşam tarzına müdahale edilmesini asla ve asla kabul etmiyorum.

‘BİRİLERİ BİR ŞEYLER ALMIŞ’

Birileri bir şeyler almış. Birileri yurt dışındaki bankalarına para yatırmış, kesin. Kesin olmazsa benim mal varlığımı araştırmazsan namertsin diyebiliyor musun? Diyemiyorsun!. Türk-Katar ortaklığına devretmişler tank palet fabrikasını, kaça devrettin? Neden gizli kararname çıkarıyorsun? Sen kararnameyi gizliyorsun, demek ki bu milletten bir şeyi gizliyorsun. Özellikle benim öğrenmemi istemiyorsun. Senin boyun buna yetmez, ben her şeyi öğrenirim. Bunu soracağım da daha bir protokol var. O protokolü de gizliyorlar. Tank palet dolayısıyla gizlediğin protokolü açıklayacak mısın? Bu beyler çalıştıracaklar, asker bizim, tezgâhlar, fabrika bizim, orada mal üretilecek, bana satacaklar. Ben üretiyorum zaten, neden bana satıyorsun? Ben bunu soruyorum zaten. Efendim 'Kılıçdaroğlu bilmez, biz onu işletmesi için devrettik.' Kaça devrettik kardeşim? Hangi gerekçeyle ihaleyi yapmadın? Sana bu yetkiyi kim verdi? Bu soruların tamamı havada. Onlar sanıyorlar ki biz bunları söyleyince Kılıçdaroğlu geri adım atacak! Ne Kılıçdaroğlu, ne CHP ne de 82 milyon geri adım atmayacak. Bunlar aynı zamanda Türkiye'de adaletsizliğin boyutunu gösteriyor. Devletin malının nasıl birilerine peşkeş çekildiğini gösteriyor. Kendisine şu soruyu da sordum; bana bir tane ülke gösterin kendi silah fabrikasını yabancı bir ülkeye kiralasın? Var mı böyle bir örnek? Yok. Peki sen neden kiralıyorsun? Üstelik bedavaya! Sen ülkeyi yönetemiyorsun. Kendi silah fabrikasını yabancı bir ülkeye peşkeş çekenlerin bu ülkeye değil ceplerine faydası olur.

‘BU DEMOKRASİ MİDİR?’

Üretim için de adalet, tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak da bir adalettir. Seçim yapıyoruz, gidiyor vatandaş ben belediye başkanı olacağım diyor. Savcıya başvuruyor bu kişi, benim engelim var mı diyor. Savcı engel yok derse YSK’ya başvuruyorum. Dosyaya bakıyor onlar da. Sonra seçim yapılıyor. Seçimi kazanıyor o kişi 31’inde, sonra ayın 1’inde vali bu belediye başkanı görevden alınmalı diye yazı yazıyor. Benim seçime girmemde bir sıkıntı varsa bunu baştan yaparsın. Eğer yasal gerek varsa alınabilir, haklı bir gerekçe varsa alınabilir ama ne yaparsınız? Belediye meclis üyesi var, orada seçim yapılır, yeni aday seçilir. Diyorsunuz ki şimdi, seçimi kazandığın için seni cezalandırıyorum, oraya bir memur tayin ediyorum, ayrıca senin belediye meclisini de saymıyorum.’ Bu demokrasi midir? Dünya Türkiye’de demokrasi yok diye biliyor. Doğru. Bu demokrasi midir? Benim gibi düşünmeyenlerin de hakları vardır. Bu ne demektir? Ben seni seçen bütün seçmenlerin iradesini kabul etmiyorum demektir, o oylar benim için geçersizdir demektir. Demokrasi kültürüne yakışmayan bu durum yanlıştır.

‘SÖZCÜ AMİRAL GEMİSİDİR’

Rakiplerimizi elde ettiğimiz devletin gücüyle yok edersek hangi demokrasiden bahsedeceğiz? Sözcü gazetesi Türkiye'nin amiral gemisidir. Terör örgütüne destek vermekten suçlanıyor. Ya bütün hayatı zaten FETÖ ile mücadele ile geçti orada yazanların. Bu ülkede demokrasi, can ve mal güvenliği var diyeceksiniz! Bir daha söylüyorum; Türkiye'de bugün hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur.

‘YÖK BURAYI BİRİLERİNE TAHSİS ETSİN DİYE…’

Şehir Üniversite, bir yer verildi kendisine. Orayı gayet güzel donattılar. Mimari bütün özellikleri korudular. Büyük binalar yapmadılar. 2019 üniversite memnuniyet araştırmasında 14. sırada. Şimdi, banka haciz uyguluyor. Oradaki akademisyenler aylıklarını alamıyorlar. Öğrenciler var orada, başarılı bir üniversite. Her siyasal görüşten de akademisyen var. Normaldir zaten bu. İki arkadaşımı görevlendirdim, gidip bakın bu üniversitenin durumu diye. Banka aracılığıyla üniversiteyi susturmak, ele geçirmek istiyorlar. Sıradan bir üniversite bile kapatılmaz ki bu üniversite saygın bir üniversite. YÖK burayı başka birilerine tahsis etsin diye!

‘VATANDAŞI HORTUMLAYAN ŞİRKETLERİ KURTARMA KANUNU…’

Bir gün Almanya'da bir televizyon programında bu konu gündeme geldi, bu insanlara para vermeyin diye. Bir kadın bağlandı ikinci kez para vermiş. Dedi ki Kemal Bey siz bunları tanımazsınız, bizi camiye topluyorlar, bir vaatler, bir dualar, canınızı isteseler verirsiniz' dedi. Hayret ettim ya. Nasıl olur da bir daha verirsin! Bu holdingleri kurtarma kanunu getiriyorlar şimdi Meclis'e. Bu insanlar zorla avukat buldular, dava açtılar, paralarını geri alma hakkı buldular. Şimdi diyorlar ki, dava açmayın size kağıt vereceğiz, hisse hakkı. Ya batarsa ne olacak. Alın teriyle para veren vatandaşı kurtarmıyorlar, vatandaşı hortumlayanı kurtarmak için teklif veriyorlar. Eğer vicdan denen bir kavram varsa bu kanunu teklif edenler kimse başta AK Parti yöneticileri olmak üzere onlara oy verirsen iki elim mahşere kadar yakanda olacak kardeşim.

Yurt dışındaki işçileri zaten sömürü alanı olarak görüyorlar. Bunlardan biri de Sosyal Güvenlik biliyorsunuz.  Yurt dışındaki işçilerimiz de artık uyanması gerekiyor.

‘GİTME’ DEDİM, KOŞA KOŞA GİTTİ’

Türkiye'nin şan ve şerefini korumak zorunda olan kişi koruyamadı arkadaşlar. Ettiği yemine sadık bile kalamadı. Mektubu aynen iade et dedik, etmedi. Otur iki cümle kullan, bu mektup doğru değildir de dedik, bu lafı bile kullanmadı. Mektubu alıp Trump'a takdim edeceğim dedi. Bu kadar ağır bir hakareti Türkiye Cumhuriyeti devleti yaşamamıştır. Buna oy verene de şunu söylemek isterim, sen bu kadar ağır bir hakarete layık mısın? ‘Aptal, akıllı ol' deniyor, senden tek bir laf bile çıkmıyor. Koşa koşa gitti. Gitme dedim, mektubu iade için gidecek, görüşeceğim dedi. Sen mektupçu başı mısın kardeşim! Aynı yolla iade edeceksin! Yapmadı. Koşa koşa gitti. Sözde oyun kurucuydu, dünya lideriyle. Bir baktık ki egemen güçlerin şamaroğlanına dönüşmüş. Bu benim ağırıma gidiyor. Siyasi rakibim dolu ama TC'nin en şerefli makamında oturuyor. Gitti orada S-400 pazarlığı yaptı. Arkasından mektubu takdim etti dedi. Niçin? Kendisini ikinci sınıf olarak görüyor. Aynı şeyi Mike Pence geldiğinde de yan yana oturmuştu. Oysa onun oturacağı yer cumhurbaşkanı yardımcısının karşısı. Egemenliğin eşitliği kavramına aykırı davranıyor. Ben eşit değilim, TC devleti ve onun cumhurbaşkanı ikinci sınıftır ve Amerika'nın egemenliği esastır mesajı veriyor.

‘RIZA SARRAF’IN İADESİNİ İSTEYEMİYOR’

Papaz'ı vermişti. Şimdi Trump bununla yetinmiyor NASA çalışanımız var, onu da serbest bırak dedi. Emredersiniz dedi. Trump ne dedi; ‘Türk yargısına değil, Erdoğan'a teşekkür ederim' dedi. Erdoğan gözünün önünde YPG ile çalışmaya devam edeceğiz dedi. Ses çıkaramadı. Gülen'in iadesini istedi ama Rıza Sarraf'ın iadesini isteyemiyor. Rıza Sarraf için iki kere nota verdi ama Türkiye'yi aşağılayan mektup için veremedi.

CHP iktidar olduğunda Suriyeli kardeşlerimizi Suriye’ye göndereceğiz. Ha 4 milyon Suriyeli de hayırlı olsun, Trump’ın talimatını yerine getireceksin. Senin artık bu devletin çıkarlarını koruduğuna inanmıyorum.”