Kick boks eğitmeni Neslihan Pişket'in gözünden Londra'da yaşam

“Annemin sandığından diplomamı gizlice aldım ve evimizin oradaki ticaret lisesine gidip kaydoldum. Annem yine de ısrarla okula gidemezsin deyince ben de madem öyle beni okula göndermezseniz ben de Kuran kursuna gitmem, dedim. ‘Biliyorum siz beni evlendireceksiniz de zaten, çünkü okumayan kız ne yapar ev işi yapar, kocaya gider. Bu benim hayalimde yok’ dedim.”



02-04-2021 00:48

Hilal Seven – Londra

Bu söyleşi dizisini hazırlayan gazeteci de dahil söyleşilere konuk olan tüm kişiler Türkiye dışında yaşayan ve Türkiyeli olan kimselerdir. Söyleşiler, Türkiye dışında yaşamaya dair fikir ve bilgi vermek, konukların yeni yaşamlarından hikayelere tanıklık etmek amaçlıdır. 

Başka yerde hayat söyleşilerinin bu haftaki konuğu Neslihan Pişket serbest çalışan bir muhasebeci ve aynı zamanda Kick boks eğitmeni. İki yıldır İngiltere’de yaşayan Neslihan Pişket ile yollarımız ilk kez bir muhasebe firmasında kesişti. Sonrasında ise vergi beyannamesi hazırlıklarından pandemide alınan kiloların nasıl verileceğine kadar birçok konuda fikir alışverişinde bulunduk. Neslihan iyiliğin bulaşıcı olduğuna ve tüm iyilerin arkadaş olması gerektiğine inanıyor. Biz önce iyi bir sohbetle bu işin olurunu tartışmaya karar verdik, sonra cezve kahvelerimizi içtik ve bol miktarda güldük. Birkaç saat boyunca yabancı dünyalarımızı daha bir iyileştirdik. Ve dedik ki, kim bilir belki Neslihan’ın heyecan dolu hikayesinden ve umut dolu sözlerinden iyilik hali hepimize bulaşır. 

 

Bize biraz kendinden bahseder misin? 

Ben Neslihan Pişket, 28 yaşındayım. İzmit, Kocaeli’nden geldim Londra’ya ama doğma büyüme Karslı bir ailenin kızıyım. Annem ev hanımı, babam kasap, ikisi de İzmit’te yaşıyorlar. Bir tane kardeşim var, o da annemle beraber bizim lokantamızda babama yardım ediyor. Ben uluslararası ticaret mezunuyum, Türkiye’de iki sene muhasebe öğretmenliği yaptım. Bunun yanında gündüzleri kişisel antrenör olarak çalışıyordum bir spor salonunda. Akşamları da Açık Öğretim Lisesinde, muhasebe öğretmenliği yapıyordum. Sonra iki işimden de istifa ettim ve buraya gelmeye karar verdim.

Seni İngiltere’ye getiren ne oldu?  

Aslında ben hep üniversiteden mezun olduktan sonra yurt dışına gidip İngilizce öğrenmeyi hayal ediyordum. Sonra önüme çok güzel bir fırsat çıkınca geldim.

Nasıl bir fırsat çıktı karşına?

Şöyle ki, bir gün annem beni aradı ve bana iş bulduğunu söyledi. Ben de o ara Malta’ya ya da İrlanda’ya İngilizce öğrenmeye gideceğim diye vize evrakları hazırlıyordum. Burada yaşayan bir tanıdığımız çocuklarına bakacak birini arıyormuş. Ben de olur, benim için problem değil dedim çünkü kalabalık bir ailede büyüdük, zaten alışkınım. Yani 54 tane kuzenim var benim. (Gülüyoruz) Dolayısıyla böyle hep bir arada olduğumuz için çocuk bakmak bana hiç zor gelmez diye düşünüyordum. Sonra anlaştık ve ben İngiltere’ye çocuk bakmaya geldim. 

Nasıldı peki çocuk bakmak?

Çocuklarına baktığım kişi, Derya ablam, onu kendi ablam gibi seviyorum. Bana o kadar yardımcı oldu ki, onun sayesinde iyiliğin bulaşıcı olduğunu öğrendim. 7 ay onun çocuklarına baktım. Böylece biraz İngilizce öğrendim. Ondan sonra da Türkiye’ye geri dönmek istemedim çünkü kendi ülkemde görmediğim anlayışı burada gördüm. Türkiye’de ben çoğu yerde başörtülü olduğum için işe alınmadım. Burada barda çalıştım ama kimse bana başörtünü çıkar demedi. Bir keresinde çalıştığım bardaki Taylandlı bir barmen, yılbaşında ben de onlarla içebileyim diye alkolsüz bir kokteyl yapmıştı. Ben onu Türkiye’de yapsam daha bara girişte fotoğrafımı çekip sosyal medyada linç ederlerdi. Bara gidip sabaha kadar dans edip eğlendiğim de oldu. Bir keresinde sıra beklerken bir İngiliz kız bana dedi ki, ‘’Biz şimdi içeri gireceğiz ama galiba sen daha çok sıra bekleyeceksen, bizimle girebilirsin istersen’’.  Onu duyunca şok oldum ve dedim ki bu nezaketi bana Türkiye’de göstermezler. Daha sonra Hint düğünlerinde garsonluk yaptım, Hindistan kültürünü gördüm, birkaç Musevi düğününe de gittim. Böylece birçok kültürden insanla tanışma fırsatım oldu. 

GİZLİCE LİSEYE KAYIT...

Türkiye’de nasıl bir yaşamın vardı?

Kapalı bir ailede büyüdüm. Teyzelerim hoca, dayım imam. Ortaokulu bitirince ailem seni hafız yapacağız dedi. Ben de dedim ki, yapmayın bende o zekâ yok, tabii ki herkes hafız olmak ister ama çok zor bir şey o Kuran’ı ezberlemek, onun yanında başka dersleri de görmek. Sonra beni ortaokuldan sonra okutmadılar, liseye gidemedim. Bir sene kuran kursuna gittim ve bu esnada Arapça da öğrendim. Tabii, ben okula gitmek istiyordum ama ne yapacağımı da bilmiyordum. Ben de annemin sandıkta sakladığı diplomamı çalıp okula kaydoldum!

Ailenden habersiz mi liseye kaydoldun?

Annemin sandığından diplomamı gizlice aldım ve evimizin oradaki ticaret lisesine gidip kaydoldum. Annem yine de ısrarla okula gidemezsin deyince ben de madem öyle beni okula göndermezseniz ben de Kuran kursuna gitmem, dedim. "Biliyorum siz beni evlendireceksiniz de zaten, çünkü okumayan kız ne yapar ev işi yapar, kocaya gider. Bu benim hayalimde yok” dedim. Hatta bir gün ilkokulda bir arkadaşım vardı, kapandığımı görünce bana; ‘’Ay Neslim seni eve mi kapattılar hem de başını da kapatmışlar’’ demişti ve o söylediği çok zoruma gitmişti. O gün eve gelip saatlerce ağlamıştım. Şimdi o arkadaşımın üç tane çocuğu var, bense evlenmedim. O kız üniversiteyi okumadı, ben liseyi okul birinciliğiyle bitirerek üniversiteye girdim. (Gülüyoruz) 

İlk başlarda ailenin okumana karşı olduğunu söyledin, peki sonrasında ailen sana destek verdi mi? 

Ben aslında hem her gün Kuran okuyordum hem de sabahlara kadar ders çalışarak iki saatlik uykuyla okula gidiyordum. O dönem teyzemle dayım benimle bir sene konuşmadılar. Mesela ben küçükken bayramda pantolon giyip aile ziyaretine anneannemlere gittiğimde dayım beni içeri almazdı. Ailece toplaşırdık, ben içeri girebilmek için anneannemin eteklerini giyerdim hep, herkes bayramlıklarını giyerken bense uzun etekle otururdum. Artık tabii bilinçaltıma nasıl işlediyse şimdi asla uzun etek giyemiyorum. (Gülüyor) Şimdi de dayım benim için, yeğenim İngiltere’de kendi ayakları üzerinde yaşıyor gibi gururlu sözler söyler. 

Cesurca bir adım attığını düşünüyor musun?

Tabii. Bu ülkeye ilk geldiğimde 26 yaşındaydım ama yeni doğmuş bir bebek gibiydim. Dil yok, tamamen yabancı bir yer, buradaki yaşama dair hiçbir şey bilmiyorum. İlk etapta çok afalladım. Örneğin çocukları okula götürüyordum, sonra bir öğrendim ki başkasının çocuğunu sevmen yasak, buna çok şaşırmıştım.

İNGİLTERE’DEN TÜRKİYE’YE LGBTİ+ KARŞILAŞTIRMALARI

Genel olarak nasıl buldun İngiliz kültürünü? 

Buradaki insanlar çok kibarlar, bu da beni çok şaşırtmıştı, sana yol verirken bile özür diliyor herkes. Şimdi de Türkiye’ye gidince sürekli neden kimse özür dilemiyor diyorum. Bir de buraya ilk geldiğimde gey ve lezbiyenleri her yerde görünce şaşırıyordum. Haklarında çok fazla bilgim olmadığı için ne olduğunu pek anlayamıyordum doğrusu. Ama öte yandan geçenlerde Türkiye’ye gidince fark ettim, oradaki arkadaşlarım LGBTİ+ bir birey görünce bana hayretle gösteriyorlarken ben hiç dikkat bile etmediğimi gördüm, çünkü farklılıklarla yaşadıkça farklı olanı normal bulmaya alıştım.  

Türkiye’deki arkadaşlarının LGBTİ+ bireyleri gördüklerinde verdikleri tepkileri nasıl buluyorsun?  

Doğrusu onların ne gördükleriyle ben pek ilgilenmiyorum. Sanırım alışkın olmadıkları için tuhaf buluyorlar. Ben bu konularda çok daha açık görüşlüyüm, çünkü dar görüşlü bir ailede büyüyünce başka insanları çok yadırgayamıyorum. Ben kendim bu zorluklardan geçtim. Hani bana da insanlar böyle çok ön yargılı davrandı, o yüzden ben hiç kimseye ön yargılı davranmıyorum. Onların doğrusu budur deyip bunu öyle kabul ediyorum. Bir de Hackney bölgesi o anlamda rahat bir yer, burada her kesimden insan var. Ama mesela Londra’nın dışına gittiğimiz zaman bizi de tuhaf buluyorlar yani biz de İslami ayrımcılık görüyoruz.

Nasıl bir ayrımcılık?

Nasıl söyleyeyim, ırkçılık. İnsanlar İslam hakkında seni konuşturup sana iğneleyici sözler söylüyorlar. Bir de o zamanlar İngilizcem de iyi olmadığı için kimseye cevap veremiyordum. Yani baş örtüme bakıp bunu takmana gerek yok diyorlardı. Ama Londra’da böyle tepkilerle hiç karşılaşmadım. Bir de artık bunlar normal geliyor bana çünkü ben kendi ülkemde bile bu muameleyi görmüşken burada niye yadırgayayım? 

‘ÜLKEMİZDE KADINLARIN ÖLDÜRÜLMESİNE O KADAR ALIŞTIK Kİ…’

Geçen günlerde Londra’da, Sarah Everard adlı genç bir kadın bir arkadaşının evinden çıktıktan sonra sokakta yürürken kaçırılıp öldürüldü. Bu olay çoğu kadında bir tedirginlik yarattı ve televizyonlar ülkedeki kadınların güvenliğini daha çok tartışır hale geldiler. Sen ne hissettin bu olanlar karşısında? 

Biraz şaşırdım tabii, önce Londra’da böyle bir olay nasıl olabilir diye düşündüm. Önceden çalıştığım işlerde gece yarısından sonra işten çıktığım ve eve doğru yürüdüğüm olmuştur. Ama başıma bir şey gelmedi bu zamana kadar. Tabii yanımda biber gazıyla geziyorum her ihtimale karşı. Ama o da Türkiye’den kalma bir alışkanlık. Burada birçok insan alkol aldığı ya da başka maddeler kullandığı için ne yapacaklarını kestiremiyorsun. 

Bir de doğrusu bu olay beni o kadar da korkutmadı biliyor musun? Çok normal geldi bana, yani biz kendi ülkemizde kadınların öldürülmesine o kadar alıştık ki insan artık ne korkabiliyor ne üzülebiliyor. Tabii iyine de dikkat ediyorum insanlara. 

Nasıl, rahatlıkla ilişki kurabiliyor musun buradaki insanlarla?

Çok rahat arkadaşlık kurabiliyorum çünkü burada insanlar aileleriyle yaşamadıkları için arkadaş olmak daha kolay. Kendin seçebiliyorsun arkadaşlarını. Zorlandığım zamanlar da oldu. İlk geldiğimde daha ikinci ayımdı, kendime sen hiç çocuk bezi değiştirecek biri misin de kariyerini bırakıp geldin dedim. Sonra da hayır aklını başına topluyorsun ne zorluklarla geldin buraya dedim ve direndim. Ben aslında aileme kendimi ispat etmek istedim. Çünkü bizim ailede neredeyse herkes erkek, e kadınları da zaten okutmuyorlardı. Şimdi mesela elimde valizim Türkiye’ye ziyarete gittiğimde herkes gelip bana sarılıyor, ilgi gösteriyor. Bende biraz da ilgi açlığı var galiba, o yüzden böyle karşılanmayı seviyorum. Bilirsin eskiden kızlar misafirlikte çay getirirdi, orada bir şeyi kırdığın zaman sana kızılırdı ama şimdi öyle mi? Çocuklar sevgiyle, özgüvenle yetiştiriliyor. 

Türkiye’ye dair özlemlerin oluyor mu? 

Dün yine annemi düşündüm ve biraz ağladım. Onun dışında kendimi boş bırakmıyorum pek, o duygusallığa vaktim olmuyor. Çalışıyorum, spor yapıyorum, kitap okuyorum, İngilizce öğreniyorum ama pek başaramıyorum. (Gülüyor) O da şu yüzden aslında, bir senedir İngilizce konuşmuyorum, hep evdeydim. Zaten çevremdekiler de hep Türkçe konuşuyor. Şuradaki bakkal, terzi, ev arkadaşları, iş arkadaşlarım hepsi Türk. 

Londra’da yaşamayı seviyor musun?

Burayı seviyorum. Türkiye’ye gittiğim zaman bir haftadan sonra canım sıkılıyor. Burada bir kere daha çok özgür hissediyorum. Her şeyi yapabiliyorum Türkiye’de de artık üniversite bitirdikten sonra ailem artık o kadar karışmıyordu ama nasıl diyeyim burada eve istediğim saatte gidiyorum. Türkiye’de öyle değildi, ailem hep arayıp nerde kaldın diye sorardı. Şimdi de annem iyi ki İngiltere’ye gittin daha çok yüzünü görüyoruz diyor. En son yine Türkiye’ye üç günlüğüne bayrama gitmiştim.

Bayram demişken dini bayramları nasıl yaşıyorsun burada? 

İlk bayramımda Londra dışındaydım, o zaman çocuk bakıyordum. Bir camiye gittim ve oturup ağladım. Çünkü ilk kez bayramı tek geçirmiştim. Geçen Ramazan Bayramı’nda kalabalık geçmişti. Buradaki Türk ailelerle pikniğe gitmiştik. Onlar börek yapmıştı biz de ev arkadaşlarımla bir şeyler hazırlamıştık. O zaman Türk kültürünün içinde hissettim, yani yalnız değildim. Çünkü buradaki Türkler hiç asimile olmamış gibi yaşıyorlar. 

‘TÜRKİYE’DE LÜKS İÇİNDE YAŞIYORMUŞUZ MEĞER’

Genel olarak buradaki Türkiyeli göçmenlerle ilgili ne düşünüyorsun? 

Sürekli Türklerle çalıştığımız için, işimden örnek vereyim. Türkiye’de yaptıkları gibi burada da muhasebecilere çok yükleniyorlar. Türkiye’de her şeyi muhasebeci yapıyor ya. Özellikle son dönemlerde gelen Ankara Anlaşmalılardan bahsediyorum tabii. Bir yerde onları da anlıyorsun. Buraya yeni gelenler çok tedirgin oluyorlar, sisteme de yabancı olunca iyice panik oluyorlar. Gerçi ben de henüz çok iyi bilmiyorum ama gözlemlediğim kadarıyla stresliler ve işleri hemen görülsün istiyorlar. Müşterinin aklına bir şey geliyor mesela, sabahın 5’inde arayıp bu böyle miydi diye soruyor sana. Biraz da buranın sistemine alışamamakla alakalı. Zor geliyor buranın koşullarına uyum sağlamak. Bir kere bu ülkede lüks yok. Bir kuzenim geldi geçenlerde, aradan çok geçmedi ve dedi ki ben Türkiye’ye gidince kendi yorganımı, yastığımı getireceğim. Karslı olduğumuz için bizim yastıklarımız hep kaz tüyü. Yahu normal pamuklu yastıkta yat ne olacak diyorum, yok ben yatamam diyor. Türkiye’de bayağı lüks içinde yaşıyormuşuz meğer.

Türkiye’de yaşamanın konforlu yanı neydi sence?

Mesela annem bu eve bakınca küçücük kutu gibi yerde yaşıyorsunuz diyor ama bana göre burası öyle büyük ki… Ben çok daha küçük odalarda kaldım.  Şimdi düşününce Türkiye’de yaşadığımız evlerde üç dört aile rahat yaşarmış. Türkiye’deyken ben üniversiteden mezun olana kadar çalışmadım bile. Lokantamız olduğu halde orada bir kere garsonluk yapmadım. Buraya geldiğimde garsonluk nasıl yapılır hiç bilmiyordum. 

Kick boks ve diğer ekstrem sporlara ilgin nasıl başladı?

Bir ara yine çok kiloluydum. (Gülüyor) O zamanlar 13 yaşındayım ve 50 kiloya çıkmışım. Beni doktora götürdüler ve doktor da fazla kilosunu ancak sporla verebilir dedi. Sonra spor salonuna kaydoldum. Bir yandan da koşuya da başladım. Sonra Kick boks ve karate kurslarına yazıldım ve o alanda kendimi epey geliştirdim. Zamanla Kick boks dersleri vermeye başladım.

O halde kendini nasıl koruyacağını iyi biliyorsun?

Evet, Aikido dersleri de aldım ben. Biraz da o yüzden de gece dışarı çıkınca pek korkmuyorum. Gözüm çabuk korkmaz benim. Dışarıda bir kavga göreyim hemen gider ayırırım. Şiddete her anlamda karşıyım. Yapılmaması gereken bir şey. Birinin canını yakmak çok insani bir şey gibi gelmiyor bana. 

Buradaki kadın erkek ilişkilerini nasıl gözlemliyorsun?

Yani yakın dost olarak iki arkadaş ilişkisinden bahsetmiyorum da kadın erkek ilişkisi konusuna, diyelim kafelerde tanışırsın, mahallede tanışırsın, arkadaşının arkadaşı vardır hep böyle toplumun içinde tanışıp flört edebileceğin daha sonra beraber çıkabileceğin belki daha sonrasında evlenebileceğin ilişkileri daha kolay aslında. Ben mesela düğünlere çalışmaya gittiğim zaman orada birine selam verip görüşüp tanışabiliyorum. Benim biraz da çevrem hep Hintli, Pakistanlı, Türk olduğu için onların da ilgisi beyaz tenliler olunca ben hep onları çekiyorum. (Gülüyor) Ama hiç İngiliz biriyle arkadaş olmadım mesela ya da İngiliz biriyle tanışıp konuşmadım bile. Bazen parkta falan selam verip konuşuyorsun ama o kadar.

Burada çok tanıdığın olmadığı için bizim de kültürümüz biraz farklı olduğu için gidip bir barda rastgele tanışamıyorsun birileriyle. Ya da güvenemiyorsun. Burada biriyle tanıştın ve bir şeyler yaşayabileceğini düşünüyorsun diyelim, sonra o kişi iki gün sonra bir bara gidiyor ve o barda başkasıyla tanışıyor. Seni de bir daha aramıyor. Türkiye’de öyle bir şey yok.

Neden sence?

Seçenek çok burada, seninle konuşurken başka biriyle de konuşuyor, sonra hangisi daha iyiyse onunla görüşmeye devam ediyor. Ne de olsa bu ülkede özgürüm diyor insan. Türkiye’de böyle bir şey yok. Bir kişiyle tanıştıktan sonra artık mecbur mu hissediyorsun ne oluyor bilmiyorum ama sonra o ilişkiyi hızlıca bitiremiyorsun.

Buradaki toplumda bir aile kurmak ya da çocuk sahibi olmak ister miydin? 

Tabii ki de istiyorum. Burada doğan çocukların hepsi çok şanslı. Yani düzgün bölgelerde tabii, Hackney’i kastetmiyorum. Ama arkadaşlarımın çoğu özellikle burada doğmuş büyümüş olanlar, burada dünyaya çocuk getirilmez diyorlar. Burada kültür karmaşası oluyor çocukta. Evde Türk kültürü var dışarda ise yabancı kültür. Evde Müslümanlık, dışarıda başka dinler. Bir sıkışmışlık var. Burada çok duyuyorum Türk çocuğu intihar etti, madde kullanmaya başladı gibi hep bu sıkışmışlıktan geliyor bence. Bir erkek arkadaşım vardı burada, doğam büyüme İzmitliler. Şey diyordu bana, ‘’Kapalılar namaz kılar, içki içmez, kendini geliştirir, dinini yaşar’’. E tamam biz özleyiz de ya sen? Bir bakıyorum ot içmiş, ya da içki tüketmiş gelmiş sallanıyor. Niye ki ama, din bana varsa sana da var. 

İngiliz kültürünün yaşandığı bir evde kalmak ister miydin?

Öyle bir yerde yaşadım aslında. İlk geldiğim zaman kaldığım evde domuz eti yeniyordu. Bana en başta söylediler biz domuz eti yiyoruz diye, ben de onlara ben yemediğim sürece sorun yok dedim. Zaten buraya gelen Türklerin bazıları tüketiyor. Aslında baktığın zaman günah olduğundan değil de etin kendisinden tiksindirildik biz. Sanırım çoğu kişide bu yüzden tüketmiyor. Çoğu arkadaşım da böyle söylüyor zaten. Türkiye’de domuz eti pistir denildiği için aslında burada pek çok kişi denemiyor. Ben günah olduğu için ve de tiksindiğim için yiyemiyorum. Babam kasap ama ben zaten et sevmem. Et kokusu beni hep rahatsız etmiştir. Ama domuz eti yiyene ya da içki içene karşı bir tepkim yok, herkesin kendi tercihi. Zaten ailem beni hiç insan seçerek büyütmedi, mesela Alevilik Sünnilik ayrımını da lisede öğrendim ben. İnsanın merhametli ve saygılı olması önemli benim için, başka türlü insan ayırmam. 

‘KUTUPLAŞMA: SEBEBİ BİRAZ CEHALET, DAHA ÇOK BAŞIMIZDAKİLER’

Türkiye’de son yıllarda artan kutuplaşmaları nasıl değerlendiriyorsun?

Bence o biraz cehaletten geliyor. Ve ne kadar okursan oku değişmiyor. Başımızdaki insanlardan kaynaklanıyor daha çok. Önceden, insanlar dini kendi arasında yaşıyordu şimdi din siyasete de girdi. Bu olduğu için insanlar kutuplaştı. Bana bakıyor ben kapalıyım o zaman sen AKP’lisin diyor, ne alakası var? Ben oy bile kullanmıyorum. 

Oy kullanmayışının sebebi nedir?

Oy kullanmaya gitmiyorum. Birine oy atsam dini kullanıyor hem de yönetimi adil değil, bir diğeri adaletten bahsediyor ama ben kapalı olduğum için bana ayrımcılık yapıyor, e bu da adaletli değil. Gezi olayları sırasında bir arkadaşım bana daha üniversitedeyken Facebook’tan, ‘’Sizin gibiler yüzünden bak devlet ne hale geldi Allah belanızı versin sizin diye yazmıştı.’’ Ki ben ne bir partiye üyeyim ne de bir siyasi görüş belirtiyorum, hiç alakam yok. 

Arkadaşının yazdıkları sana ne hissettirdi?

Yani bir şaşırdım, bu ne diyor dedim. On sekiz yaşında bir insanın fikirleri, beyanları tabii ki olur ama ne yaşadı da bana bunları söyledi diye düşündüm. Gezi olayını kapalılara ya da sadece AKP’ye oy verenlere bağlamasını da anlayamadım.

Pandemi döneminde evden çalıştın bunun dışında yapmayı sevdiğin bir şey oldu mu? 

Yürüyüş yapıyorum, sabahları koşuyorum. Türkiye’de böyle bir şey olmuyordu, 7’de uyanıp hemen çalışmaya gidiyordum. Buradaki güzel parklar sayesinde koşma alışkanlığı kazandım. Onun dışında Netfilix’te birçok dizi izledim. En son Behind Her Eyes’i izledim, çok güzeldi. Zülfü Livaneli’nin kitaplarını bitirdim. 

Masadaki kurabiyelere gözüm takıldı, hamur işlerine meraklı mısın?

Bazen arada canım sıkılıyor, ben de kalkıp bir şeyler yapıyorum. Dışarıdan almayalım diye evde ekmek pişiriyorum. Gerçi o da şöyle oluyor, bir gün yapıyorum sonuç şahane oluyor ikinci kez yaptığımda ise hiç olmuyor. Bir keresinde yaptığım ekmek taş gibi oldu, sonra nimet çöpe atılmaz günahtır dedik onu buharla ısıttık, o da pek fayda etmedi ama yine de domates suyuna bandırıp yedik bir şekilde. (Gülüyoruz) 

Bir ara diyet sayfaları çok meşhurdu ben de deneyeyim dedim. Sonra tarifleri paylaşınca birden reklam teklifleri gelmeye başladı. 

Yani hobi amaçlı paylaşımlar yaparken işi teklifleri mi almaya başladın? 

Sahte bir Instagram hesabı açtım, oradan eski erkek arkadaşımı takip edecektim aslında. (Gülüyor) Derken baktım paylaşımlar yapınca epey takipçim oldu, sonra o sayfayı kullanayım dedim. 

Öyle bir diyetisyen sayfası yapmışım ki. Sonra burada bir haber sayfasından röportaj teklifi geldi! Biz farklı meslek gruplarından insanlarla röportaj yapıyoruz sizinle de görüşelim dediler. (Gülüyoruz)  

Sonra da takipçilere diyet yemekleri tarifleri vermeye başladım. Ama sayfayla pek ilgilenemiyorum çok fazla onu yapacağıma kitap okurum ya da başka bir şey yaparım diyorum. Bir de doğrusu vücudumun da biraz toparlanması lazım. 

‘YA HAYATIMIN AŞKIYLA MARKETTE TANIŞIRSAM…’

Buraya ilk kez geldiğimde şunu fark etmiştim, kimse kimsenin nasıl göründüğüyle, vücut yapısıyla ya da ne giydiğiyle ilgilenmiyor. Örneğin, bazı sabahlar evde süt bitmiş oluyor ve markete gidiyorum, sonra şunu fark ediyorum bazı kişiler pijamalarıyla alışverişe gelmiş ve kimse bu durumu tuhaf bulmuyor. Sen ne düşünüyorsun bu konuda? 

Ben pijamayla markete gitmem, çünkü hep şuna inanıyorum, “Ya hayatımın aşkıyla markette karşılaşırsam?”, (gülüyoruz) o yüzden ben hep şalımı ütüleyerek gidiyorum. Tedbiri elden bırakmamalı. 

Sence Londra’da yaşamanın en zor yanı nedir?

Çok pahalı bir şehir. Benim maaşımın yarısı kiraya gidiyor. Onun dışında yiyecek, giyecek çok ucuz. Alım gücü yüksek. Paranın burada değeri var. 

Bir gün Türkiye’ye geri dönmeyi düşünüyor musun?

Yok. Ben mümkünse oradakileri de buraya getirmek istiyorum. (Gülüyor)

Son olarak söylemek istediğin ya da okuyucularımıza iletmek istediğin bir söz var mı?

Tebdil-i mekânda ferahlık vardır derler. Risk alıp yeni yerler keşfetmek, yeni bir kültürü tanımak iyidir. Daha güçlü oluyor insan. Ben böyle bir ailede bunları yaptıysam herkes yapar. Aklında bir fikir varsa risk alıp denemelisin. Hemen pes etmesin kimse. Türkiye’den risk alıp buraya gelmek, buraya geldikten sonra da vazgeçmemek lazım. 

 

-----------

Söyleşi dizisinin bir sonraki konuğu, kurumsal iletişim uzmanı Gülçin Demir 

Haftaya Cuma (9 Nisan) İleri Haber'de...