Kerem Yıldırım yazdı | Yangın söndürmeyen devlet

"Sınıf savaşımı durmadan büyüyen bir genişlikte hep yeniden başlayacaktır; ve son galibe gelince, bu konuda hiçbir kuşku yoktur: ya kapkaççılar azınlığı ya da büyük emekçi çoğunluk."*



06-08-2021 00:14

Kerem Yıldırım

Ülkemiz iklim krizinin neden olduğu yangınlarla büyük bir facia yaşıyor. Evi barkı, tarlası bahçesi ve hayvanları yok olan halkımız, facia karşısında günlerdir devleti arıyor. Devlet yangını söndürmüyor. Çünkü yangın söndürme işi ihaleyle bir şirkete verilmiş, o şirket ise Rusya’dan bir uçak kiralamış…

Memleket alev alev; devlet ve ihaleyi alan şirket karşıdan izliyor.

Bir de Türk Hava Kurumu(THK) meselesi var…

THK kayyumu evlere şenlik… Olan bitene o kadar uzak ki, düğünde geziyor, “bu bizim işimiz değil” diyor. Bu kayyum şebekesi, kayyum olarak atandığından beri THK’nın mülklerini sıcak paraya çevirmekten başka hiçbir şey yapmamış, yangınlar içinde kaldığımızda öğrendik.

Anayasada yazılı: “Türkiye Cumhuriyeti sosyal devlettir…”

Toplumun günlerdir aradığı şey, devletin sosyal niteliği. Anayasada yazıyor ama yok, bulunamıyor, çünkü “sosyal devlet” para etmiyor, bu nitelik o nedenle buhar olmuş.

Buraya döneceğiz. Burjuvazi için “sosyal devlet” ne demek açacağız.

Biz şimdi yangın söndürmeyen devlete geri dönelim.

***

Devletin; ihaları, sihaları, tomaları, akrepleri, askeri, polisi ve bekçisi var ama yangın söndürme uçağı yok.

İşçiler, öğrenciler ve kadınlar hak aramak için sokağa dökülünce devasa bir devlet aygıtı var ama yangın söndürmeye devlet yok.

Peki, o zaman nerede kaldı “devlet baba”, devletin “sosyal” niteliği?

İşte biz işin tam da burasındayız. “Devlet baba” yok, zaten yoktu ama artık olmadığı kitlelerin nazarında da kesinleşti.

Hâliyle “sosyal devlet” de yok, çünkü artık sermaye sınıfı için reel bir sosyalizm tehlikesi(!) yok. Sermaye sınıfını dizginleyecek, işçilerin iktidar olduğu ülkeler yok.

“Ne ilgisi var?” demeyin, anlatacağız.

Sosyal devlet palavrası; burjuvazinin işçiler sosyalizm mücadelesinden uzak dursun diye uydurduğu geçici bir çözümdü. Çünkü sosyalizmde eğitim ve sağlık ücretsizdi; çalışma güvencesi vardı, iş güvenliği vardı. Emekçi halkın yaşadığı her türlü felakete, kâr amacı gütmeksizin, bütün kaynaklarını seferber eden kamu gücü vardı. Buna karşı, esasında burjuvazinin emekçi sınıfları baskılamak için icat ettiği devlet, işçilerle kısmi uzlaşma zorunluluğundan ötürü “sosyal devlete” dönüştü. Burjuvazinin “sosyal devlet” palavrası böyle doğdu, bu bir tercih değildi, burjuvazinin sosyalizme karşı aldığı zorunlu bir önlemdi.

Burjuvaziyi buna zorlayan Sovyetler Birliği’nin ve Sosyalist Çin’in varlığıydı. Dünya nüfusunun üçte biri sosyalizmin bayrağı altında yaşıyordu.

Sosyal demokrasinin de, başta Batı Avrupa olmak üzere, 2. Dünya Savaşı’nın ardından yükselişinin tek açıklaması budur. Sosyal demokrasi işçi sınıfına kapitalizmle barışçıl yaşayabildiğini vaaz ediyordu, sosyalizmden korkan Avrupa burjuvazisi tam da bu aralıkta Sosyal Demokrasi’yi çıkarları için değerlendirdi.

Hem Türkiye’de, hem de dünyada “sosyal devletin” Sovyetler Birliği’nin dağılmasına ve Çin’in kapitalist yola girmesine denk gelen bir tarihte tasfiye edilmesine başlanması tesadüf değildi. Avrupa’da Sosyal Demokrasi’nin bu tarihten sonra düşüşe geçmesi de tesadüf değildi.

Tesadüf olmayan bir şey daha söyleyelim: Şu an yalnızca ülkemiz değil, bütün dünya yanıyor. Küresel ısınma/soğuma ve iklim krizi gibi insanlığın yaşadığı evrensel yıkımlar için de asıl tarihsel kırılma reel sosyalizmin tasfiye edildiği döneme denk düşüyor.

2 yıl önceki verilere göre; 138 yılın en sıcak 20 yılını 1997 sonrasında, en sıcak 10 yılını ise 2005 sonrasında yaşamışız. (https://sarkac.org/2019/09/gezegenimizin-hayati-gostergeleri/)

Emperyalist burjuvazi gezegenimizi yok ediyor.

1990 sonrası, dünya emperyalist sermayesinin bütün dünyayı sömürmesinin ve doğayı talan etmesinin önünde hiçbir engel kalmadı. Artık emperyalist-kapitalist sömürü gerçek anlamda “küreselleşmişti”. İşte “sosyal devlet” de tam da bu aşamada burjuvazi için artık anlamsız hale geldi. Kullanım değeri ortadan kalktı.

Bu tarihten itibaren “sosyal devlet” muntazam bir biçimde tasfiye edilerek, neo-liberalizm inşa edildi. Eğitim ve sağlık piyasalaştı. Emeklilik ve sigorta sistemi tırpanlandı. Kâr getirmeyen ve devlete “yük olan” bütün kurumlar yabancı ve yerli sermayeye satıldı.

Reel sosyalizmin yenilgisi, Küresel ekolojik krizin tırmanışa geçişi ve “sosyal devletin” tasfiyesinin başlangıcı ya da neo-liberalizmin inşası hep aynı tarihsel aralığa denk geliyor. Bu nedenle, sürmekte olan yangının gerçek başlangıcı bu tarihsel aralıktır.

***

AKP Türkiye’deki neo-liberal inşanın başlatıcısı değildir ama neo-liberal programı hayata geçiren partidir.

“Devletin bir yangın söndürme uçağı da mı yok?” sorusuna şimdi daha anlamlı yanıtlar verebiliriz. AKP’de vücut bulan neo-liberalizm, kâr getirmeyen hiçbir işe girmedi, girmez. Bölgesel hegemonya için milyonlarca doları silaha yatırır, işçileri ve halkı bastırmak için yüzlerce toma ve akrep satın alır ama yangın söndürme ihalesini şirkete havale eder, THK’nin içini boşaltır.

AKP rejiminin tek bir kıblesi var, o da kâr elde etmek ve temsil ettiği sermaye sınıfının çıkarlarını savunmak.

Bakın, Türkiye’de Kamu İktisadi Teşekkülleri esas olarak AKP’li yıllarda özelleştirildi. Madenler, limanlar, kıyılar ve dereler AKP’li yıllarda satıldı. Eğitim ve sağlık AKP’li yıllarda piyasalaştı. SEKA’ya kilit vuruldu. Köy Hizmetleri kapatıldı. Emeklilik yaşı 65’e çıkarıldı. Kölelik derecesinde; güvencesiz ve kuralsız bir “emek rejimi” inşa edildi.

Yangın söndürmeyen devlet, işte bu neo-liberal dönüşümün en güncel ve yıkıcı sonucudur. Neo-liberalizmde devlet; halk için değil, bir avuç para babasının çıkarlarını savunmak içindir.

***

Dünyamızı ve ülkemizi emperyalist burjuvazinin kâr hırsı yakıyor ve emperyalist burjuvaziye göbekten bağlı olan neo-liberal iktidar/AKP, yangını söndürmüyor. Yaşadığımız sürecin en yalın gerçeği budur.

Bu gerçek, günümüz sınıf mücadelesinin hem ulusal hem de uluslararası ölçekteki kesişim noktasıdır.

Emekçi halk dayanışmasının örgütlü bir güce dönüşmediği ve sosyalizmin yeniden siyasal bir güç olamadığı bir dünyada ve ülkede, bu yangını nihai olarak söndürmek mümkün gözükmüyor.

Son tahlilde; artık sosyalizm, emekçi insanlık için ekolojik devamlılık açısından da bir zorunluluktur.

 

*K. Marx/ Fransa’da İç Savaş