Kerem Yıldırım yazdı | Turancılık fikrinin tarihsel gelişimi ve mafya ifşaatı



06-06-2021 16:39

Kerem Yıldırım

Her ulus burjuvazisinin, uluslaşma sürecinde, ulusal aidiyeti tesis etmek için dayandığı tarihsel mitler vardır. Hatta bu mitler ırkın varlığını “kanıtlama” iddiasıyla da bütünleştirilerek, modern dönemde “bilimsel” uğraşlar haline bile gelmiştir. Uluslaşmanın kapitalizmle birlikte ortaya çıkmasıyla, her ulus kendi mitlerini “keşfetti” ve bu “keşiflerin” perspektifiyle, bir yandan ırkın varlığını “kanıtlama” iddiasını taşırken diğer yandan da ulusal idealler ortaya koydu.

Turancılık da Türk milliyetçilerinin ulusal ideali olarak, Türklerin ve Turani ulusların birleştirilmesi amacıyla muhtelif Türk burjuva aydınları tarafından ortaya atıldı.

Hemen belirtelim. Tek bir Turan tanımı olmadığı gibi, aynı ulustan olan Turancıların da üzerinde ortaklaştığı reel politik bir Turan hedefine de rastlanamıyor. Turancılık fikrinin doğduğu 19. yüzyıl sonlarından bu yana, yeryüzünün herhangi bir yerinde Turan hedefine ulaşan hiçbir siyasal pratiğe de rastlamıyoruz. Hatta bırakın siyasal bir başarıyı, dikkate değer bir Turan girişiminden söz etmek bile mümkün gözükmüyor.

Turan fikrinin teorik kavranışıyla pratiği arasında muazzam bir açı farkı var. Biz bu yazıda, bu açı farkını; Macar, Rusya kökenli ve Türkiyeli Turancıların fikirlerini ve siyasal-pratik tutumlarını, Turan fikrinin dünden bugüne tarihsel gelişimini pratik işleviyle kıyaslayarak ele alacağız.

Yazının kaleme alınmasının güncel nedeni, Türkiye düzen siyasetinin asli bir parçası olan ve bugün ifşaatlarıyla pazar günü sabahlarımızı “esir alan” bir mafyözün, yayınladığı her videonun sonunda Turan hedefini yeniden zikretmesidir.

Turan hedefinin, güncel olarak, suç şebekeleri şeflerinin “siyasal talebine” dönüşmesinin tarihsel bir arka planı var. Öncellikle bu arka planı ele alacağız ve Turancılığın güncel biçimini tarihsel gelişimiyle birlikte değerlendireceğiz.

Hiçbir siyasal pratiği olmamasına rağmen, Türk milliyetçisi çevrelerin dillerinden düşürmedikleri Turancılık; hangi siyasal-pratik durumlar için kamuflaj ya da araç olarak kullanıldı ya da kullanılmaya devam ediyor, bunu da özel olarak inceleyeceğiz.

RUSYA TÜRKLERİ VE TURAN

Türkçülük fikri Kırımlı bir Tatar olan İsmail Gaspıralı’nın Tercüman gazetesinden çıktı dersek abartmış olmayız. Yusuf Akçura’dan Ziya Gökalp’e kadar birçok ünlü Türkçü-Turancı teorisyen Gaspıralı’nın Tercüman’ında yazdı.

Tercüman gelişmekte olan Tatar burjuvazisinin yayın organı olarak doğmuştu. Gaspıralı Tercüman’da, esas olarak özgün fikri formülasyonu olan “dilde, fikirde, işte birlik”i işledi.(1) Turan fikrinin temel motivasyonu olan Türklerin ortak ulusal değerlerini öne çıkarmaya çalıştı ve bu nedenle Tercüman’ı Kafkasya, Orta Asya ve Osmanlı Türklerinin ortak sesi olarak ele aldı.

Türklerin en yoğun yaşadığı ülke Osmanlı olduğu gerekçesiyle dil birliğini Osmanlı Türkçesiyle kurmayı denedi. Gazetesini Osmanlıca Türkçesiyle çıkardı. Ancak Kazan Tatarları, Başkurtlar, Nogaylar, Kazaklar ve Kırgızlar Osmanlı Türkçesini anlayamadıkları için gazete bu halklar arasında okunmuyordu. (2)

Gaspıralı’nın karşılaştığı bu durum, Turan fikrinin temel motivasyonlarından olan dil birliğinin imkansız olduğunu ortaya çıkarmıştı. Gaspıralı dil birliğinin olanaksızlığını tespit ettiği için Türklerin ulusal birliği fikrini savunmadı.

Gaspıralı gibi Yusuf Akçura da Rusyalı bir Tatar’dı. Akçura, Kazanlı bir Tatar burjuva ailesine mensuptu. Turan fikrini temellendiren ve Türkçülüğü teorik bir zemine oturtan isimlerin başında geliyordu. Ona Türkçülüğün ideoloğu deniyordu.(3) Türkçülük yolculuğuna Tatarlarda ulusal bilinç uyandırmak için çıkan Akçura, 1920’lere gelindiğinde siyasal-pratik olarak Turan fikrinden vazgeçmişti. Hatta Enver Paşa’da somutlaşan İttihatçı Turancılığı “emperyalist Türkçülük” diye tanımlayarak, açıkça tavır da aldı. (4)

Akçura Türkçü fikirlerini Modern Türkiye’nin gerçekliğine göre yeniden biçimlendirdi. Başında olduğu Türk Ocağı’nın etkinlik alanını Türkiye ile sınırlandırdı; oysa önceleri Türklerin birliğini sağlamak için çalışıyordu. Artık sadece Türkiye’deki Müslüman halkların (Kürt, Çerkes, Arnavut, Arap) Türkleştirilmesini (asimilasyonu) savunacaktı ve siyasal fikirlerini de bu çerçevede revize etti. (5)

Rusya çeperlerinden Türkiye’ye gelmiş bir diğer Turancı da Hüseyinzade Ali Bey’di. Hüseyinzade Ali Bey soyadı kanunundan sonra Turan soyadını alacaktı. Hüseyinzade Ali Turan Bakülü bir Azeri’ydi. O Turancılık fikrini “bütün emeli Adriyatik Denizi’nden Çin’e kadar olan memalikte bir Türk İttihadı kurmak”(6) biçiminde özetliyordu. Ancak Hüseyinzade Ali Türk İttihadı diye kavramsallaştırdığı Turan idealini siyasal-pratik olarak hiç savunmadı.

Türkiye’de İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC)’ne katıldı ve İTC’nin önder kadrosu içerisinde yer aldı. İTC’nin Türkçüleşmesinde belirleyici bir rol oynadı. “Türkleşmek, İslamlaşmak ve Avrupalılaşmak” diye özetlediği siyasal program önerisinde, Osmanlı’nın etki alanını kapsayan bir Türk devleti hedefi koydu. (7) Fikirleri özellikle Ziya Gökalp üzerinde oldukça etkili oldu. Hatta ona ait olan “Türkleşmek, İslamlaşmak ve Avrupalılaşmak” formülasyonu Gökalp’le meşhur oldu.

Ziya Gökalp’e gelindiğinde Turan fikrinin temsil ettiği ulusal kapsamın daraldığını görüyoruz. Gökalp Turan’ı Hüseyinzade Ali gibi tanımlamadı. O, hedef olarak Türk İttihadı yerine Oğuz İttihadını tercih etti. (8) 

Kırgızlarla, Özbeklerle ve Yakut Türkleriyle birleşme zemini olmadığını; bu nedenle Türkiye, Azerbaycan, İran ve Harezm Türklerinin siyasal olarak değil ama harsça (kültürel) birleşmesi gerektiğini savundu. Gökalp, Oğuz İttihadı’nın siyasal bir hedef olmadığını özel olarak vurguluyordu. (9)

TURANCILAR TURAN’I SAVUNMUYOR

Görüldüğü üzere, Turan fikrini temellendiren ve Turan fikrine ilişkin özgün tezler geliştiren hiçbir Turancı Türklerin birleşebileceğini olanaklı görmüyor ve yine hiçbir Turancı Turan’ı reel bir siyasal hedef olarak belirlemiyor.

Peki, Turan fikrini ortaya atanlar dahi siyasal-pratik olarak Turan hedefini imkansız gördükleri halde, nasıl oluyor da günümüzde hala Turan’dan söz ediliyor?

Aslında şimdiye kadar ki olan kısımda, Türklerin uluslaşma sürecinde devrimci (burjuva anlamda) niteliğe sahip olan Türkçü teorisyenlerin Turan fikriyle olan münasebetlerini inceledik. Bu dönem tarihsel olarak Türk milliyetçiliğinin ilerici dönemiydi. Örnek verecek olursak; yukarıda saydığımız Turancıların en önemli ortak özellikleri aydınlanmacı ve modernist olmalarıydı. İleriki değerlendirmelerimizde Turan’ı savunanların nasıl laiklik düşmanı bir zemine taşındığını da göreceğiz.

Bundan sonraki aşamada Turan fikrinin emperyalist kapitalizm çağında, burjuva siyasetinin elinde nasıl bir araca dönüştüğünü ve gerici niteliğini değerlendireceğiz.

Bu değerlendirmeye geçmeden önce, Galiyev’in “Kızıl” Turan’ını ve Macar Turancılığına da kısaca ele alalım ki, hiçbir boşluk kalmasın.

SULTAN GALİYEV VE 'KIZIL TURAN'

Baştan ifade edelim. Sultan Galiyev’in ideolojik açıdan; Kafkasya’da, Kırım’da ya da Kazan’da milliyetçi fikirlerle çarlığa karşı çıkan Türkçülerden hiçbir farkı yoktu. Yani Kazanlı Akçura’dan ya da Bakülü Hüseyinzade Ali Bey’den siyasal motivasyon olarak ayrı bir konumda değildi. Şubat 1917 Devrimi’nin Çarlığı yıkması, Çarlığın zulmü altında yaşayan bütün ezilen uluslar tarafından sevinç ve heyecanla karşılandı. Ardından 1917 Ekim’inde Bolşevik Devrimi oldu.

Bu dönemde Galiyev gibi yüzlerce Türk ve Müslüman küçük burjuva aydını yüzünü komünizme döndü. Çünkü komünizm Türk ve Müslüman ulusların kurtuluşları için de tek umuttu. 1917-1921 arasındaki iç savaşta Türklerin ve Müslümanların ulusal örgütleri, Kızıl Ordu’nun yanında saf tuttu. Çünkü Kızıl Ordu’nun yenilmesi durumu Çarlığın geri dönüşü demekti. Eğer Çarlık geri dönseydi Türk ve Müslüman uluslar için ulusal kurtuluş imkansız hale gelecekti.

Bu ulusal örgütler kısa süre içinde Müslüman bölgelerdeki Bolşevik Parti örgütlerine dönüştüler. Bolşevikler Müslümanların yaşadığı bölgelerde zayıftı. Müslümanların yaşadığı bölgeler, birkaç kent dışında tutulacak olursa, neredeyse sanayinin hiç gelişmediği ve buna bağlı olarak da işçi sınıfının zayıf olduğu yerlerdi. Bu nesnel gerekçeler, Müslüman bölgelerde, Bolşevikler ile Müslüman milliyetçi küçük burjuva örgütlerinin iç içe geçmesine neden oldu. (10) Bolşeviklerin doğuda devrimi korumaya, Müslüman milliyetçilerin ise ulusal özgürlüklerini korumaya ihtiyaçları vardı. İşte Galiyev ve “Kızıl Turan” hedefi de bu zorunlu birleşimin en somut ifadesiydi.

Galiyev hiçbir zaman Bolşevik olmadı. Onun hem teorik hem pratik yaklaşımı komünizmi, milliyetçiliğin geçici bir maskesi olarak kullanmaktan ibaretti. Daha 1918 Ocak ayından itibaren Norkomnatz’daki ve Müslüman Merkez Komiserliğindeki faaliyetlerine paralel olarak “Müslüman Komünist Partisi”nin temellerini atmak ve Rusya Müslümanlarını Sovyetlerin denetimi dışında bırakmak için çalışma yürüttü.

“Kızıl Turan” fikrini savunmasının nedenini “devrim yenilgiye uğrasa bile biz Rusya’dan ayrılarak bağımsızlığımızı ilan ederiz” ifadesiyle açıklıyordu. (11) Zaten Kızıl Turan fikrini yüksek sesle söylemesi de Alman ve Macar Devrimlerinin yenilgisinden sonra oldu. Batı’da yenilen devrimi doğuda “sürdürmeyi” iddia ediyordu. Sovyetlerin Türkiye’ye, İran’a, Hindistan’a ve Çin’e “devrim ihraç etmesini” savunuyordu.

“Devrim ihracı” meselesi özellikle Türkiye için çok çarpıcıdır. Çünkü Sovyetler Türk ulusal savaşını karşılıksız destekleme tutumu alırken, Galiyev “Ankara’yı elimize alalım” diyordu.(12)

Galiyev’in komünist maskeli milliyetçiliği Batı’ya emperyalist olduğu için değil, kategorik olarak karşı çıkıyordu. Onun gözünde Batılı burjuvayla Batılı işçi sınıfı arasında hiçbir fark yoktu. Örneğin İngiltere’de işçi sınıfı da iktidara gelse sömürge uluslar için hiçbir şey değişmezdi. Çünkü Batılı uluslar bütünsel olarak sömürücüydü. (13)

Galiyev’in komünizmi kullanarak icat ettiği Turancılık fikri de, diğer Turancılık fikirleri gibi hiçbir şekilde başarılı olamadı. Galiyev’in ardılları ise 2. Dünya Savaş’ı sırasında Hitlerin faşist ordularına asker yazıldı.

MACAR TURANCILIĞI

Turan için örgütlenen ilk Turancılar Macar Turancılarıydı. Macar Turancıları Turan Cemiyeti’ni 1910’da kurdular. 1. Dünya Savaşı’nda Macar topraklarının üçte ikisinin komşu ülkelere kaptırılmasıyla Macar milliyetçileri yüzlerini doğuya çevirdiler. Turan fikri de zorunlu olarak doğuya yönelen Macar milliyetçiliğinin siyasal ifadesi olarak doğdu.

Macar Turancıları, Turan fikrini Türk Turancılarından farklı tanımlıyordu. Turan; İran’ın kuzeyinde yaşayan bütün halkları kapsıyordu ve Türkler de bu kapsamdaydı. Yani Türkiye Türkçülerinin ileri sürdüğü gibi “Türk Birliği” anlamına gelmiyordu.

Irk ve dil birliği konusunda Macar Turancıları da Turan’ın imkansız olduğunu kabul ediyordu. Ünlü Macar Turancı ideolog Pal Teleki “Turancılık ne zaman kendisi için bilimsel destek arasa, her defasında hedefin o kadar ilerisine gitti ki, çok kolay yalanlanabilir oldu.” Diyerek, Turan fikrinin bilim dışılığını itiraf etti ve şöyle devam ediyordu:

“Siyasi hareketlerin ve ülkülerin haklılığının kriteri hiçbir zaman bilimsel hakikat olmamıştır. Bilimsel hakikat doğrulasın ya da yalanlasın fark etmez. Siyasi hareketlerin ve ülkülerin haklılığının kriteri ülküye olan inancın güçlü olması ve başarıdır.” (14)

Pal Teleki Turan’ı, reel siyaset açıdan bir hegemonya aracı olarak tanımlıyordu. Teleki için Turan; bütün Turani halklar üzerinde; Macar burjuvazisinin siyasal, ekonomik ve kültürel etkinlik yürütmesi anlamına geliyordu. Teleki bu amacı Turani halklara “kol kanat germek” motifiyle süslüyordu.

Bu arada, yeri gelmişken çarpıcı bir gerçeğin de altını çizelim. Nasıl Teleki Macarları Turan’a öncülük edecek üstün ulus olarak görüyorsa, Akçura’da Tatarları üstün görüyordu, Gökalp de yine Osmanlı Türklerini üstün görüyordu.

Yola Turan fikriyle, Turani bütün halkları kapsadığını söyleyerek çıkan Macar Turancılığı, Avrupa’da faşizmin yükselmesiyle ırksal temizliği savunan bir ideolojiye dönüştü. Teleki 1941’de Macaristan başbakanıydı. Hitler’le birlikte hareket etti. Hitlerin kendisine verdiği sözü tutmayıp, Yugoslavya’yı işgal etmesiyle intihar etti. (15)

Teleki ile cisimleşen Macar Turancılığı en nihayetinde bir Nazizm payandalığıyla sonlandı.

2. DÜNYA SAVAŞI VE TÜRKİYE’DE TURAN

Nazizm payandalığı demişken, aslında 2. Dünya Savaşı öncesi ve sonrası değerlendirildiğinde, Türkiye Turancılarının kaderi de Macar Turancılarının kaderinden pek farklı değildi.

Savaşın başlamasıyla Türk burjuvazisi ve siyasal temsilcisi CHP yüzünü Hitler’e döndü. CHP içindeki anlamlı bir kesim, faşizme alkış tutuyordu. Dönemin CHP yayın organı olan Cumhuriyet gazetesi Hitler’e selam duruyordu. Başbakan Şükrü Saraçoğlu faşizme duyulan sempatinin en somutlaşmış ifadesiydi.

İlk dönem Türkçülerinin, Turan’dan vazgeçip Türkiye’yi Türkleştirme siyasetine evrildiğinden söz etmiştik. İşte savaşın başlamasıyla birlikte silikleşen Turan fikri yeniden su yüzüne çıktı. 1940’larda, bir anda, birçok Turancı yayın peydahlandı. Reha Oğuz Türkkan ve Nihal Atsız gibi kafatasçı Turancılar bu dönemde ünlendi. Güçlerini Hitler’den ve faşizme ışık yakan Saraçoğlu’ndan alıyorlardı.

Peyami Safa’nın Hitler’le mektuplaştığı zamanlardı. Hitler, Türkiye Turancılarına ve “Rusya Türklerine” Turan vadediyordu. Turancıların hayaline göre; Hitler Sovyetler Birliği’ni yıkacak, Türki halkların yaşadığı coğrafyayı da onlara bırakacaktı. Ancak olmadı. Hitler yenildi ve Türkiye burjuvazisi yüzünü ABD’ye döndü, faşizm hayranlığı anında sona erdi. Özetle Türkiye burjuvazisi için Turancıların payandalığına ihtiyaç kalmadı ve Turancılar ileride yeniden kullanılmak üzere bir kenara konuldu.

MHP’DEN GÜNÜMÜZE TURAN

2. Dünya Savaşı’nın ardından Türkiye burjuva siyaseti ABD’nin Türkiye’ye biçtiği kalıba girdi. Türkiye komünizme karşı savaşan “hür dünyanın” ileri karakolu olacaktı.

1960’ların ortalarına kadar Türkçü-Turancı hareketler etkisiz kaldı. 1960’ların ortasındaysa kenara konuldukları yerden İslamlaştırılarak çıkarıldılar. (16) Eski Turancı şef Nihal Atsız, öğrencisi Alparslan Türkeş’i “Türkçülüğü bırakıp, şeriatçı olmakla” suçladı.

Gerçekten de Türkçü hareket Türkeş’le İslamlaşmıştı. Turancı ideallerin yerini Türk-İslam ülküsü aldı. Aslında Turan hedefi artık romantik bir motivasyonun dışında anlam taşımıyordu. “Hedef Turan, Rehber Kur’an” deniyordu ama Turan sözdeydi, asıl olan, siyasal-pratik biçimlenme Türkçülüğün İslamlaşmasıydı.

MHP bu ideolojik restorasyonun ardından, komünizmi ve yükselen işçi sınıfı hareketini terörle bastırmak için, ABD emperyalizmi ve Türk Devleti tarafından icat edildi.

12 Eylül’le birlikte MHP daha da İslamcılaştı. Hatta MHP’yi yeterince İslamcı bulmayan Muhsin Yazıcıoğlu çevresi MHP’den ayrılarak BBP’yi kurdu. 1960’lardan 1990’a kadar, Turan hedefi ideolojik bir ritüel olarak anılmanın dışında bu çevrelerce hiç kullanılmadı.

1990’ların başına denk gelen iki gelişme Türkçü-İslamcı çevrelerin yeniden Turancı fikirlere yönelmesini sağladı. Birinci gelişme, 12 Eylül’den bir dirençle çıkan Kürt Hareketi’nin varlığı. İkinci gelişme ise Sovyetler Birliği’nin dağılması.

Kürt direnişi ve Türki Cumhuriyetlerin bağımsızlığını ilan etmesi yeni bir Türkçülük dalgasını doğuracaktı. 1960’larda İslamileşen ve kitleselleşmesini de İslamileşme programına borçlu olan Türkçü hareketler, 1990’ların başlarında oluşan yeni duruma göre kendilerini güncellediler.

MHP, Kürtleri imha etme savaşının hem “yasal” hem de yasadışı siyasal odağı haline geldi. 1980 öncesi komünizme karşı savaşan ülkücü çeteler şimdi de Kürtlerin ve ilerici aydınların katliamlarında görev alıyorlardı.

Ülkücü mafya bu dönemde icat oldu. Ülkücü mafyaya “terörle mücadele” ödülü olarak, Türkiye’de ve “Turan coğrafyasında” her türlü organize suçu, devletin kanatları altında işleme özgürlüğü verildi. 1970’lerin anti-komünist kontrgerillası 1990’lı yıllarda yeni bir misyon ve görevle ortaya çıkarıldı.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Türki cumhuriyetlerin olduğu coğrafya, her türlü hegemonyacı müdahaleye açık hale geldi. ABD, Türkiye aracılığıyla özellikle Kafkasya’da etkin rol oynadı. Süleyman Demirel’in başbakan olarak başında olduğu, MHP’li, Ülkücü mafyalı ve Fetullahçıların da odağında olduğu yeni bir Turancılık ortaya çıkıyordu. (17)

Demirel’in “Adriyatik’ten Çin denizine uzanan Türk dünyası” çıkışı, hem Post-Turancılığın kapsamını açıklıyordu hem de devletin resmi yönelimi olduğunu ilan ediliyordu. Türkiye’nin Türki Cumhuriyetlerle 1992’de 145 milyon dolar olan ticaret hacmi 1999’da 1,5 milyar dolara çıktı. 2500’ü aşkın firma “oralarda” iş yapar hale geldi. Yalnızca 1992/93’te yaklaşık 10 milyon genç yüksek öğrenim için Türkiye’ye getirildi. (18)

Fetullahçılığın Türki Cumhuriyetler içerisinde yürüttüğü ajan faaliyeti/ “eğitim seferberliği” de bu dönemde başladı. Türk devleti, Fetullahçılar ve ülkücüler yol açıyor; CIA ise açılan bu yol üzerinden Türki Cumhuriyetlerdeki etki alanını arttırıyordu. Türkeş "Hocaefendi Türk milletinin gönlünde hak ettiği tahtı kurmuştur" (19) diye Fetullah Gülen’i övüyordu.

Türkiye sağcılığı bütün renkleriyle, Türki Cumhuriyetlerde Post-Turan siyasal örtüsü altında muazzam kapsamlı faaliyetler yürüyordu.

1993’e doğru Türk devletiyle Türki cumhuriyetler arasına kara kedi girdi. Türk devleti ve burjuvazisi; Kafkasya ve Orta Asya’daki Türki Cumhuriyetlerin Sovyet sonrası düzene geçişlerine öncülük edecek bir performans gösteremedi. Bu durum Türki Cumhuriyetlerin yüzünü “Yeni” Rusya’ya dönmesini sağladı. Türk sağ medyası Kazakistan ve Özbekistan gibi ülkeleri “Türklük davasına ihanet etmekle” suçladı.

Türk sağı Kafkasya’da ve Orta Asya’da oynadığı benzer rolleri Yugoslavya parçalandıktan sonra Balkanlarda da oynadı. Bu anlamda; mafyözlerin Türkiye’den çıkar çıkmaz, soluğu Balkan topraklarında almaları tesadüf değildir.

Sonuç olarak, Turan bir kez daha “hayal“ olmuştu olmasına ama Türk devleti, ülkücü mafyasıyla ve fetullahçılarıyla Kafkasya’da ve Orta Asya’da ekonomik-siyasal bir nüfuz elde etmişti.

MAFYÖZÜN DİLİNDEKİ TURAN

Görüldüğü üzere Turancılık, hiçbir zaman uygulanamamış ama Türk milliyetçilerinin dilinden de nerdeyse hiçbir dönem düşürmedikleri bir “ideal” olarak karşımıza çıkıyor.

Siyasal-pratik anlamda Turancılık fikrinin;  emperyalistlerin, Türk devletinin ve Türk burjuvazisinin her dönem farklı gerekçelerle kullandığı ideolojik bir kullanım aracı olduğunu da görüyoruz.

Bu nedenle; bugün, her hafta yaptığı ifşaatların sonunda “Birleşik Türk Devletlerini kuracağız” diyen mafyözün, Turan “idealine” sarılmasını çok anlamlı buluyoruz.

Çünkü bugün AKP’de cisimleşen Türk devleti, malum mafyözle ve benzerleriyle birlikte işlediği bütün suçları “milli” bir gerekçeye dayandırdı. Bir uluslaşma fantezisi olarak doğan Turan fikri, gelinen durum itibariyle bir mafya-çete motivasyonuna dönüşmüştür.

Turan fikrinin güncel siyasal pratiği budur.

-----------------------------------------------------------------

1- Unutturulan Türkçü, İslamcı, Modernist-İsmail Gaspıralı, Nadir Devlet, Başlık yayın grubu, 1. Baskı, 2011, İstanbul.

2- A.g.e.

3- Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri-Yusuf Akçura(1876-1935), Françoıs Georgeon, Çeviri: Alev Er, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 3. Baskı, 1999, İstanbul.

4- A.g.e.

5- A.g.e.

6- İttihat ve Terakki Cemiyeti Kurucularından Türkçülük Fikrinin Ünlü Mütefekkiri- Ali Bey Hüseyinzade(Turan), Alaattin Uca, Kömen yayınları, 1. Baskı, Konya.

7- A.g.e.

8- Türkçülüğün Esasları, Ziya Gökalp, Elips Kitap, 4. Baskı, 2016, Ankara.

9- A.g.e.

10- Sultan Galiyev ve Sovyetler Birliğinde Milli Komünizm, Alexandre A. Benningsen-S. Enders Wımbush, Çeviri: Bülent Tanatar, Anahtar Kitaplar, 1. Baskı, 1995, İstanbul.

11- Sultan Galiyev ve Milli Komünizm, Halit Kalkınç, Bulut yayınları, 4. Baskı, 2003, İstanbul.

12- Sultan Galiyev-Üçüncü Dünyacı Devrimin Babası, A. Bennigsen- C. L. Quelquejay, Çeviri: Erden Akbulut-T. Ahmet Şensılay, Sosyalist yayınlar, 1. Baskı, 1995, İstanbul.

13- A.g.e.

14- Macar Turancıları, Tarık Demirkan, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1. Baskı, 2000, İstanbul.

15- A.g.e.

16- Türk Sağının Üç Hali- Milliyetçilik, Muhafazakarlık, İslamcılık- Tanıl Bora, Birikim kitapları, 2. Baskı, 2018, İstanbul.

17- Devlet ve Kuzgun- 1990’lardan 2000’lere MHP, Tanıl Bora-Kemal Can, İletişim yayınları, 3. Baskı, 2007, İstanbul.

18- A.g.e.

19- Alparslan Türkeş'in Fethullah Gülen hakkındaki sözleri: https://t24.com.tr/video/alparslan-turkes-in-fethullah-gulen-hakkindaki-sozleri-yeniden-gundem-oldu,37674